KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2011/13972 E., 2012/2470 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Şubat 2012
- Mahkemesi
- Aile Mahkemesi
Karar Metni
536 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı ziynet eşyası alacağı davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, düğünde müvekkiline takılan ziynet eşyalarının davalıda kaldığını belirterek ziynet eşyalarının aynen iadesi, olmadığı takdirde bedelinin davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili ise ziynet eşyalarının davacının annesinde durduğunu, bir kısmını da davacının üzerinde taşıdığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Davacı kadın dava konusu edilen ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı koca ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Başka bir anlatımla bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağan durumla bağdaşmaz. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır.
Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir.
Kural olarak, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır. Dava konusu kadına ait altınlar koca tarafından bozdurulup değişik amaçlarla kullanılmış olabilir. Çeşitli sebeplerle (evin ihtiyaçları, düğün borçları, balayı vs.) koca tarafından bozdurulan bu altınların karşılığının hibe edilmediği müddetçe kadına iadesi zorunludur. Ziynet eşyalarının iade edilmemek üzere kocaya verildiğinin, kadının isteği ve onayı ile ziynet eşyalarının bozdurulup ev ihtiyaçları için harcandığının davalı yanca kanıtlanması halinde koca ziynet eşyalarını iadeden kurtulur.
Davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını, ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır. Olayda, davacı kadın evi son terk ettiği tarih itibariyle dava konusu ziynet eşyasının götürülmesine engel olunduğunu ve zorla elinden alındığını, daha önce de götürme fırsatı elde edemediğini dinlettiği tanıkların beyanı ile ispat edememiştir.
Öte yandan davalı tanığı Ayşe Özaslan beyanında, davacıya takılan hediyelik bilezikler ve bütün altınların bozdurup bir tane enli bilezik yapıldığını, artan para ile de düğünden önce borç olarak alınan gerdanlığın borcunun ödendiğini, diğer tanıklar ise bahsedilen enli bilezik ve gerdanlığın davacı tarafından götürüldüğünü beyan etmişlerdir.
Bu durumda davacının dava konusu yaptığı altınların bozdurulduğu, bir kısmıyla davacı tarafından götürülen enli bileziğin alındığı, kalan kısmıyla da gerdanlığın borcunun ödendiği anlaşılmaktadır. Davalı gerdanlığın borcunun davacının rızası ile iade edilmemek üzere ödendiğini ispat yükü altında olup, bu durumu ispatlayamamıştır.
Davalı tanığının beyanında geçen gerdanlığın değeri, bilirkişi raporunda 1.400,00 TL olarak belirtildiğine göre mahkemece davanın bu değer üzerinden kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2011/13972, K. 2012/2470, 20 Şubat 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama