Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2024/2268 E. , 2024/5889 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/1936 E., 2020/2011 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Yargıtay 6.Ceza Dairesinin, 25.01.2024 tarihli ve 2022
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2024/2268 E. , 2024/5889 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/1936 E., 2020/2011 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması Yargıtay 6.Ceza Dairesinin, 25.01.2024 tarihli ve 2022/4295 Esas, 2024/1223 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.04.2024 tarihli ve KD- 2020/116305 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Sanık ... hakkında katılan ...'e yönelik tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 106/1-1, 62. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararın 5271 sayılı Kanun'un 231/12. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olup, itiraz üzerine itiraz mercii olan Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.11.2020 gün ve 2020/379 Değişik iş sayılı kararı ile itiraz istemlerinin reddine karar verildiği, Yüksek dairenin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırıp bozma yapamayacağına yöneliktir. II. GEREKÇE Sanık hakkında tehdit suçundan Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.10.2020 gün ve 2018/713 Esas, 2020/178 Karar sayılı ilamı ile 5 ay hapis cezası verilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, nitelikli yağma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir. Gerçek içtimanın istisnalarından biri olan bileşik suçta; suçun alt bileşenlerinin hatalı bir biçimde ayrı ayrı değerlendirilip bileşen suçlardan herhangi birisi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde, bu karar itirazı kabildir, düşüncesiyle temyiz denetimi dışında bırakılmamalıdır. Nitekim Dairemiz, yağma suçunda tehdit, yaralama ve/veya konut dokunulmazlığını bozma suçları ile hırsızlık suçu birlikte yağma suçunu oluşturduğu hâlde yanlış nitelendirmeyle, hırsızlıktan temyizi kâbil bir mahkûmiyet hükmü kurup, diğer suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırmak suretiyle fiilin bütünü ve bunlarla ilgili olarak verilen bütün hükümleri kapsar biçimde temyiz incelemesi yapmaktadır. (Örn; Y. 13. CD’nin 03.07.2019 günlü, 1381-11817 esas ve sayılı kararında olduğu gibi ...) Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (YCGK) 02.05.1983 günlü ve 65/119 Esas-Karar, 02.05.1994 günlü ve 97-126 Esas-Karar sayılı ve YCGK 2011/370 E., 2011/302 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, hükmün temyiz edilebilir olup olmadığını belirlemek için hüküm tarihindeki yasal düzenlemelerin dikkate alınması gerekmektedir. YCGK.'nın 08.04.2014 tarihli ve 2013/15-509 E., 2014/170 K. sayılı ilâmlarında ve yine YCGK 27.12.2011 tarihli 370 E. 302 K., ve yine YCGK 06.12.2011 tarihli 185 E. 249 K. sayılı kararları başta olmak üzere pekçok kararında dagösterildiği üzere; miktar itibarıyla kesin nitelikteki hükümlerin, kesinlik sınırını aşar nitelikle yaptırım öngörmesi halinde suç vasfına yönelik temyiz üzerine, temyiz incelemesine konu olabileceklerine işaret edilmiştir. Kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermesi ya da isnat edilen eylemin başka bir suça dönüşmesi olasılığının bulunması halinde temyiz edilebilirlik niteliği kazanacaktır.(YCGK 2011/370 E., 2011/302 K.) 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 315. maddesinde, temyiz talebinin kabule değer olup olmadığı ön incelemesinin ilk derece mahkemesince yapılması öngörüldüğü halde, 317. madde ile aynı incelemenin Yargıtay'ca da yapılması hüküm altına alınmıştır. Buna göre temyiz başvurusunda bulunulması halinde hükmü veren mahkemece öncelikle temyiz başvurusunun kabul edilebilir olup olmadığı araştırılacak, bu bağlamda da temyiz talebinin süresinde yapılıp yapılmadığı, kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığı ve başvuruda bulunanın hükmü temyiz etmeye hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığı incelenecektir. Mahkemece temyiz isteğinin kabul edilebilir bulunması halinde herhangi bir karar verilmeden aynı kanunun 316. maddesi uyarınca tebligat işlemleri tamamlandıktan sonra dosya temyiz incelemesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilecektir. Temyiz başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra yapılması ya da kararın temyiz edilebilir nitelikte bulunmaması veya başvuruda bulunanın temyiz etme hak ve yetkisinin olmaması halinde ise ilgili Dairece temyiz talebi 1412 sayılı Kanun'un 317. maddesi uyarınca reddedilecek, temyiz talebinin reddi nedenlerinin bulunmaması durumunda da esas yönünden temyiz incelemesi yapılacaktır. Dosyanın, hükmü temyiz olunan mahkemece verilen temyiz isteminin reddi kararına karşı yapılan başvuru üzerine yollanması halinde de Yargıtay tarafından; ret kararı usul ve kanuna uygun bulunursa temyizin reddi kararının onanmasına karar verilip dosya mahkemesine geri gönderilecek, ret kararının usul ve kanuna aykırı olduğu tespit edilirse, bu karar kaldırılıp hüküm esastan incelenecektir. Diğer bir anlatımla, temyiz başvurusunun kabul edilebilirliği belirlendikten sonra Yargıtayca yapılacak inceleme ilk derece mahkemesince verilen hükmün esasına yönelik olacaktır. Dolayısıyla, hükmedilen sonuç adli para cezasının miktarı itibarıyla kesin nitelikte bulunan yerel mahkeme hükmüne karşı suç vasfına yönelik olarak yapılan temyiz talebinin Yargıtay ilgili Dairesince kabul edilerek, hükmün temyizen incelenebilir olduğunun belirlenmesinden sonra, hükmün esası incelenerek bir karar verilecek, temyizen incelenebilir olduğu kabul edildikten sonra artık hükmün kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle temyiz isteminin 1412 sayılı Kanun'un 317. maddesi uyarınca reddine karar verilemeyecektir. Bütün bu aşamalar geçildikten sonra ise; Hükmün temyizen incelenmesine geçildikten sonra usul ve kanuna uygun bulunması halinde onanması, hukuka aykırılık belirlenmesi halinde bozulması ya da 1412 sayılı Kanun'un 322. maddesinde yazılı şartların bulunması durumunda ise düzeltilerek onanması, başka bir anlatımla esasa ilişkin bir karar verilmesi gerekir. Yargıtay Yerleşik Uygulamaları dikkate alındığında bir hüküm kesin bile olsa eğer suçun vasıf ve niteliğiyle temyiz içeriği gerektiriyorsa (kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermesi ya da isnat edilen eylemin başka bir suça dönüşmesi olasılığının bulunması halinde) kesin nitelikteki kararlar kaldırılıp esastan inceleme yapılabileceği duraksamasız kabul edilmektedir. Hal böyle olunca yani kesin hükmün bile rahatlıkla kaldırılıp incelenebileceğinin kabul edildiği ortamda kesin nitelikte olmayan hatta bir hüküm bile sayılmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kaldırılamayacağının kabul edilmesi söz konusu olmayacaktır. Mahkemeler tarafından zaman zaman bileşik suç olan yağma bileşenlerine bölünmekte hukuken mümkün olmamasına rağmen bileşenlerine ayrılmakta cebir veya tehditten (TCK 149/2. maddesinde belirtilen istisna haricinde) ayrıca ceza verilmekte veya HAGB uygulaması yapılmaktadır. Verilen bu kararların çoğu da kesin nitelikte olmaktadır. Yani tek bir yağma suçu hukuken mümkün olmamasına rağmen hem yağma hem de bileşenleri olan cebir veya tehdit suçundan ayrı ayrı hüküm kurulmasına neden olmaktadır. Bu da sanıkların mağduriyetine neden olmakta aynı suçtan fiilen mükerrer cezalandırılmasına neden olmaktadır. Bu nedenlerle Dairemiz sadece yağma suçundan hüküm kurmak gerekirken yağma suçunun unsuru olan ve yağma suçunun içinde değerlendirilmesi gerekip ayrıca hüküm kurulmaması gereken ancak mahkeme tarafından bölünerek ceza miktarı itibariyle kesin hüküm niteliğinde verilen veya HAGB uygulanan durumlar getirtilmektedir. Ve sanığın aleyhine durum yaratmaması için her iki kararlar da kaldırılarak birlikte değerlendirme yapmaktadır. Her ne kadar her birinin kanun yolu farklı olduğu düşünülebilir ise de olağan kanun yolu ile denetleme imkanı varken olağanüstü kanun yollarına başvurulamayacağı o durumun yargılamanın uzaması ve ek masraflara neden olabileceği ve anayasanın ilgili hükümlerine de aykırılık oluşturabileceği düşüncesiyle YCGK'nın emsal kararları da baz alınarak birlikte değerlendirme yapılmaktadır. Bu durum hem usul ekonomisine hem mükerrer yargılama ve cezalandırma yapma yasağına uygunluk arz etmektedir. Söz konusu uygulama Yargıtay CGK'nın yerleşik içtihatlarıyla da uyum içerisindedir. 13. CD’nin 03.07.2019 günlü, 1381-11817 esas ve sayılı kararı; “...5237 sayılı Kanun'un 86, 106/1. ve 116/1. maddelerinde düzenlenen müessir fiil, tehdit ve konut dokunulmazlığının ihlali suçları suça sürüklenen çocuğun işlediği ... görülen yağma suçunun unsuru ve nitelik hali olduğundan, eylemin parçalanmayacağı ve aynı eylemin bir kısmı için hükmün açıklanmasının geri bırakılması diğer kısmı için mahkûmiyet kararı verilemeyeceği görülerek; sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 86, 106. ve 116. maddelerine ilişkin verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları kaldırılarak yapılan incelemede...” 6 CD 2022/3894 E., 2023/ 9023 K.;”... Gerçek içtimanın istisnalarından biri olan bileşik suçta; suçun alt bileşenlerinin hatalı bir biçimde ayrı ayrı değerlendirilip bileşen suçlardan herhangi birisi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde, bu karar itirazı kabildir, düşüncesiyle temyiz denetimi dışında bırakılmamalıdır. Nitekim Dairemiz, yağma suçunda tehdit, yaralama ve/veya konut dokunulmazlığını bozma suçları ile hırsızlık suçu birlikte yağma suçunu oluşturduğu hâlde yanlış nitelendirmeyle, hırsızlıktan temyizi kâbil bir mahkûmiyet hükmü kurup, diğer suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği takdirde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldırmak suretiyle fiilin bütünü ve bunlarla ilgili olarak verilen bütün hükümleri kapsar biçimde temyiz incelemesi yapmaktadır. (Örn; Y. 13. CD’nin 03.07.2019 günlü, 1381-11817 esas ve sayılı kararında olduğu gibi ...) Bu nedenle somut olayda; silahla tehdit suçunun yağma suçunun unsuru olması nedeniyle sanık hakkında İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.03.2021 tarihli ve 2019/276 Esas 2021/195 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a maddeleri uyarınca silahla tehdit suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararının KALDIRILMASINA...” Aynı yönde 13. CD 2019/9193 E., 2020/629 K.; 13. CD 2019/11827 E., 2020/2726 K.; 6. CD 2021/3635 E., 2022/131 K.; 6. CD 2021/14360 E., 2022/9030 K., 6. CD 2022/3894 E., Bu nedenle somut olayda; tehdit suçunun yağma suçunun unsuru olması nedeniyle sanık hakkında Siverek 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.10.2020 tarihli ve 2018/713 Esas, 2020/178 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1-1.cümlesi uyarınca tehdit suçundan 5 ay hapis ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararının kaldırmak suretiyle fiilin bütünü ve bunlarla ilgili olarak verilen bütün hükümleri kapsar biçimde temyiz incelemesi yapılması gerektiği gözetilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazınının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1.Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE, 2.5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2024 tarihli ve 2022/4295 Esas, 2024/1223 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 09.05.2024 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y Sanık ile katılanlar arasında 12.06.2018 tarihinde Divriği ilçesi Höbek köyü mevkinde meydana gelen tartışma ve kavga sonrası, sanığın katılanlara karşı eylemleri nedeniyle tehdit, kasten yaralama, hakaret ve yağma suçlarından cezalandırılması için kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda; sanığın, katılan ...'e karşı yağma eylemi nedeniyle beraat ve diğer eylemler yönünden de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları verilmiştir. Yağma suçundan verilen beraat kararının istinaf edilmesi üzerine, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda beraat kararı doğru görülerek istinaf isteğinin esastan reddine karar verilmiştir. Katılan vekilinin temyiz isteği üzerine Dairemizde yapılan inceleme sonucunda; sanık hakkında tehdit suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının da kaldırılarak sanık hakkında yağma suçundan mahkumiyet kurulması gerektiği gerekçesiyle bozma yönünde işlem yapılmıştır. Çoğunluk tarafından verilen bozma kararına iki yönden katılmamız olanaklı değildir. Öncelikle, ilk derece mahkemesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının Daire tarafından kendiliğinden kaldırılması hukuk ve yasaya aykırıdır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231 inci maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu düzenlenmiş ve bu kararlara karşı gidilecek yasa yolu ve yöntemi açıkça belirtilmiştir. Buna göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı bir üst mahkemede itiraz yoluna gidilebileceği ve bu itirazın reddi durumunda kararın kesinleşeceği belirtilmiştir. Yine, aynı yasa maddesinde bu kararların hangi koşullarda kaldırılacağı da sayılmıştır. Bu sayılanlar içinde istinaf veya temyiz incelemesi yapan makamlar tarafından yapılabileceği öngörülmemiştir. Bu durumda, Yargıtay Dairelerinin herhangi bir nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarını kaldırarak işlem yapması yasaya açıkça aykırıdır. Diğer taraftan, suça konu olayın meydana gelişi, tarafların savunma ve beyanları dikkate alındığında, teknik yöntemle elde edilmiş başka bir delil ve tarafsız tanık anlatımları tespit edilememesi ile ilk derece mahkemesinin sanığın savunmasının aksinin kanıtlanamadığı ve şüpheden sanık yararlanacağı ilkesini dikkate alarak vermiş olduğu berat kararı ve İstinaf makamının esastan ret kararı yerinde olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin kararının onanması gerekmektedir. Yukarıda yazılı nedenlerle çoğunluğun bozma kararına katılmak olanaklı değildir.