KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/3030 E., 2010/10347 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
530 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, önalım hakkına konu edilen payın iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin 11 No’lu parselin paydaşlarından olup taşınmazın paydaşlarından ... mirasçıları... ve ...’in tapuda intikal işlemlerini yaptırdıktan sonra paylarını 18.000 TL bedelle davalıya sattıklarını, noter aracılığı ile bildirilmeyen satıştan davacının yeni haberdar olduğunu, önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile müvekkili adına tescilini talep etmiştir.
Davalı, dava konusu edilen payın ilişkin bulunduğu taşınmazda paydaş olmakla birlikte söz konusu payı satın almadığını, eşi ...’ın 2008 yılında ...e borç para verdiğini, bu borcun karşılığında da güvence olarak hisselerin kendi adına tescil edildiğini, bu paranın 14.5.2009 tarihinde ödendiğini ve... ve ...’in payların kendilerine verilmesini istediklerini, tapuda görünüşte malik olduğundan ve asıl malikler edimlerini yerine getirdiğinden tapunun... ve ... adlarına tescilinin gerektiğini savunmuştur.
Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir şahsa satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.
Önalım hakkı alıcıya karşı ancak dava açmak suretiyle kullanılabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 733 / 3 maddesi hükmüyle yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığı ile bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.
Önalım hakkı satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir.
Olayımıza gelince ; dava konusu edilen pay 11 No’lu parselin paydaşları... ve ... tarafından 10.4.2008 tarihinde toplam 18.000 TL bedelle davalıya satılmıştır. Yapılan pay satışı üzerine davacı tarafından açılan önalım davasında davalı, gerçekte pay satışının söz konusu olmadığını, satıcılara verilen borç paranın teminatı olarak payın adına tescil edildiğini, ortada bir inanç sözleşmesi olduğundan önalım hakkının kullanılamayacağını savunmuştur.
İşbu önalım davasının açılmasından sonra paylarını davalıya devreden... ve ... 20.5.2009 tarihinde Karşıyaka 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009 / 141-171 sayılı dosyasında davalı ... ve eşi ... hakkında alınan borç paranın ödenmesi nedeniyle güvence olarak davalı ...’a verilen paya yönelik tapu iptali ve tescili isteminde bulunmuşladır.
Davalıların davayı ilk oturumda kabul etmeleri üzerine mahkeme o davanın kabulüne karar vermiş ve hüküm temyiz edilmeyerek 13.7.2009 tarihinde kesinleşmiştir.Tapuda yapılan akdin tarafı olan bir kimse kendi muvazaasına dayanamaz ise de tapu iptali ve tescili davası kabulle sonuçlanmıştır. Bu davanın kabulle sonuçlanmış olması davacı paydaş ...’in satışla birlikte kullanılabilir hale gelen önalım hakkını bertaraf etmez.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş taraflarınca temyiz edilmediğinden kesinleşmiş bulunan tapu iptali ve tescili kararını infaz ettirmek üzere davacıya yetki verilmesi, kararın tapuda infaz ettirilerek tapu sicilinin oluşturulmasının sağlanması, satıcılar... ve ... adına kayıt oluştuktan sonra davacıya adlarına kayıt oluşan... ve ...’e davayı yöneltmesi için HMUK’nun 186. maddesi gereği önel verilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/3030, K. 2010/10347, 5 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama