İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2024/3513 Karar: 2024/8936 Tarih: 2024

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2024/3513 K.2024/8936

6. Ceza Dairesi 2024/3513 E. , 2024/8936 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/491 E., 2024/925 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret - temyiz

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2024/3513 E. , 2024/8936 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/491 E., 2024/925 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret - temyiz

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2024/3513 E. , 2024/8936 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/491 E., 2024/925 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret - temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanması Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Sanık ... müdafii tarafından duruşmalı inceleme isteminde bulunmuş ise de; 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299. maddesi uyarınca takdiren duruşmasız olarak yapılan incelemede; I. Sanık ... Hakkında Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık ... müdafii ve katılan ... vekilinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak REDDİNE, II.Sanık ... Hakkında Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde; 5271 sayılı Kanun’nun 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ... ve müdafii ile katılan ... vekilinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Oluş ve dosya içeriğine göre, sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yasal unsurlarının oluştuğu ve sanık hakkında kurulan hükümde, herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca dosyada 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir. Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 05.04.2024 tarihli ve 2024/491 Esas, 2024/925 Karar sayılı kararında sanık ... ve müdafii ile katılan ... vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 288 ve 289. maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, hukuka aykırılık görülmediğinden aynı sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, III.Sanık ... Ve Sanık ... Haklarında Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Hükümlere Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde; Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK’da, 765 sayılı TCK’nın 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı TCK’nın 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı TCK’nın 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı TCK'nın 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları) Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı TCK'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; Oluş ve dosya içeriğine göre, sanık ile katılan arasında dosyaya yansıyan zamana yayılmış ticari alışverişler bulunduğu, katılanın aşamalardaki beyanlarında; sanık ...'ın amcası .... adına kayıtlı arsa üzerinde yapmış olduğu inşaatta payına düşen daire bulunduğunu, sanığın sözleşme yapma yetkisi bulunmaması sebebiyle sanığın amcası ile resmi sözleşme yaptıklarını beyan etmek suretiyle sanık ile aralarında harici alım satımlar yaptıklarını kabul etmiş olması, sanığın ise; katılanın amcaları adına kayıtlı arsalar üzerinde yapmış olduğu inşaatlara aracı olduğunu ve aralarındaki alım satımlar ve vaatler nedeniyle bir takım eksik ödemelerden kaynaklı alacaklı olduğunu savunmuş olması karşısında; sanığın aracı olduğunu iddia ettiği 2 (İki) adet inşaata (Teyyare 2 ve Teyyare 3 Siteleri) ilişkin olarak dosya kapsamında örnekleri mevcut söz konusu taşınmazların tapu kayıtları ve noter onaylı düzenleme şeklinde satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin aslı gibidir onaylı örnekleri celbedildikten sonra, resmi hak sahipleri olan sanığın amcaları ...,...,...,'ın (mümkün olmaması halinde yasal mirasçılarının) tanık sıfatıyla olaya ilişkin bilgi ve görgülerine başvurularak, sanık ve katılan arasındaki alışverişlerin kapsamının ve sanık ...'a söz konusu taşınmazlara ilişkin şifahen tasarrufta bulunma yetkisi verip vermediklerinin sorulması, kovuşturma aşamasında sanığın amcası Bahri İnanmaz'ın sanık aleyhine açmış olduğu hukuk davalarının yanı sıra aile fertleri arasında da miras hukukuna ilişkin hukuk davaları ve murisler tarafından katılan aleyhine açılmış hukuk davalarının bulunduğu iddialarında bulunulması karşısında; adı geçen taraflar arasında herhangi bir hukuk davası bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise dosya arasına celbi ile tüm bu araştırmalar doğrultusunda sanıkların hukuki durumları ve sanık ... ile katılan arasında alacak vereceğe dair hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespiti, hukuki ilişkinin varlığının kabulü halinde ise kapsamının belirlenmesi, yine gerekirse alacak-borç miktarı hususlarının tespiti bakımından, mali ve emlak konularında uzman bilirkişi marifetiyle vaat edilen taşınmaz değerlerine ilişkin rapor alınarak, sanıkların katılanı alıkoymak, darp ve tehdit etmek suretiyle katılandan almış oldukları para ve imzalatmış oldukları senetlerin toplam miktarlarının, suç tarihindeki ekonomik koşullar gözetilerek, gerçek alacağı makul sayılabilecek düzeyde aşıp aşmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edildikten sonra eylemlerinin 5237 sayılı TCK'da düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığı hususlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve soruşturma neticesinde genel geçişli ifadelerle yetinilip yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafii ile katılan ... vekilin temyiz istekleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak ayrı ayrı BOZULMASINA, Hükmolunan ceza miktarları ve tutuklulukta geçirilen süreler dikkate alınarak sanık ... müdafii ve sanık ... müdafiinin tahliye taleplerinin REDDİNE, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Fatsa Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 12.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla