KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/13796 E., 2011/6692 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Haziran 2011
- Mahkemesi
- Aile Mahkemesi
Karar Metni
540 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı eşya alacağı davasına dair karar davalılardan ... tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, çeyiz ve ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davalılar ... ve ...'a karşı açılan davanın reddine davalı ...'a karşı açılan davanın kısmen kabulüne, çeyiz ve ziynet eşyalarının aynen iadesine aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde taleple bağlı kalınarak 10.000-TL çeyiz ve ziynet bedelinin davalıdan tahsiline, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davalılardan ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesine eklediği listede belirttiği eşyaların müvekkiline iade edilmediğini, bu eşyaların bir kısmının karı-koca olarak birlikte yaşadıkları Aliağa'daki evlerinde, bir kısmının da diğer davalılar ... ve ...'ın kullandığını, düğün sonrasında altınların çalınacağından bahisle elinden aldıklarını belirterek ziynet eşyalarının ve ev eşyalarının aynen iadesine, bunun mümkün olmaması halinde ise 10.000 TL tutarındaki bedelinin yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davalılardan ... ve ...'ın kullanımında olduğunu ileri sürülen eşyaların davalılarda bulunmadığını, davalı ... ile davacının müşterek konutlarında olduğunu ve oradan da davacı tarafından bu eşyaların hepsinin alındığını, hatta bu konuda kendisine de eşyalarını her an alabileceğinin iletildiğini, takıların da davacının kendi yedinde olduğunu, 32 adet denilen küçük altının 22 adet olup, 1 adet kelepçeli bileziğinde ...'e takıldığını, 215 TL paranın balayı sırasında ortaklaşa harcanıldığını, 22 adet küçük altın, 1 adet künye,
1 adet zincir ve 1 adet mini kolye seti ile 1 adet burgulu bileziğin müşterek evi terk ederken davacı tarafından götürüldüğünü, davanın reddini savunmuştur.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz.
Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu veya evde kaldığını, ispat yükü altındadır.
Olayımızda, davacı evden ayrıldığı sırada taşınabilir miktardaki dava konusu ziynet eşyasının götürülmesine engel olunduğunu ve zorla elinden alındığını, daha önce de götürme fırsatı elde edemediğini dinlettiği tanıkların beyanı ile ispat edememiştir. Bununla birlikte davacı, dava dilekçesinde “her türlü delil” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan ziynetlerin elinden alındığı, götürülmesine engel olunduğu, davalı tarafta kaldığı konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı olduğu davacıya hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/13796, K. 2011/6692, 20 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama