Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2024/5644 E. , 2025/474 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/2535 E., 2024/1356 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf i
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2024/5644 E. , 2025/474 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/2535 E., 2024/1356 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttiği sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır. Bu bilgiler ışığında somut olayımıza gelince; Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, sanık ile müştekinin evli oldukları, sanığın daha önceden müştekinin şikayeti üzerine cezaevine girdiği, müştekinin sıcağı sıcağına alınan ilk kolluk beyanına göre, sanığın kendilerinden cep telefonunu vermelerini istediği, "seni öldürürüm, kızını da öldürürüm.." diyerek tehdit ettiği, müştekinin kendisinin satın almış olduğunu iddia ettiği kızları ...'in elinde olan cep telefonunu sanığın çekerek aldığı, daha sonra müştekinin elindeki telefonu da almak için tuttuğu, ancak; direndiğinden itekleşme yaşandığı ve müştekinin koluna yumrukla vurduğu, yaşananlara kızları ...'in tanık olduğunu söylediği, mağdur çocuk ... de ilk beyanında, "..Babam olan ... eve geldi ve annemden cep telefonunu istedi. Annem telefonunu vermeyince anneme tekme ve yumruk attı. Ben o esnada annemin bana aldığı içerisinde sim kartı bulunmayan Xiaomi Red mi Note 10 marka model telefon ile oyun oynuyordum. Babam yanıma gelerek elimden telefonu çekerek aldı. Anneme ve bana telefonlarımızı vermek istemeyince sizi öldüreceğim diyerek bizi tehdit etti.." dediği, müşteki mahkemece alınan beyanında ise, sanığın önce kendisinden cep telefonunu almaya çalıştığı, koluna yumruk attığı, ancak kendisinin telefonunu vermediği, sanığın bu ... de diğer odadaki kızları ...'e yöneldiği, kolunu tutup elini çevirdiği, elindeki telefonu çekip aldığı, telefonu alma öncesinde ve sonrasında telefonu vermezseniz sizi öldürürüm dediği, olay sırasında 8 yaşındaki kızları ...'in de odada olduğunu söylediği, mahkemece kısmi çelişki nedeniyle sorulduğunda karakoldaki ifadesinin yanlış olabileceğini beyan ettiği, aynı şekilde mağdur kızları ...'in de "..telefonumu elimden alırken babam benim elimi çevirdi, ..telefonumu vermediğim için kolumu çevirdi ve elimden zorla aldı, telefonu satmak istiyordu, parasıyla içtiği zararlı şey alacaktı, babam daha sonra evde kaldı, biz de tuvalete gideceğiz bahanesiyle evden çıktık, karakolu aradık, şikayette bulunduk, bizim evin tuvaleti dışarıdadır, evin içinde değildir, bahçededir, babamı sevmiyorum, cezaevinden çıkmasını istemiyorum, cezaevinden çıkarsa eve gelip bize zarar verir diye korkuyorum, babam sürekli olay çıkardığı için komşularımız da bizden rahatsız olmaktadır,.." dediği, sanığın ise, aşamalarda değişmeyen beyanlarında kimseden telefonu zorla almadığı, zaten o telefonun kendisinde olduğu, buna rağmen iade ettiği, eğer öyle olmasaydı ailesinin eve girmesine izin vermeyeceği, şu ana kadar eşinin herhangi bir boşanma davası da açmadığı, eve girmesine rıza gösterdiği, telefonun kendisine ait olduğu, eşinin kendisinden önceki eşiyle halen görüştüğü, olaydan önce mesajlarda gördüğü, bu nedenle kendisine iftira attığı, eşinin amacının kendisini cezaevine göndermek olduğu, eşinin de ...'de başkalarıyla görüşmek istediği, şikayetinde ciddi olsaydı boşanmak isteyeceği şeklinde savunmada bulunduğu, yine müştekinin 15.01.2024 tarihinde istinaf aşamasında şikayetinden vazgeçtiğine ilişkin dilekçe sunduğu, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi 08.02.2024 tarihli bozma ilamından sonra alınan beyanında; " olay daha önce anlattığım gibidir, aramızda bir arbede yaşandı, polise şikayet edeceğimden korktu, sanık cezaevinden yeni çıkmıştı, hastaydı, o gün uyuşturucu madde kullanmıştı, benim cep telefonumu istedi, ancak polisi arayacağımdan korktuğu için istemişti, ben vermedim, koluma hafif bir şekilde vurdu, cezaevine giriş sebebi benim şikayetçi olmam nedeniyleydi, tartışma da bu bundan çıkmıştı, telefonu ben vermek istemediğim için elimden çekiştirdi ancak alamadı, sonra kızımın telefonunu aldı,.." dediği anlaşılmakla, müştekinin ve yönlendirmeye açık küçük mağdur ...'in aşamalarda gelişerek değişen ve birbiriyle çelişen anlatımları dışında, dosya içerisinde bilgi ve verinin bulunmadığı, sanığın cezalandırılması için yeterli, hukuka uygun, kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşılmakla, ''Şüpheden sanık yararlanır.'' ilkesi gereğince, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması, Kabule göre de, Müşteki ile sanığın evli oldukları, aynı evde yaşadıkları evlilik birliğinde edinilen malların ortak olduğu, satın alıp müştekilerin kullanımında olan cep telefonunun kendisine ait olduğu kanaatiyle almaya çalışması eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 150. maddesi kapsamında kalıp kalmayacağının tartışılmamış olması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz isteği bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname' ye aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Cizre 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 09.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.