KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2010/5353 E., 2010/14430 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
457 kelime·2 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair karar davacılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Uyuşmazlık, önalım hakkına konu edilen payın iptali ile davacılar adına tesciline ilişkindir. Mahkemece, davanın süre yönünden reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar vekili, dava dilekçesinde,müvekkillerinin 206 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduklarını, diğer paydaşlardan ...'in 4/6 payını 12.01.2007 tarihinde davalıya sattıklarını ileri sürerek davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacılar adına tescilini talep etmiştir. Davalı vekili, dava konusu paya ilişkin olarak paydaşlardan ... tarafından önalım hakkına dayalı tapu iptal ve tescil davası açıldığını, sonucunun beklenmesi gerektiğini savunmuştur.
Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.
Önalım hakkı alıcıya karşı ancak dava açmak suretiyle kullanılır. TMK.nun 733/3. maddesi hükmüyle yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.
Önalım hakkı satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir.
Önalım hakkının kullanılmasında davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine konu ise tüm ortakların birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerekir. Çünkü bu hallerde 11.10.1982 gün ve 3 / 2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın tereke adına açıldığının kabulü gerekir.
Muvafakat, duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden avukata vekaletname verilmesi ile sağlanabilir. Bu yolda ortakların tümünün muvafakati sağlanamazsa Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesi hükmü uyarınca miras bırakanın terekesine görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilir.
Temsilci davacı dışında biri olursa davacının sıfatı biter, davayı temsilci takip eder. Dava hakkına ilişkin bu hususun hakim tarafından kendiliğinden öncelikle nazara alınması gerekir.
Olayımıza gelince; Davacılar ... ve ... ile ... ve ...'nun dava konusu edilen taşınmazda kendi adına kayıtlı bağımsız payı bulunmamaktadır. Davayı kendilerine intikal eden tapudaki 1/6 paya dayanarak açmışlardır. Bu durumda mahkemece, dayandığı pay elbirliği halinde mülkiyete konu olduğundan yukarda açıklanan esaslara göre varsa davacı dışındaki mirasçıların da davaya muvafakatinin sağlanması, bu mümkün olmadığı takdirde davacıya terekeye temsilci atanması için süre verilmesi, davanın tayin edilecek temsilci vasıtası ile yürütülmesi ve davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, mirasçılardan bir kısmının açtığı davanın üç aylık yasal sürenin geçirildiğinden bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2010/5353, K. 2010/14430, 29 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama