Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2024/3686 E. , 2024/9308 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/4306 E., 2024/1010 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı, istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurularının esastan reddi ile hüküm
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2024/3686 E. , 2024/9308 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/4306 E., 2024/1010 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi kararı, istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanması Tebliğnamede sanıkların bu suçtan tutuklu bulundukları belirtilmiş ise de, ilk derece mahkemesinin 01.06.2023 tarihli kararı ile sanıklar haklarında yurt dışına çıkmamak şeklinde adli kontrol uygulanmasına dair karar verilmiş olduğu belirlenmekle yapılan incelemede; Her ne kadar 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11 inci maddesi uyarınca vekil ile takip edilen işlerde tebligatların vekile yapılması gerektiği gözetilerek sanık ...'un müdafiine gerekçeli karar tebliğ edilmiş ise de; sanık müdafiinin kararı temyiz etmediği ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.02.2022 tarihli ve 2019/16-573 Esas, 2022/119 Karar sayılı kararında "...sanığın ve müdafiisinin yokluğunda verilen hükmün müdafiiden başka, kamu davasının tarafı, süjesi, cezanın sorumlusu kısacası ilgilisi olan sanığa da ayrıca tebliğ edilmesi gerekmektedir. Burada yapılan tebliğin, kararın içeriği hakkında bilgi sahibi olmayı ve müdafiinin kusurlu davranışı ile kanun yolu başvuru süresini geçirmiş olması halinde eski hâle getirme imkânının bulunup bulunmadığının incelenerek koşullarının bulunması hâlinde eski hâle getirme talebinde bulunma imkânı amacı taşıdığından kanun yollarına başvurma süresinin müdafiiye yapılan tebligat ile başladığı kabul edilmelidir." şeklinde yer alan kabul dikkate alındığında, sanık ...'un eski hale getirme istemi ve temyiz talebi süresinde kabul edilerek yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301. maddesinin "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ..., sanık ... müdafii ve sanık ... müdafii nin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu'nun takdirine göre; suçun, sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri de yerinde görülmemiştir. Ancak; Suçu birlikte işleyen sanıkların neden oldukları yargılama giderlerinden ayrı ayrı sorumlu tutulmaları yerine, 5271 sayılı Kanun'un 326/2. maddesine aykırı biçimde "Yargılama giderinin Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 326. maddesi uyarınca sanıklardan eşit olarak tahsiline" şeklinde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ..., sanık ... müdafii ve sanık ... müdafiinin temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, ilk derece mahkemesinin (10) numaralı hüküm fıkrasından "Tebligat gideri 224,00 TL, posta gideri 214,50 TL olmak üzere toplam 438,50 TL yargılama giderinin sanıklardan eşit oranlarda tahsili ile Hazine'ye gelir kaydına" ilişkin bölüm çıkarılarak yerine, "Sanıklara, sebebiyet verdikleri yargılama giderlerinin ayrı ayrı yükletilmesine" tümcesi yazılmak suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin Tebliğname'ye uygun olarak ayrı ayrı DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bergama Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 19.09.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ 5271 sayılı Kanun'da kararların sanıklara tebliğine ve kararlara karşı kanun yoluna başvurmaya ilişkin hükümler şu şekilde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 35/2. maddesi; 'Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hakim veya mahkeme kararları hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.', 5271 sayılı Kanun'un 35/3. maddesi; 'İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar kendisine okunup anlatılır.' şeklindedir. 5271 sayılı Kanun'un Tebligat usulleri üst başlığını düzenleyen 37. Maddesi; "Tebligat, bu Kanunda belirtilen özel hükümler saklı kalmak koşuluyla, ilgili kanunda belirtilen hükümlere göre yapılır." Kanun yollarına başvurma hakkı; Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır. (2) (Değişik: 18/6/2014-6545/73 md.) Ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler. (3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir. Avukatın başvurma hakkı Madde 261 – (1) Avukat, müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir. Anayasamızın Madde 141. maddesine göre "davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." AİHS’in 6. maddesinin 1. fıkrasına göre “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı başlığını taşıyan 45. maddesi; "İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması halinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur." Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir. İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır. İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır. İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur. İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler...." şeklinde hüküm içermektedir. Yargıtay İ.B.B.G.K.'nin 10/07/1940 tarihli ve 07-75 numaralı kararlarıözetle; "...Davanın son dereceye kadar takibi için vekil tayin etmiş olan bir kimseye ilam tebliği mümkün bulundukça müvekkiline tebligat yapılması kanuna aykırı ve bu sebeple tebliğ dahi hükümsüz olduğundan, kanun yoluna başvurma için belli olan süre böyle yolsuz bir tebliğ üzerine cereyan etmez..." ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 16.09.1985 tarihli ve 178-361 numaralı yine 26.05.1986 tarihli ve 561-295 numaralı kararlarına göre özetle; "… kararların sanık müdafisine tebliğinin yeterli olduğu ve ayrıca sanığa tebliğe gerek bulunmadığı…" belirtilmiş ve müdafisi bulunan sanıklar yönünden tebligatın sanığın müdafisine yapılacağı bu hususun müdafinin görevi içinde bulunduğu dolayısıyla yoklukta tefhim olan kararın vekile tebliğ edilmesi gerektiği ayrıca sanığa yapılan tebligatın hukuksal geçerliliğinin bulunmadığı karar altına alınmıştır. Tebligat Kanunu'nun 11. maddesine göre; 'Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır, vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak Ceza Muhakemeleri Usulu Kanunu'nun kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.' düzenlemesi yer almaktadır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11.2.1959 tarihinde kabul edilmiştir. 11. maddesi ise 06.06.1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bilindiği gibi kanunların uygulanmasında öncelik sırası gözetilirken özel kanun genel kanundan önce uygulanır kuralı geçerlidir. Ayrıca bir konuda Yargıtay İçtıhatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca yapılmış içtihat birleştirmesi var ise bu karar YK 45. maddesinin açık düzenlemesi nedeniyle kanun hükmündedir. Söz konusu içtihat değiştirilinceye veya içtihadı ortadan açıkça kaldıran bir kanuni düzenleme yapılıncaya kadar söz konusu düzenleme geçerlidir. Artık bir mahkeme içtihadı olarak değil bir kanun hükmü gibi herkesi bağlar. Söz konusu YİBBGK çıkarıldığı dönemde yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK 33. vd maddeleri 2005 yında yürürlüğe giren 5271 sayılı kanunda Cmk 35 e 37. maddelerinde büyük ölçüde korunmuştur. Sadece biraz daha açıklanmıştır. Hatta 37. maddesi "Tebligat, bu Kanunda belirtilen özel hükümler (CMK 35/3 cezaevindeki sanığa okunup -anlatılmak suretiyle bizzat yapmak gibi )saklı kalmak koşuluyla, ilgili kanunda belirtilen hükümlere göre yapılır" demek suretiyle daha önce 1412 sy 35. maddesindeki düzenlemeyi aynen korumuştur. 5271 sayılı Kanun'un 37. maddesinin tasarısında 2. fıkrası " yokluklarında verilen her türlü karar, sanık ve müdafiine ayrı ayrı tebliğ edilir" şeklinde iken TBMM komisyon tartışmalarında buna gerek olmadığı ve yargılamayı uzatacağı, kötü niyetlilere pirim vereceği ekonomik olarak sıkıntı yaratacağı gibi gerekçelerle metinden çıkarılmıştır. (TC Adalet Bakanlı Yayın İşleri Daire Başkanlığı Tutanaklarla Ceza Muhakemesi Kanunu Ankara 2005 s. 214-216) Ceza davalarında tüm sanıkların vekille tebliğ edilme zorunluluğu yoktur. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun'un normal kuralları düzenlemiş ve bunu göstermiştir. 5271 sayılı Kanundaki süreler, temyiz uygulamaları tebligat genel düzenlemelerdir. Normalde hakkında ceza davası olan herkese uygulanması gerekir. Ancak hem avukatlık kanunu hemde tebligat kanunu özel düzenlemelerdir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda, istinaf yoluna başvurabilecek kişiler açıkça ve ayrıca düzenlenmiş olmasına karşın, temyiz yoluna başvurabilecek kişilere ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak temyiz de olağan bir kanun yolu olup kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre başvurma hakkı olanlar temyiz kanun yoluna başvurabilirler. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar, verilen hüküm veya karar nedeniyle hukuki hakları zarar gören üçüncü kişiler, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşinin temyiz kanun yollarına başvuru hakkı bulunmaktadır. Müdafii kanun gereğince atanmaktadır müdafilik ücretini de kamu ödemektedir. Vekilin ücretini sanık kendisi ödemektedir. Anayasanın 40/2. maddesinde ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile diğer mevzuatlarda sanık müdafinin sanığın savunmasını yapma, sanık adına yapılan tebligatı alma ve kanun yollarına başvurma gibi tüm konularda vekile göre daha az yetkili olduğuna dair bir ayrım ve düzenleme yoktur. Kanun yoluna baş vurma hak ve yetkisi açısından vekilde müdafi de aynı yetkilere sahiptir. Kanun yollarına başvurma süresini mazeretsiz kaçıran sanık vekili de sanık müdafi de aynı cezai müeyyidelere maruz kalmaktadır. Tebligat veya sanığın haklarının savunma açısından müdafi ile vekil arasında ayrım yapmak Anayasanın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35/2. maddesi içeriği incelendiğinde ise müdafisi bulunan sanık hakkında verilen ve kanun yollarına başvurulması mümkün bir hükmün sadece sanığa tebliğ edileceğine, müdafisinin tebliğ alma hak ve görevinin kanun tarafından kaldırıldığına ilişkin açık bir düzenlemenin yer almadığı, bu doğrultuda bu madde ile birlikte Tebligat Kanunu'nun 11. Madde, 1. cümlenin amir ve emredici konumunun sürdüğü anlaşılmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35/2. maddesi bu anlamda bir istisna olmadığından temyiz hakkının kullanılabilmesiyle ilgili hukuki sürece bir etkisi bulunmamaktadır. Aksi kabulün temyiz hakkının kullanımının şart ve usulleriyle ilgili bir karışıklığa sebebiyet verebileceği, temyiz hakkı gibi ceza muhakemesinde özel önem taşıyan bir hakkın kullanımında sanığı müdafi yardımından yoksun bırakabilecektir. Bu durum müdafiden yararlanma hakkının özüne dokunan bir sonuç yaratacaktır. Kanun koyucunun amacının bu yönde olması düşünülemez. Gerek avukatlık kanunu gerekse Tebligat Kanun'u sadece tebligata ilişkin uygulamada ek hüküm getirmektedir. Onun haricinde hiç kimsenin temyiz hakkını elinden almamaktadır. Almasıda mümkün değildir. Aslında 5271 sayılı Kanun'un 35/2. fıkrası "hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur" şeklinde genel bir düzenleme getirmiştir. Ceza yargılamasının asıl sujesi, tarafı sanık olduğuna göre buradaki 'ilgili'den kastedilenin sanık veya katılan yada bunlar adına hareket yetkisi bulunan vekiller olduğu kuşkusuzdur. Kanun bu maddesi ile aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek bir kararın, yokluğunda verilmesi durumunda ilgilisine tebliğ edilmesini zorunlu kılmıştır. Avukatlık kanununa göre vekil asılın yanına geçmektedir. Onun haiz olduğu hakları tek başına kullanabilmektedir. Yani vekil Asilin adına yargılamada "ilgili" sıfatını kazanmaktadır. Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır şeklinde net emredici bir hüküm koymuştur. Söz konusu hüküm YİBBGK'nın 10/07/1940 tarihli ve 07-75 kararıylada çelişmemekte hatta tamamlamaktadır. 5237 sayılı Kanun'un 35/3. maddesinde gösterilen şekkiller hariç (TK 11/son nedeniyle) Tebligat kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. 5271 sayılı Kanun'da TK 11. maddesi ile çelişen herhangi bir hüküm yoktur. Tebligat kanunu "vekile de yapılabilir" deme imkanına sahipken sadece "vekile yapılır" şeklinde hüküm kurması nedeniyle vekile yapılan tebligatın ayrıca sanığa da çıkarılması hukuken mümkün değildir. Buna zaten gerekte yoktur. İlgililerin temyiz hakkalarına hiçbir kısıtlama getirilmemekte sadece bilgilendirme açısından vekile yapılan bilgilendirme yeterli kabul edilmektedir. Kısaca açıklayacak olursak; 1-Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarının (CGK 2019/16-573 E, 2022/119 K) bağlayıcılığı sadece kendi konusa ilişkindir. Onun haricinde bağlayıcılığı yoktur. 2-Tebligat kanunundaki düzenleme sanıkların temyiz hakkını elinden almamaktadır. Çünkü 5271 sayılı Kanun'un 35/2 "hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur" demektedir. Vekil veya müdafi ilgilisi adına ona vekaleten hareket etmektedir. Dolayısıyla tebligat zorunluğu da devam etmektedir. Ancak tebligat daha teknik bilgiye haiz olan vekile (müdafiye) yapılmaktadır. 3-Kanun koyucunun amacı hem sanık hem vekile tebliğ değildir öyle olsaydı 5271 sayılı Kanun'un 37. maddesindeki taslak metninde yer alan ve hem asile hemde vekile tebligatı zorunlu kılan " yokluklarında verilen her türlü karar, sanık ve müdafiine ayrı ayrı tebliğ edilir" şeklindeki düzenleme kaldırılmaz olduğu gibi bırakılırdı. 4-Tüm şüpheli ve sanıkların zorunlu müdafi veya müdafi ile temsil edilmesi zorunluluk olmadığı gibi kanunen zorunlu olanların haricinde gerekte yoktur. Bu nedenle genel nitelikteki 5271 sayılı Kanun'daki hükümleri vekil ile takip edilmeyen işler içinde uygulama imkanı olduğu gözetilerek hazırlandığıda göz ardı edilmemelidir. 5-5271 sayılı Kanun ile Tebligat Kanun'u çelişmemekte birbirini tamamlamaktadır. 6- Çelişki bulunsa Özel Kanun'un genel kanundan önce uygulanması prensibi gereği Tebligat Kanun'u ve Avukatlık Kanununa öncelik verilmesi gerekecektir. 7-Gerek Avukatlık Kanunu gerekse Tebligat Kanun'u sadece tebligata ilişkin uygulamada ek hüküm getirmektedir. Onun haricinde hiç kimsenin temyiz hakkını elinden almamaktadır. Almasıda mümkün değildir. 8- YİBBK kararları yeni bir YİBBK kararı verilinceye yada uygulamasını ortadan kaldıran hukuki düzenleme yapılıncaya kadar yürürlüktedir. Kanun gibi herkesi bağlar. Vekille yapılan işlerde tebligatın vekile yapılacağına ilişkin YİBBK halen yürürlüktedir. Sonradan çıkarılan Tebligat kanunu bu düzenlemeyi iptal etmediği gibi destekler düzenleme içermektedir. İçtihadı kanun maddesi haline getirmiştir. Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda uyulması zorunlu olan YİBBK ve Tebligat kanunu 11. maddesi uyarınca vekil ile temsil edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunlu olduğu asile tebligat gerekmediği için süresinde yapılmayan temyiz talebinin reddi gerekir kanaatinde olduğumuzdan asilin süresinden sonra yaptığı temyiz talebinin kabulu ile işin esasına giren çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Süresinden sonra yapılan temyiz nedeniyle temyiz talebinin reddine karar verilmeliydi... Görüş ve kanaatindeyim.