KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/11390 E., 2011/4452 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Nisan 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
623 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar, davalı ve davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, önalım hakkına ilişkin payın iptali ile davacılar adına tesciline ilişkindir. Mahkemece, davacı ...’in davasının reddine, davacı ..., ...’ın davasının kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı ... ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosya kapsamına toplanan delillere, delillerin mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına göre davacı ...’in temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davalının temyiz itirazına gelince;
Davacılar, dava dilekçesinde, paydaşı oldukları 314 parsel sayılı taşınmazda önalım hakkına dayanarak davalı adına kayıtlı payın iptali ile kendi adlarına tescilini istemişlerdir. Davalı vekili, fiili taksim nedeni ile önalım hakkının kullanılamayacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece... mirasçıları arasında eylemli bir taksim olmadığından ...’ın davasının kabulüne karar verilmiştir.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip paydaşların belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.2.1951 gün ve 17/1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Olayımıza gelince; dava konusu edilen 314 parsel sayılı taşınmaz tanık anlatımlarına göre 1990 yılında paydaşlar arasında fiilen taksim edilmiş ve bu taksim krokiye bağlanmıştır. Taksim krokisinde (g) harfi ile gösterilen yer davacı ..., ... ve ...’ün murisi olan...’a kalmıştır. Dava konusu edilen ve önalıma konu pay...in mirasçısı... tarafından davalı ...’e satılmıştır. ...
15.4.2009 tarihli fen bilirkişisi raporunda taksim krokisinde...e kalan yerin bir bölümü olan ve A harfi ile gösterilen yeri davalı ...’e satmıştır. Taksim krokisinde (g) harfi ile belirlenen yerin...in mirasçılarının tasarrufunda olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davada çözülmesi gereken uyuşmazlık...in mirasçıları arasında fiili taksim olup olmadığıdır.
Taşınmazda her bir paydaşın kullandığı belirli bir yerinin olmaması taşınmazın fiilen taksim edilmediği anlamına gelmez.
Taşınmaz üzerinde belirli bir yeri kullanırken, diğer satıcı paydaşın kullandığı kısım üzerinde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Davalının taşınmazın paydaşları arasında fiilen bölünerek kullanıldığı yönündeki savunması üzerine dinlenen gerek davacı gerekse davalı tanıkları davacı ...’ın ve ...’ün belirli bir yeri kullandığını beyan etmişlerdir.
Yerinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen 15.4.2009 tarihli fenni bilirkişi raporunda, D ve E harfi ile gösterilen yerin davacı ...’ın, F harfi ile gösterilen bölümün ise davacı ...’ün tasarrufunda olduğu belirtilmiştir. Taşınmaz üzerinde davacı ve davalı tarafından ayrı ayrı kullanılan bölümlerin olması, savunmayı doğrulayan tanık beyanları ile bilirkişi raporu karşısında, taşınmazın paydaşlar arasında bölünerek kullanıldığı anlaşılmıştır.
Yukarda açıklandığı üzere satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacı ... ve ...’ün tapuda yapılan pay satışı nedeniyle önalım hakkını kullanmaları dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağından mahkemece bu davacılar yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Diğer yandan, dinlenilen davalı tanıkları davacı ...’nın da belirli bir yeri kullandığını belirtmişler ise de, yapılan keşif ve dinlenilen tanık beyanları hüküm kurmaya elverişli değildir. Mahkemece, iddia ve savunma yönünden tüm deliller toplandıktan sonra, taraf tanıkları ile mahalli bilirkişilerin katılımı ile yeniden dava konusu taşınmazın başında keşif yapılması, tanıkların ve bilirkişilerin beyanlarının olaylara dayalı olarak alınması, olursa beyanlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve bu şekilde davacı ...’nın dava konusu olan ve taksim krokisinde (g) harfi ile gösterilen yerde fiilen kullandığı bir yeri olup olmadığı üzerinde durularak oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/11390, K. 2011/4452, 7 Nisan 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama