KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2011/3874 E., 2011/6471 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Karar tarihi
- 27.10.2010
Karar Metni
588 kelime·3 dk okuma
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davalı vekili Av.... ... ve davacı vekili Av.... geldiler. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Uyuşmazlık, önalım hakkına ilişkin payın iptali ile davacı adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, dava dilekçesinde, müvekkilinin dava konusu payın ilişkin bulunduğu 312 No’lu parselin paydaşı olduğunu, taşınmazın paydaşlarından ... ve ...’nın taşınmazdaki 8 / 16 paylarını davalıya sattıklarını Tapu Sicil Müdürlüğü'nün 08.09.2005 tarihli yazısından öğrendiğini, yapılan pay satışının davacıya noter aracılığı ile bildirilmediğini, müvekkilinin önalım hakkını kullanmak istediğini belirterek, davalı adına kayıtlı payın iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu payın 02.10.2003 tarihinde satın alındığını, davanın süresinde açılmadığını, müvekkilinin satın aldığı taşınmaz bölümünü tel örgü ile çevirip tarımsal amaçlı olarak kullandığını, taşınmaz önceki paydaşları tarafından fiilen taksim edilerek tasarruf edildiğinden önalım hakkının kullanılamayacağını, ayrıca satış ve dava tarihleri arasında uzunca bir süre geçtiğinden payın dava tarihindeki değerinin önalım bedeli olarak kabul edilmesinin gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.02.1951 gün ve 17 / 1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Olayımıza gelince ; dava konusu edilen 312 No’lu parseldeki 8 / 16 pay taşınmazın paydaşlarından ... ... ... mirasçıları ... ve ... tarafından 02.10.2003 tarihinde 43.000 TL bedelle davalıya satılmıştır Tapuda 121.750 m2 alanlı tarla vasfıyla kayıtlı taşınmazın paydaşları arasında fiilen bölünerek kullanıldığını savunan davalının dinlettiği tanıkları, taşınmazın halen tel örgü ile çevrili kısmı davalının ...’ndan aldığını, bu kısmın batısında bulunan ekili alanı ise davacının kullandığını beyan etmişlerdir.
Yerinde iki kez yapılan keşifler sonrasında düzenlenen bilirkişi raporlarında da taşınmazın krokide (A) ile gösterilen etrafı telli beton direkle çevrili kısmının alanının 60.595 m2, (B) ile gösterilen kısmının ise 61.155 m2 olduğu belirtilmiştir. İlk keşifte davacının kullandığı (B) harfli kısma nohut ekildiği, davalının tasarrufundaki (A) harfli kısımda elma fidanı yetiştirildiği tespit edilmiştir.
İkinci keşifte ise davacının kendi bölümüne arpa ektiği,davalının kullanımındaki bölümün ise ekime hazırlandığı saptanmıştır. Taşınmazın başka paydaşı bulunmamaktadır. Taraflar taşınmaza yarı yarıya malik olup oldukça geniş alanlı taşınmazı yaklaşık olarak tapudaki payları oranında ayrı ayrı faaliyetlerde bulunarak tasarruf etmektedir.
Bu durumda taşınmazın paydaşlar arasında fiilen taksim edilerek kullanıldığının kabulü gerekir.Davacının satıcı zamanında hak iddia etmediği taşınmaz bölümüne karşılık gelen pay satışı üzerine önalım hakkını kullanması yukarıda açıklandığı üzere Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2011/3874, K. 2011/6471, 17 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama