Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2024/364 E. , 2026/1821 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/803 E., 2021/1678 K. ..., ... SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi, esastan reddi, ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak sanığın beraatine,
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2024/364 E. , 2026/1821 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/803 E., 2021/1678 K. ..., ... SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi, esastan reddi, ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak sanığın beraatine, temyiz talebinin reddine dair ek karar TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama, düzeltilerek onama Sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükmün; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: 1.Sanıklar ..., ... ve ... Hakkında Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Hükümlerin Temyiz İncelemesinde; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; "İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları"nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun'un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında bulunan temyiz kapsamındaki suçlardan olmadığı bu sebeple sanıklar müdafiilerinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Tebliğname'ye aykırı olarak oy çokluğuyla REDDİNE, 2.Sanık ... hakkında Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Kurulan Ek Kararın Temyiz İncelemesinde; 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; "İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararları"nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme karşısında temyiz taleplerinin reddine dair ek kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla 5271 sayılı Kanun'un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca tebliğnameye aykırı olarak oyçokluğuyla sanık müdafiinin temyiz taleplerinin reddiyle redde dair ek kararın ONANMASINA, 3.Sanık ... hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Beraat Hükmüne Yönelik Sanık Müdafiinin Vekalet Ücreti Yönünden Temyiz Talebinin İncelemesinde; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararına göre; diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Kendisini vekille temsil ettiren sanık lehine, hazine aleyhine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/1. maddesi gereğince hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenecek vekalet ücretlerine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi sebebiyle kurulan hükümde hukuka aykırılık görülmüştür. Açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararında sanık müdafince öne sürülen temyiz sebepleri ile sınırlı olarak 5271 sayılı Kanun 'un 288 inci ve 289 uncu maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görüldüğünden 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği hükmün BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasına "Beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık lehine, hazine aleyhine ilk derece mahkemesi hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 5450 TL vekalet ücretine hükmedilmesine" ilişkin kısım eklenmek suretiyle hükmün Tebliğname'ye uygun olarak oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 4.Sanıklar ..., ..., ... ve ... Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Hükümlerin Temyiz İncelemesinde; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu'nun takdiri ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararına göre, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Yağma suçunun gerçekleşmesi için bilerek ve isteyerek başkasına ait taşınır malın Türk Ceza Kanunu'nun 148. maddesinde sayılan değerlere yönelen, cebir veya tehditle alınması şeklindeki genel kastın yanında ayrıca "faydalanmak amacıyla" yani "saik" veya diğer bir deyimle "özel kast" ile alınmasınında istenmesi gerekir. Yağmanın kanuni tanımında, kanun metninde manevi unsur olarak faydalanma maksadına yer verilmemekle birlikte suçla korunan hukuki değerden ve suçun ratio legis’inden hareket edildiğinde, yağma suçunda malın faydalanma maksadıyla alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Ayrıca mala zarar verme gibi diğer suçlarda ayrım bakımından da bu maksadın aranması gerekir. Diğer taraftan hırsızlık suçu yağmanın bir unsuru olduğuna göre hırsızlık suçunun haksızlık unsurlarını yağma bakımından da gerçekleşmesi gerekir. Ceza Genel Kurulu'nun 05.02.2013 gün ve 2012/6-1290 E, 2013/35 K; 12.02.2013 tarihli ve 2012/6–1143 E., 2013/47 K.; 05.07.2013 gün ve 1548-346 E.-K. sayılı; 25.02.2014 gün ve 678-98 E.-K. sayılı; 20.05.2014 gün ve 617-271 E.-K. sayılı; 18.11.2014 gün ve 810-501 E.-K. sayılı; 29.03.2016 tarihli ve 2015/13-280 E., 2016/147 K.; 26.01.2016 tarihli, 2015/6-709 E., 2016/33 K. sayılı, kararları da aynı yöndedir ve özetle yağmada "faydalanma kastının" bir unsur olarak aranması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Hırsızlık suçu açısından aranan faydalanmak maksadının burada da bulunması gerekir. Hırsızlık suçundan farklı olarak, kast aynı zamanda cebir veya tehdit kullanmaya da yönelik olmalıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarıda bu yöndedir. Mesela 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun döneminde 6. Ceza Dairesinin 1982/923 E., 1982/8767 K. sayılı ilamlarında; “...yağma suçunun oluşması için failin zorla aldığı malı sahiplenme veya ondan yararlanma iradesini taşıması gerekir...” şeklinde açıkça göstermiştir. Ceza Genel Kurulu'nun (CGK) 1999/7 E.,1999/20 K. sayılı ilamında özetle; menkul malın faydalanmak kastı ile cebir, şiddet kullanılıp alınmasıyla bu suç oluşur denmiştir. CGK 26.11.2002 tarihli ve 2002/271 Esas, 2002/404 Karar sayılı ilamlarında yağma suçunun unsurlarını malın “taşınır mal olması”, “mal sahibinin rızasının bulunmaması (cebir, tehdit)”, “malın alınması“ ve “faydalanma kastının varlığını" yağma suçunun ögeleri olarak belirtmiştir. CGK 2015/709 E., 2016/33;... Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır..." Mesela; Dairemizin 2015/1001 Esas, 2015/40834 Karar sayılı kararında, sanık M.'nin işvereni olduğu katılan M. ve onun kardeşi katılan K.'ye, daha önceki bir tarihte 250,00 TL borç para verdiğinin sabit olduğu, ancak belli bir vadeye bağlanmayan borcunu da ödemeyen katılan M.'nin, çevreye olan borçları hususunda doğruyu söylememesi nedeniyle sanık ile arasının açıldığı, olay günü de bir mazeret göstermeden işyerine gelmeyen katılana kendi cep telefonundan ulaşamayan sanık M.'nin, önce katılan K. ile buluştuğu, K.'nin de ağabeyi olan M.'nin evde olabileceğini söylemesi üzerine birlikte katılanların evlerine doğru yürüdükleri sırada, K.'nin cep telefonundan gizlice mesaj çekip katılan M.'yi uyardığını gören sanık M.'nin, katılan K.'nin elinden telefonu çekip aldığı, katılan telefonunu geri istemesine karşın vermediği, sanığın kendi numarasını görüp açmayan M.'yi kardeşi K.'nin telefonundan arayıp ona ulaşmak istediği, K.'e ait olan telefonla arayan sanığın katılan M.'ye ulaştığı, daha sonra şikayet üzerine yakalanan sanığın telefonu çalışanları aracılığıyla kolluk kuvvetlerine teslim ettiği olayda, olay anındaki tüm koşullar ile sanığın sarf ettiği sözcükler ve/veya hareketler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, suç tarihinden önce ekonomik olarak geliri bulunan ve sabıkasız olan sanığın yanında ücretli çalıştırdığı katılan M.'nin kardeşi olan mağduru hiçbir şey söylemeden mesaj çekmesini engellemek ve katılan M.'ye ulaşmak için elindeki telefonu çekip almak eylemlerinin, yağma kastı ile yapıldığını gösteren deliller karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, suçun hukuki vasfında yanılgı ile yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması..." nedeniyle bozulmasına karar verilmiş, aynı doğrultuda CGK 2015/6-709 E, 2016/33 K sayılı kararında ise ".... Sanık Y.A. hakkında yağma ve silahla tehdit suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda silahla tehdit suçundan yağma suçunun unsuru olduğu gerekçesiyle hüküm kurulmasına yer olmadığına, yağma suçundan ise 5237 sayılı TCK'nun 149/1-a-d, 168/1-3, 62. ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, D. Ağır Ceza Mahkemesince verilen.... hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince ... onanmasına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise; ...Sanığın telefonunun arama listelerini kontrol ederek mağdurenin telefonda görüştüğü numaraları tespit etmek amacıyla aldığı sabittir. Olayın bu oluş şekline, taraflar arasındaki ilişkiye göre, telefonu satmak ya da kullanmak maksadıyla aldığını kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla yağma suçunun manevi unsuru oluşmamıştır Sanığın eylemini mevcut haliyle konut dokunulmazlığını ihlal, silahla tehdit ve silahla kasten yaralama suçu olarak değerlendirilmesi yerine yağma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü usul ve yasaya aykırıdır" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 19.02.2010 günü mağdurenin evine giden sanığın, mağdurenin kapıyı açması üzerine içeriye girdiği, mağdureye “evde kim var lan orospu, öldüreceğim seni” dedikten sonra silahını çıkarıp mağdureye doğrulttuğu, silahın kabzasıyla vurduğu, mağdurenin elinde bulunan cep telefonunu alarak açmaya çalıştığı sırada mağdurenin evden kaçarak olayı polise bildirdiği ... GSM şirketleriyle yapılan yazışmalardan, mağdureye ait telefonun olay tarihinden mağdureye iade edildiği tarihe kadar kullanılmadığının anlaşıldığı... Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda “gasp” olarak adlandırılan yağma, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır... Sanığın olay tarihinde, iki yıldır birlikte olduğu mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip yanında bulunan silahı mağdureye doğrultarak tehdit ettiği, silahın kabzasıyla mağdureye vurduğu, mağdurenin elinde bulunan telefonu arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla aldıktan yaklaşık 20 gün sonra iade ettiği olayda, olay yerine gelen sanığın mağdureye “evde kim var orospu” demesi, telefonu arama kayıtlarına bakmak için alması, kullanmadan mağdureye iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi olan ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği eylemlerin silahla tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir.... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE... Yargıtay 6. Ceza Dairesinin... onama kararının KALDIRILMASINA... D....Ağır Ceza Mahkemesinin ... hükmünün, sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi isabetsizliğinden ....BOZULMASINA...” şeklinde karar vermiştir. Yargıtay uygulamalarında faydalanma kastını doktrinin kabul ettiği ölçüde geniş olarak kabul etmemekte hatta mümkün olduğu ölçüde dar yorumlamaktadır. Mesela CGK 2015/6-709 E. 2016/33 K., CGK ve yine CGK 2015/13-280 E., 2016/147 K., 6. CD 2016/7200 E., 2017/645 K. sayılı dosyalarında faydalanma kastının oldukça dar yorumlamışlardır. Yine CGK 2015/6-709 E., 2016/33 K. sayılı kararında ''... Sanık Y.A. hakkında yağma ve silahla tehdit suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda silahla tehdit suçundan yağma suçunun unsuru olduğu gerekçesiyle hüküm kurulmasına yer olmadığına, yağma suçundan ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149/1-a-d, 168/1-3, 62... . maddeleri uyarınca 4 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, D. Ağır Ceza Mahkemesince verilen.... hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince'' ... onanmasına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise ''...Sanığın telefonunun arama listelerini kontrol ederek mağdurenin telefonda görüştüğü numaraları tespit etmek amacıyla aldığı sabittir. Olayın bu oluş şekline, taraflar arasındaki ilişkiye göre, telefonu satmak ya da kullanmak maksadıyla aldığını kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla yağma suçunun manevi unsuru oluşmamıştır. Sanığın eylemini mevcut haliyle konut dokunulmazlığını ihlal, silahla tehdit ve silahla kasten yaralama suçu olarak değerlendirilmesi yerine yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmü usul ve yasaya aykırıdır" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. 19.02.2010 günü mağdurenin evine giden sanığın, mağdurenin kapıyı açması üzerine içeriye girdiği, mağdureye “evde kim var lan orospu, öldüreceğim seni” dedikten sonra silahını çıkarıp mağdureye doğrulttuğu, silahın kabzasıyla vurduğu, mağdurenin elinde bulunan cep telefonunu alarak açmaya çalıştığı sırada mağdurenin evden kaçarak olayı polise bildirdiği ...GSM şirketleriyle yapılan yazışmalardan, mağdureye ait telefonun olay tarihinden mağdureye iade edildiği tarihe kadar kullanılmadığının anlaşıldığı... Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. 765 sayılı Türk Ceza Kanunun da “gasp” olarak adlandırılan yağma, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup, ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır... Sanığın olay tarihinde, iki yıldır birlikte olduğu mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olduğunu düşünerek evine gidip yanında bulunan silahı mağdureye doğrultarak tehdit ettiği, silahın kabzasıyla mağdureye vurduğu, mağdurenin elinde bulunan telefonu arama kayıtlarına bakmak amacıyla zorla aldıktan yaklaşık 20 gün sonra iade ettiği olayda, olay yerine gelen sanığın mağdureye “evde kim var orospu” demesi, telefonu arama kayıtlarına bakmak için alması, kullanmadan mağdureye iade etmesi gözetildiğinde, ekonomik durumu iyi olan ve yaklaşık bir yıldır mağdureyle birlikte olan sanığın, mağdurenin başka bir kişiyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmek için telefonunu aldığı anlaşılmakta olup sanığın faydalanmak amacıyla telefonu aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, ancak sanığın mağdura karşı gerçekleştirdiği eylemlerin silahla tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturabileceğinin kabulü gerekmektedir.... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE... Yargıtay 6. Ceza Dairesinin... onama kararının KALDIRILMASINA... D....Ağır Ceza Mahkemesinin ... hükmünün, sanığa atılı eylemin nitelendirilmesinde hataya düşülmesi isabetsizliğinden ....BOZULMASINA...” şeklinde karar verdiği görülmüştür. Dairemiz uygulamalarında da Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararlarına uygun olarak bahse konu faydalanma kastının son derece dar yorumlandığı, "mal edinme" veya "sahiplenme yani "kullanma" yada "ekonomik yarar sağlama" şartlarını aramış onun haricindeki saikleri "faydalanma olarak" kabul edilmediği anlaşılmıştır. (Faydalanma kastının varlığının zorunluluğuna ilişkin örnek kararlar için bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.02.2013 gün ve 2012/6-1290 E., 2013/35 K. Yargıtay 6.C.D. 2005/10644 E. 2005/9164 K. Yargıtay 6.C.D. 2015/8292 E. 2017/4019 K. sayılı ilamları) Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve dairemiz kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve .... "in ...." olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanığın üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunamaması halinde sanıkların yağma suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekecektir. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelecek olursak; Katılan ilk ifadesinde özetle; Müşteki ilk ifadesinde eskiden beri .... ile arkadaş olduklarını, 7 yıldır görüştüklerini, olay günü de saat 18.43 sıralarında görüntülü ve sesli olarak görüştüğünü, bu görüşme sırasında...nın evi buldunuz mu diye konuştuğunu duyduğunu, saat 18.45 sıralarında evinin kapısının zilinin çaldığını, kim o diye seslendiğini, cevap verilmediğini, bakmak istediği esnada kapıyı 4 kişinin zorlayarak iterek içeriye girdiklerini, beş altı kez yüksek sesle bağırdığını, 20-25 ... kapının açık kaldığını beyan edip 4 kişinin tarifini vermiştir. Bu şahıslar içeriye girince "bin kilometre uzaktan geldik,....ya şantaj yaptın, tehdit ettin, bunların hesabını sormaya geldik" dediklerini, korkudan bir şey söylemediğini, bu sırada önce 1.70 boylarında olan şahsın yumrukla vurduğunu, sonra dördünün birlikte yatak odasına zorla götürdüklerini ve tekme ve yumruklarla vurduklarını, sonra yanlarında getirdikleri sarı renkli koli bandıyla ağzını ve kollarını bantladıklarını ve yatağının üzerine oturtup konuşmamasını istediklerini, konuşmak istediğinde ise sürekli ağzına bant doladıklarını, bilgisayarın kamerasını ona doğru çevirip çırılçıplak soyup ...'ya gösterdiklerini, kendisinin çıplak olarak fotoğraflarının çekildiğini, utanmasaydım seni burada sinkaf ederdim dediğini, bu şahsın elinde soda şişesi olduğunu ve bu şişeyi kendisine sokmaya çalıştığını ancak gerçekleştiremediğini, sonra tekrar kendisini yüzüstü yatırıp ellerini ve ayaklarını arkadan bağladıklarını ve yatar vaziyette iken her yerine yumruk ve tekmelerle vurduklarını beyan etmektedir. Ayrıca bir ay kadar önce .... ile ar.asının bozulduğunu, kızın ailesinin kızının kendisine göndermiş olduğu fotoğraflardan bahsettiğini, kızlarının nasıl biri olduğunu görmeleri amacıyla onlara fotoğraf ve görüntüleri gönderdiğini, bunların hepsinin kendisini farklı anladıklarını ve elinde başka nüshalar olabileceğini düşündüklerini, bu nedenle bu şekilde fotoğraflarını çekildiğini düşündüğünü iddia etmiştir.Yine müşteki ilk ifadesinde; bu şahıslar içeriye girdikten bir müddet sonra bana o resimlerin nerede olduğunu sordular, ben ağzım bantlı olduğu için kafam ile resimlerin bilgisayarında masanın üstünde olduğunu işaret ettiğini, telefonda var mı diye sorduklarında, bilmiyorum gibisinden kafa işareti yaptığını ardından laptopta MP3 çalarda da olup olmadığını sorduklarını, yine bilmiyorum şeklinde işaret yaptığını, sonra bilgisayar masası üzerinde bulunan sigaradan içtiklerini, 1.70 boylarında olan şahıs bu bilgisayardan....'nın resmi çıkarsa seni gelip öldüreceğim dediğini, sonra ... ile konuşarak resimlerin nerede olduğunu biliyor musun diye sordukları, onun da bilgisayarındadır veya telefonundadır diye cevap verdiği, "bundan sonra bu kızın adını anmayacaksın bir daha görüşmeyeceksin" diye bağırdıklarını, sonra da bilgisayar kasasını.... .... marka telefonunu ve hattını dijital fotoğraf makinesini, mp3 çalarını sonra PlayStation'ı aldıklarını ve bağladıklarını yatağının üzerine yatırdıklarını iddia etmiştir. Müşteki yine bu ilk ifadesinde sanıklardan birinin elinde bıçak bulunduğunu iddia etmiştir. Müştekinin ifadesinden sonra doktor raporunun alınabilmesi amacıyla doktora sevk edilmek istendiğinde, kendisine soda şişesi ile cinsel istismarda bulunmaya çalışılmadığını sadece böyle söylediklerini beyan ederek bu konuda rapor alınmasını istemediğini belirtmiştir, yaklaşık 4 saat sonra ilk ifadesini değiştirmiştir. Müşteki bundan sonra verdiği ifadesinde ise; ifadesini genişletmeye başlamış tanıkların elinde bıçağın yanısıra 9 milimetre çaplı bir tabanca da olduğunu iddia etmiş ayrıca sanıkların eve saat 17 sıralarında geldiklerini belirtmiştir ve ilk ifadesinden farklı olarak yine sadece elektronik eşyaların alınmasıyla yetinilmediğini, evinin karıştırılarak daha birçok değerli eşyasının da alındığını iddia etmiştir. Mağdur sonraki ifadelerinde; sanıkların kendisini yatağın üzerine değil evdeki sandalyeye bağladıklarını iddia edip sanıkların kendisini dövüş tarzlarını, bantlama şekillerini vesaire tamamen değiştirmiş ve yeni bir beyanda bulunmuştur. Mağdurun şişeyle cinsel istismarda bulunmaya çalışma iddiasına ilişkin evde bulunan soda şişesi üzerinde yapılan incelemede sadece mağdura ait parmak izinin bulunduğu tespit edilmiştir. Yine mağdurun bandı yanlarında getirdiler ve beni bantladılar iddiasına karşın, koli bantları üzerinde farklı farklı kişilere ait çok sayıda parmak izi çıkmasına rağmen sanıklara ait herhangi bir parmak izi çıkmamıştır. Müşteki ilk ifadesinde sanıkların eve geliş saati olarak saat 18.45 demesine rağmen sonraki ifadelerinde sanıkların eve giriş saati olarak 17.00 sıralarından bahsetmiş ve uzun süreli darp ve cebre uğradığını iddia etmiş ise de, binanın güvenlik kamera görüntülerinin incelenmesinde 4 şahsın araçtan indiği ve binanın etrafında bakındığı saat olarak 18.26-18.27 civarlarının göründüğü tutanak ile teslim edilmiştir. Dolayısıyla evi bilmeyen sanıkların daireye ulaşmaları zaman aldığı da dikkate alındığında, müştekinin ilk ifadesinde geçen 18.45 civarlarında daireye girdiklerinin kabulünün ve 18.58 sıralarında da araca gittiklerini kabulünün uygun olduğu, ayrıca görüntü kayıtları incelenmesinde binadan sadece üç kişinin giriş çıkış yaptığı, birinin daha önce çıktığı, diğer ikisinin ise daha sonra ellerinde poşetle çıktığını bilirkişi raporunda belirtilmektedir. Mağdur sanıkların kendisini tekme tokat ve ellerindeki aletle çok uzun süreli dövdüklerini ve hatta burnunu kırdıklarını iddia etmesine rağmen alınan doktor raporlarında sadece kollarında hafif yaralanmanın tanımlandığı, burun kırığının ise olaydan 4 ay kadar önce gerçekleştirildiğini adli tıp kurumunca verilen rapor ile sabit olduğu belirlenmiştir. Ayrıca mağdurun kendisine karşı kullanıldığını söylediği bıçak üzerinde sanıklara ait herhangi bir parmak izi çıkmamıştır. Sanıklardan ..., içeriye hiç girmediğini, binanın dışında kız arkadaşı ile telefonla konuştuğunu savunduğu, gelen HTS kayıtlarına göre de, sanığın binanın dışında suç saat ve dakikasında sürekli olarak kız arkadaşıyla görüştüğünün tespit edildiği ayrıca kamera görüntülerine göre de, binadan sadece 3 kişinin çıktığı sanık ...'nın savunmasının bu açıdan doğru görüldüğü, Sanıklardan .... da,...'ın telefonunun kendisinde kalması nedeniyle çağırdığını, bu nedenle eve hiç girmeden binanın içinden geri döndüğünü savunmuş, izlenen kamera görüntülerine göre de, sanık ...'ın diğer iki sanıktan önce binadan tek başına çıktığı hususunun rapor edildiği ve dolayısıyla sanığın savunmasının bu açıdan maddi gerçekliğe uygun görülmektedir. Sanık ... ise savunmasında, ... ile birlikte yukarıya çıktığını,...'un kendisine müşteki ile baş başa özel görüşmek istediğini söylemesi nedeniyle daireden ayrıldığını savunmuştur. Sanık ...'de mağdur ile baş başa konuştuğunu, kendisine yaptığının ayıp olduğunu söylediğini, içerisinde fotoğrafların bulunma ihtimaline binen mağdurun rızası ile bilgisayar ve laptopunu aldığını, başka da bir şey yapmadığını savunmuştur. Mağdurun evinde yapılan görgü tespit ve parmak izi incelemesinde; parmak izinin sadece bilgisayar kasa ve monitörlerinin olduğu bölümden çıktığı, başka her yer gibi bir yerde parmak izine rastlanmadığı, ayrıca görgü tespite göre evde herhangi bir kırılma dağılma veya dağıtılma şeklinde benzer bir şeye rastlanılmadığı mealinde tutanak tutulmuş olduğu gözlemlenmiştir. Ekmek bıçağının üzerinde de sadece müştekiye ait parmak izi çıkmıştır. Mağdurun uzun süre tekme tokat ile dövüldüğünü söylemesine rağmen vücudunda kollarındaki basit izlerin ötesinde herhangi bir darp cebir izine de rastlanmadığı tespit edilmiştir Ayrıca mağdur telefonla ayrıldığı kız arkadaşıyla görüştüler, görüntü ve resimlerimi attılar iddiasında bulunmasına rağmen bu hususların getirilen HTS kayıtları ve görüşme dökümanları ile yapılan tespitlere uymadığı anlaşıldığından bu konularda KYOK ve beraat kararı verildiği gözlemlenmiştir Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, mağdurun aşamalarda sürekli olarak değişiklik gösteren ve aksi maddi delillerle ispatlanan soyut ve çelişkili beyanlarının ötesinde sanıkların atılı suçu işledikleri yönünde soyut iddiadan başka delil bulunmadığından, atılı suçlama suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi. Kabule göre de; mağdur ifadeleri defalarca değişiklik gösterse de değişmeyen içeriğine göre, sanık ...'un nişanlısı ve sonraki eşine ait mağdur ile olan arkadaşlıkları döneminden kalan ve şantajda kullandığı anlaşılan resim ve görüntülerin alınıp imha edilmesi amacıyla mağdura ait resim veya görüntü kaydetme özelliği olabilecek ve hangisinde olduğu, mağdur ve sanıklar tarafından da bilinmeyen elektronik cihazların yani kaydetme özelliği bulunan cihazların sanıklar tarafından alınmasında ekonomik yarar sağlama, kullanma veya malikmiş gibi tasarrufta bulunma yani faydalanmak kastının bulunmadığı anlaşıldığından, sadece müessir fiil suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, Açıklanan nedenle; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin kararında, sanıklar müdafiileri tarafından ileri sürülen nedenler ve 5271 Sayılı Kanun'un 2 88... maddeleri kapsamında resen incelenmesi gereken konular yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görüldüğünden, 5271 sayılı Kanun'un 302/2 maddesi gereğince Tebliğname'ye aykırı olarak oyçokluğuyla kararın BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Karabük Ağır Ceza Mahkemesine Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,25.02.2026 tarihinde karar verildi. KARŞI OY: Anayasa Mahkemesinin 27.01.2026 tarih ve 2020/39936 başvuru no'lu dosyasında kabul kararı verdiği ve henüz gerekçesi yazılmasa da; ceza davasında bağlantılı suçlardan birine ilişkin temyiz incelemesi devam ederken diğer suçtan kurulan hükmün istinaf aşamasında kesinleşmesi ve kesinleşen hüküm yönünden infaz aşamasına gelinmesi Anayasanın 36. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine dair karar vermiştir. 5237 sayılı CMK 8. maddesi Bağlantı kavramını tanımlamıştır. CMK Madde 8; " (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır. (2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç sayılır" şeklindeki açık düzenlemede dikkate alındığında bağlantılı suçlarda birlikte görülen davada sanık hakkındaki suçlardan bazılarının farklı kademelerde kesinleşirken, aynı suçtan aynı dosyada bağlantı nedeniyle birlikte yargılanan sanıklardan bazıları hakkındaki kararlar İstinaf aşamasında kesinleştirilirken bağlantılı diğer sanığın Temyiz incelemesine gönderilmesi Açıkça Anayasa ve CMK'nın amir hükümlerine aykırılık teşkil edeceği açıktır. Bu nedenlerle sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında mağdur ...' ya yönelik ... eylemininde temyiz kapsamında kaldığı değerlendirilerek yapılan incelemede; Mahkemenin kabul ettiği eylemi gerçekleştirmeye yetecek kadar saat 18. 45... .58 saatleri arasında yaklaşık 10-12 dakikalık bir süreyle evinde tutma halinde yağma suçunu gerçekleştirmeye yetecek kadar süreyle alıkoymada ayrıca hürriyeti tahdit suçunun oluşmayacağının gözetilmemesi, nedeniyle bozulmalıydı. Bu nedenle red kararı veren çoğunluk görüşüne katılmıyorum. KARŞI OY; Katılanın aşamalardaki özünde değişmeyen istikrarlı beyanları, sanıklar ..., ..., ... ve ...'nun dolaylı kabul mahiyetindeki savunmaları, katılanın ikâmet ettiği apartmana ait güvenlik kamerası kayıtları, sanık ...'in parmak izinin tespit edildiği ekspertiz raporu, teşhis tutanağı, İletişim Başkanlığına ait HTS kayıtları nazara alındığında sanıkların yağma suçunu işledikleri kanaatinde olduğumuzdan (4) numaralı hüküm yönünden sayın çoğunluğun bozma kararına iştirak etmiyoruz.