İçeriğe geç
AC
6. Ceza Dairesi Esas: 2025/3268 Karar: 2025/8366 Tarih: 2025

Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2025/3268 K.2025/8366

6. Ceza Dairesi 2025/3268 E. , 2025/8366 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/2351 E., 2021/1641 K. SUÇLAR : Mala zarar verme, 6831 sayılı Yasa'ya aykırılık HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama I-Sanıklar Hakkında 6831 Sayılı Yasa'ya Aykırılık Suçundan

Karar Özeti

6. Ceza Dairesi 2025/3268 E. , 2025/8366 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/2351 E., 2021/1641 K. SUÇLAR : Mala zarar verme, 6831 sayılı Yasa'ya aykırılık HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama I-Sanıklar Hakkında 6831 Sayılı Yasa'ya Aykırılık Suçundan

Karar Detayı

6. Ceza Dairesi 2025/3268 E. , 2025/8366 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/2351 E., 2021/1641 K. SUÇLAR : Mala zarar verme, 6831 sayılı Yasa'ya aykırılık HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama I-Sanıklar Hakkında 6831 Sayılı Yasa'ya Aykırılık Suçundan Kurulan Hükme Karşı Temyiz Talebi Hakkında Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi tarafından sanıklar hakkında hükmolunan "idari yaptırım uygulanmasına yer olmadığına" ilişkin kararın 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesi kapsamında davayı esastan çözümleyen "hüküm" niteliği taşımadığı ve bu nedenle temyize konu bir hükmün bulunmadığı anlaşıldığından tebliğnameye aykırı olarak dosyanın incelenmeksizin MAHALLİNE İADESİNE, II-Sanıklar Hakkında Mala Zarar Verme Suçundan Kurulan Hükme Karşı Temyiz Talebi Hakkında Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Köyceğiz Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.01.2020 tarihli ve 2016/288 Esas, 2020/48 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 152/1-c, 168/1, 62/1, 50/1-a maddeleri uyarınca 3.750,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, karar verilmiştir. B. İstinaf İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 10.06.2021 tarihli ve 2020/2351 Esas, 2021/1641 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve katılan ... Müdürlüğü vekilinin, katılanlar ..., ..., ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek, " 1-"Sanıklar ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan açılan kamu davasında, sanıkların üzerine yüklenen fiillerin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince atılı suçtan BERAATLERİNE," şeklinde düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1-Katılanlar ..., ..., ... Vekilinin Temyiz İstemi Ağaçların kabuklarının soyulması itibariyle mala zarar verildiğini, Orman Kanunu'na muhallefet suçu yanında hırsızlık suçunun da oluştuğuna, ilişkindir. 2-Katılan ... Müdürlüğü Vekilinin Temyiz İstemi Sanıkların her iki suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Adli emanette kayıtlı eşya hakkında herhangi bir karar verilmediği anlaşılmış ise de bu konuda zamanaşımı süresi içerisinde mahallinde karar verilmesi mümkün görülmüştür. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, atılı suçtan beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği anlaşılarak, temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesinin hükmünün uygulanması ve özellikle “derhâl” kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir. Birinci görüşe göre; 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesinde yer alan “derhâl” kavramını, “… delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek”, “işin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ya da “kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması hâlleri”yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; örneğin sanığın ölümü nedeniyle için dosyanın esasına girmeden, kararı bozmak ve davayı düşürmek gerekir. Doktrin tarafından büyük ölçüde benimsenen diğer görüşe göre ise; yargılamanın geldiği aşama itibariyle ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usul ve yasaya uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, işbu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, sanığın mahkûmiyetine karar vermek gerekiyorsa ya da eksik soruşturma söz konusuysa, o takdirde kararın sanığın ölümü nedeniyle bozulması ve ilk derece mahkemesince davanın düşürülmesi gerekir. Aşağıda açıklayacağımız gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da, ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz. Bilindiği üzere, 5271 sayılı Kanun'un yazılı bir gerekçesi yoktur. “Derhâl” kelimesi “çabucak” (bkz. tdk.gov.tr internet sayfası) anlamına gelmekte olup, madde metninde; “davanın esasına girmeden”, “delil takdiri gerektirmeyen durumlar” ya da “fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesinin uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir. Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet Savcısı ve kolluk amiri (Örneğin; 5271 sayılı Kanun'un 119. maddesi hükmü uyarınca aramada ...), kolluk ve hatta üçüncü kişiler ( 5271 sayılı Kanun'un 90. maddesi hükmü uyarınca, suçüstü halinde “herkes” tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir. ) bile, “delil takdiri” yapabilirken, işi bu olan hâkimin, delil takdirine giremeyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hâkimin, 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip, değerlendirmesi son derece doğaldır. Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o taktirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur. Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz derhâl beraat kararı verilmesi gerekir. Kanaatimizce, “derhâl” kavramı dar (yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı) yorumlanmak yerine; İ.H.A.S. 6, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36... . maddelerinde vurgulanan “Masumiyet Karinesi” ve “Adil Yargılanma Hakkı” ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan “Lekelenmeme Hakkı” dikkate alınmak suretiyle, “yargılamanın geldiği aşama itibariyle” diğer bir ifadeyle “ilâve bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan ...” olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır. 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yâni, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan beraat kararının derhâl verilebilecek olmasıdır. Derhâl yâni yargılamanın geldiği aşama itibariyle, başka bir ifadeyle de, ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa; artık koşulları olsa bile, “durma” “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilemez. Somut olayda, sanık ... karardan sonra temyiz aşamasında 12.05.2025 tarihinde ölmüş ise de, beraat kararı usul ve yasaya uygundur. Dairemize göre, sanığın temyiz aşamasında ölmesi dolayısıyla beraat kararının bozulması ve bilahare davanın düşürülmesi adil yargılanma hakkının önemli en önemli alt başlıklarından biri olan lekelenmeme hakkının ihlali olacaktır. Üstelik Yargıtay'ın istikrar bulmuş içtihatları uyarınca, ceza yargılamasının temyiz aşamasında sanığın ölümü halinde, Yargıtay'ın ilgili Dairesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 64/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8 maddeleri uyarınca, düşme kararı verilmek üzere bozulmasına karar vermektedir. Bu durumda kısa bir sürede olsa, ölen sanık hakkında yargılama faaliyetine devam edilecek iken, usul ve yasaya uygun olan beraat hükmünün onanması halinde, yargılama faaliyeti sona ermiş olacaktır. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin kararında, katılan ... Müdürlüğü vekili ve katılanlar ..., ..., ... vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun’un 288. ve 289. maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Köyceğiz Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 08.10.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla