Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2024/4941 E. , 2025/8542 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/135 E., 2024/244 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Red, temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması Sanık ... ve suça sürüklenen çoc
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2024/4941 E. , 2025/8542 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/135 E., 2024/244 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Red, temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması Sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde, bozma sonrasında sirayet üzerine kurulan hükümlerin temyiz imkanı bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın kesin nitelikte bulunduğu belirlenmiştir. Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık ... hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. Bozma Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.2019 tarihli kararının istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi tarafından verilen kararın sanık ... müdafiinin temyizi sonrasında, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 04.03.2024 tarihli, 2022/7171 Esas ve 2024/2935 Karar sayılı ilâmı ile bozulmasına karar verilmiştir. B. Bozma Sonraki Yargılama Süreci Bozma üzerine Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.06.2024 tarihli ve 2024/135 Esas ve 2024/244 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında, nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu' nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a,c, 150/2, 168/3, 62/1, 53 maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Katılan Vekilinin Temyiz İstemi Gerekçenin yasal, yeterli ve makul olmadığına, 5237 sayılı Kanun’un 150/2 maddesinde düzenlenen değer azlığı ve aynı Kanun’un 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir. 2. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulmasının önceki hükümde aleyhe bozma olmaması nedeniyle kazanılmış hak ilkesine aykırı olduğuna, zararın soruşturma aşamasında giderildiğinin değerlendirilip sanığa 5237 sayılı Kanun’un 168. madde hükümleri uyarınca ½ indirim uygulanması gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Sanık ... Hakkında Kurulan Nitelikli Yağma Suçu Bakımından Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. III. KARAR I- Sanık ... ve Suça Sürüklenen Çocuk ... Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden Sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında kurulan hükümlerin sirayet müessesesinin yasal sonucu olarak kurulduğu ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.01.2017 tarihli ve 2016/13 - 982 Esas, 2017/29 Karar sayılı kararına göre, bozma sonrasında sirayet üzerine kurulan hükümlerin temyiz imkanı bulunmadığından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 298/1 maddesi uyarınca, katılan vekilinin, sanık ... müdafii ve suça sürüklenen çocuk ... müdafinin temyiz isteklerinin oy çokluğu ile REDDİNE, II- Sanık ... Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında, katılan vekilinin ve sanık ... müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 2 88... . maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, hukuka aykırılık görülmediğinden aynı sayılı Kanun'un 302/1 maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1 maddesi uyarınca Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 14.10.2025 tarihinde karar verildi. M U H A L E F E T Ş E R H İ Bozmanın sirayeti sebebiyle mahkemesince kurulan hükmün sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ... müdafileri tarafından temyiz edilip edilemeyeceği ön sorun olarak incelenmiştir. Adil yargılanma hakkının en önemli başlıklarından birini oluşturan savunma hakkı, temel bir insanlık hakkı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6 ncı ve 2709 sayılı Anayasa’mızın 36 ncı maddeleriyle 5271 sayılı Kanun’un çeşitli hükümlerinde güvence altına alınmıştır. Kanun yoluna başvurma hakkı da, savunma hakkının en önemli bölümlerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36 ncı maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (.... Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34). Kanun yoluna başvurma hakkı, aynı zamanda hak arama özgürlüğü ile erişim hakkının da önemli alt başlıklarından birisidir. Öte yandan; 7 No.lu Ek Protokolün “Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı” başlıklı 2 nci maddesi uyarınca; kural olarak herkes aleyhine verilen mahkûmiyet hükmünü yüksek bir mahkemede yeniden inceletebilme hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (...., B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığına yönelik uyuşmazlığın çözümlenmek üzere bir yargı makamı önüne taşınması kanun yoluna başvurma olarak nitelendirilmektedir. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Adil yargılanma hakkı bir mahkeme kararına karşı üst yargı yollarına başvurabilmeyi güvence altına almamakla birlikte gerek suç isnadına bağlı yargılamalarda gerekse medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamalarda istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise bu kanun yolları yönünden de adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin sağlanması gerekir (...., B. No: 2015/1950, 22/2/2018, § 37). Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13 üncü maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13 üncü maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36 ncı maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13 üncü maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfi müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (... , B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60). Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56). Temel hak ve özgürlükler ile hak arama hürriyeti ona bağlı hak ve özgürlükler kişinin lehine olacak şekilde yorumlanabilir. Kişinin aleyhine hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı tarzda yorumlamaz. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (AİHS ) 6 ncı maddesindeki Adil Yargılama Hakkı ilgili mahkemeler tarafından sürekli sanık lehine genişletilerek yorumlanmaktadır. Bunun tersine yani hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı yorum yapılamayacağı açıktır. Kanunumuzda temyizi düzenleyen hükümlere göz atacak olursak; Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 267 nci maddesi uyarınca, hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz kanun yoluna gidilebilir. Aynı Kanun’un 272 ve devamı maddeleri uyarınca, (Suçluların iadesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesinde belirtilen istisnalar dışında) İlk Derece Mahkemesinden verilen bütün nihai kararlar yâni hükümler, kural olarak istinaf kanun yolu denetimine tâbidir. (Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 272/3. maddesinde belirtilen istisna kapsamında kalan hükümler ise; kesindir.) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1 inci maddesi uyarınca, istinaf mahkemesinin verdiği bozma dışındaki kararlar ile aynı maddenin 2 nci ve 3 üncü fıkrası kapsamında belirtilen istisnalar dışındaki bütün istinaf mahkemesi kararları temyiz kanun yolu denetimine tabidirler. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 306 ncı (1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 325) maddesi uyarınca, hüküm sanık lehine bozulmuşsa ve bu hususların temyiz isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa, bu sanıklar da temyiz isteminde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından yararlanırlar. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 21.05.20 19... -453 sayılı kararında ve yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere; önceki hükmü temyiz etmeyen sanığın sirayet üzerine verilen kararı temyiz edilemiyeceği görüşündedir. Dairemiz ise; yukarıda açıklanan gerekçeler ile Any. m. 36, AİHS m. 6, (7) No.’lu Ek Protokol m. 2/1, 5320 sayılı Kanun'un m. 8/1 ve 5271 sayılı Kanun'un m. 306, 260 ve devamı hükümleri uyarınca önceki hükmü temyiz etmeyen sanığın sonradan verilen hükmü temyiz edebileceğini kabul etmekte idi. Bilindiği gibi ilk hükmü temyiz etmeyen sanığın şeriklerinin temyizi üzerine yapılan incelemede bozma kararı verilmiş ise bu karar maddi hukuka ilişkin ise Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 306 uyarınca temyiz etmeyen failede temiz etmiş gibi sirayet ettirilmektedir. Bundan sonra mahkeme sirayet ettirilen kişi için de yargılama yapmakta ve bir hüküm kurmaktadır. Bu yeni hüküm de maddi hata olabileceği gibi şeklen lehe görünse de fiilen aleyhe sonuç doğurabilir. İlk kararı bir şekilde temyiz etmeyen veya edemeyen sanık hakkında verilen yeni hükmü temyiz etme hakkı bulunmalıdır. Bu hak geçmiş tarihli bir içtihat gerekçe gösterilerek elinden alınmamalıdır. Örneklerle açıklayacak olursak sanık hakkında açılan davada yerel mahkemece Türk Ceza Kanun'un 165 inci maddesi uyarınca mahkûmiyetine karar verilmiş olsa sanık bu hükmü bir an önce infaz ettirip normal hayatına dönmek için temiz etmese şeriklerden birinin temyizi üzerine Yargıtay şerikin cezasının Türk Ceza Kanun'u 141 inci maddesi kapsamında hırsızlık suçu oluşturduğu ve etkin pişmanlık uygulaması gerektiğini belirterek kararı bozması halinde ( ki Türk Ceza Kanun'un 165 maddeyle ilgili suçlarda Türk Ceza Kanun'un 168 maddesi uygulanmamaktadır) görünüşte temiz etmeyen sanık lehine sonuç doğuracak diye sirayet ettirilirse Türk Ceza Kanun'un 141 maddesindeki hırsızlık suçu lehe gibi görünse de sanığın aleyhine sonuçlar doğurmaktadır. Türk Ceza Kanun'un 165 inci maddesi infaz sonrasında silindikten sonra hiçbir sonucu kalmamaktadır. Halbuki hırsızlık suçu infaz edilse bile başta sanık ve tüm yakın akrabaları için yüz kızartıcı eylem kabul edilmekte ve kamu görevine kabul edilmemektedir. Fiilen inanılmaz sonuçları olmaktadır. Sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen hükmü temyiz edemeyeceğini kabul etmek sanığı lehine bozarak ödüllendirmek değil cezalandırmak olacaktır. Yine benzer olayda mahkeme değer azlığı veya etkin pişmanlık hükümlerini uygulamayı atlasa Yargıtay bu hususları bozup sirayet ettirse yerel mahkeme sirayet sonrası kurduğu hükümde sanık aleyhine olarak oranları yanlış uygulasa ilk kararı temiz etmeyen insanların fiillerine aleyhine yorumlayan hukuka aykırı durumu temyiz edemeyeceğini kabul etmek hükmün konuluş amacına ve imzalanan uluslararası sözleşmelere de aykırılık teşkil edecektir çünkü sirayetli nedeniyle bozulan olayla ilgili kurulacak hüküm bozma ile yeniden açılan yargılamayı sonlandıran bir hüküm olacaktır. Verilecek yeni hüküm 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223 üncü maddesinde sayılan uyuşmazlığı çözümleyen, yargılamayı bitiren bir karar olmak zorundadır. AİHS ek 7 No.lu protokol bu hususu güvence altına almaktadır. AİHS ek 7 No.lu protokol 14... tarihinde imzalansa da 10... tarih ve 6684 sayılı Onaya Uygun Bulma Kanunu'nu 25... tarih ve 29664 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Bundan sonra karşılıklı yazışma ve tercümelerden sonra söz konusu protokol 1 Ağustos 2016 tarihi itibariyle resmi olarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu ek protokolün 2/1 inci fıkrasında; "...mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkum edilen herkes mahkumiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımı, kullanımının dayanakları dahil kanunla düzenlenir..." hükmünü içermektedir. Dolayısıyla sirayet üzerine Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 306 ncı maddesi uyarınca "temyiz isteminde bulunmuşcasına hükmün bozulmasından yararlanır" kuralı gereği hakkında verilen kararı bozulan ve yeniden yargılanan sanığa verilen yeni mahkumiyet hükmünü AİHS 7 No.lu ek protokolün 2/1 inci maddesi uyarınca üst derece mahkemesinde inceletme hakkı vardır. Bu hak 1940'lı yıllardan beri uygulanan içtihat gerekçesi ile elinden alınamaz. Söz konusu yerleşik içtihat uygulanmaya başlandığında ülkemizde henüz 1923 Anayasası yürürlükte idi. Birleşmiş milletler bile yoktu. Birleşmiş milletler insan hakları sözleşmesi yoktu. Avrupa Birliği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmeleri de yoktu. Bu içtihat uygulanmaya başlandıktan sonra sanık lehine olan düzenlemeler içeren bütün bu kurumlar kurulduğu gibi ülkemizde de daha özgürlükçü bir yaklaşım kabul eden 1961 Anayasası ve akabinde 1982 Anayasası olmak üzere Anayasa 2 kez tamamen ve en az 2 kez de esaslı değişikliğe uğramıştır. Bundan sonra da uluslararası sözleşme olması nedeniyle Anayasa hükmünde olan ek 7 No'lu protokol 2/1 inci maddesi yürürlüğe girmiştir. Bütün bu düzenlemeler sanığın lehine yorumlamayı gerektiren hatta ek 7 No.lu protokol yorumlamaya dahi gerektirmeyecek derecede sanık lehinedir. Bu husus açıkça bellidir. Tam aksine sirayet üzerine kararı bozulan sanığın temyizini engelleyen hiçbir düzenleme yoktur. Anayasa’mız ve AİHS hükümlerine göre hak ve özgürlükler asıl, kısıtlamalar ise istisnadır. Sınırlama ve kısıtlamalar ise; belli koşullarda ve ancak kanunla yapılabilir. Hak arama özgürlüğü ve erişim hakkı kapsamında olduğu tartışmasız olan kanun yoluna başvurma hakkının içtihat yoluyla daraltılması, somut olayda olduğu gibi temyiz hakkının kullanılmasının engellenmesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 289 (l)-h maddesi bağlamında hukuka kesin aykırılık hâlidir. "AİHM'ye göre adil yargılanma hakkı demokratik bir toplumda öyle önemli bir yer teşkil eder ki, Sözleşme'nin 6. maddesinin dar bir yoruma tâbi tutulması için hiçbir gerekçe meşru kabul edilemez (Perez/Fransa 2004-I: 40... parag. 64 Büyük Daire). Sözleşme'nin 6. maddesi, Divan'a göre aynı zamanda demokratik yönetimin temel unsurlarından birisi olan hukukun üstünlüğünü de içermektedir. Bu bağlamda, hak arama özgürlüğünü sınırlamak anlamına gelecek şekilde dar bir perspektifle yorumlamak, AİHM'nin bakış açısından önemli ölçüde ayrılmak sonucunu doğurabilecek ve ceza muhakemesi hukukunun demokratikliği ilkesine de aykırılık oluşturabilecektir..." (CGK 2022/6-318 E., 2023/134K. sayılı ilâmı muhalefet şerhi) Bu itibarla önceki hükmü temyiz etmeyen sanığın verilen yeni hükmü temyiz etmesi mümkündür. Bu nedenle Anayasa ve AİHS' e açık aykırılık teşkil eden Ceza Genel Kurulu kararlarına uymayıp sirayet üzerine verilen karara yönelik temyiz talebi reddedilmemelidir. Anayasa Mahkemesi 2018/32597 başvuru numaralı başvurusunda buna yakın hususu açık hak ihlali saymıştır. Somut olayda ilk kararı temyiz etmeyen sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ... lehine olarak yağmalanan malın değer azlığı nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 150/2. maddesi kapsamında kaldığından bahisle fiili sebeplerle sanıklar lehine bozulmuştur. Bu kararın temyiz talebinde bulunmayan "sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ...' a sirayetine" karar verilmiş olup bozma sonrası verilen kararı sanık ... ve suça sürüklenen çocuk ...' ın müdafileri de temyiz etmiştir. Bu kararı esasa girilerek incelenmesi gerekirdi. Aksi yöndeki Ceza Genel Kurulu kararlarına bağlı olarak temyiz talebini reddeden çoğunluk görüşüne katılmıyorum...Esasa girilip olaylar incelenmeli idi.