KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2025/2793 E., 2025/3267 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Ekim 2025
- Mahkemesi
- Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2025/213 E., 2025/1104 K.
- İlk derece mahkemesi
- Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/313 E., 2024/738 K.
Karar Metni
1.923 kelime·10 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı iflas idaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müflis şirket hakkında Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/480 Esas dosyası ile 14.07.2021 tarihinde iflas kararı verildiğini, müvekkilinin davalı müflis şirketten olan alacağının tahsili için Konya 6. İcra Müdürlüğü'nün 2019/13089 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin alacağı olan 2.961.403,30 TL'nin kaydı için iflas masasına yapmış oldukları başvurunun iflas müdürlüğünce reddine karar verildiğini, iflas müdürlüğünce kayıt taleplerine ilişkin verilen kabul ve ret kararlarının incelenmesinde iflas idaresinin keyfi uygulamalarda bulunduğunun ortada olduğunu,
iflas idaresinin müvekkili şirket alacağına yönelik ret kararının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, İİK'nın 226. maddesi uyarınca iflas idaresinin tüm alacaklıların menfaatini gözeten ve onları dışarıya karşı temsil eden bir kamu hukuku organı olduğunu ancak iflas idaresinin bunu gözetmediğini, müvekkili şirket alacağının her iki taraf defterlerindeki belge ve kayıtlarlar da uyuştuğunu, icra takibine konulan bedelin işlemiş faiz ve ferileriyle birlikte 2.961.403,30 TL olduğunu,
kesinleşmiş icra takibine rağmen iflas idaresinin başvurularını reddettiğini beyanla öncelikle ikinci alacaklılar toplantısına katılmaları yönünden tedbir kararı verilmesini ve müvekkili şirketin alacağı olan 2.961.403,30 TL'nin sıra cetveline kayıt ve kabulü ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı iflas idare memuru cevap dilekçesinde; müflis şirketin 1976 yılından itibaren şirket ortaklarının açmış olduğu kömür ocaklarında rödovans usulü üretimi yapılan kömürleri pazarlamak suretiyle kömür üretimi yaptığını, davacı şirketin de sahada kömür ocakları açarak rödovans usulü kömür ürettiğini, şirketin yönetimden kaynaklı ve yaşamış olduğu kaza ile vergi borçları nedeniyle maddi olarak zor durumlarda kaldığını, davacı tarafın alacaklarına ilişkin olarak dava dilekçesinde belirtmiş oldukları iddiaları kabul etmediklerini,
davacı tarafın iflas idaresine alacak başvurusunun kesinleşmiş mahkeme kararına dayanmadığını ve müflis şirket müdürü tarafından alacağa itiraz olduğu gerekçeleriyle alacak başvurularının iflas müdürlüğünce reddine karar verildiğini, davacı şirket yetkilisinin amacının müflis şirketi kendisine ve ailesine borçlandırmak suretiyle müflis şirket elinde bulunan ruhsat sahasına tek başına sahip olmak olduğunu, zira maden ruhsatına sahip olamaz ise davacı şirket ve diğer sahip olduğu şirketlerin faaliyet alanının kalmayacağını ve ticari faaliyetlerini sonlandırmak durumunda kalacaklarını,
iflas idaresince görevlendirildikleri tarihten bu yana tüm alacaklıların hak ve menfaatlerini koruyacak şekilde hareket ettiklerini, iflas idaresince davacının yapmış olduğu alacak başvurusuna ilişkin verilen ret kararının tarafsız bir şekilde kanunu uygun ve eşit yaklaşımla değerlendirilerek verildiğini, davacının alacağının şüpheli alacak niteliğinde olduğunu beyanla davacının ikinci alacaklılar toplantısına katılma yönündeki tedbir talebinin ve açılan davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamına uygun olduğundan hükme esas alınan İcra hesap uzmanı bilirkişinin 18.03.2024 tarihli raporunda, asıl alacak miktarının 2.143.479,87 TL olarak kabul edilmesi halinde, davacının kayıt kabule esas olan alacak miktarının takip masrafları ve iflas tarihine kadar işlemiş faizin ilavesiyle birlikte 2.450.701,18 TL olduğunun tespit edildiği, sübut bulan 2.450.701,18 TL dışındaki kayıt kabul iddiasının ispatı için davacı vekiline, dava dilekçendeki yemin delilinin hatırlatıldığı, davacı vekilinin iflas idare memurlarına yemin teklifinde bulunduğu,
iflas idare memurları ...ve ... tarafından huzurda yemin eda edildiği, İflas Müdürlüğünün yazı cevabından anlaşıldığı üzere iflas idare memurlarının ayrıca münferit yetkili olduklarından görevli iflas idare memurlarının ikisi tarafından yapılan yeminin yeterli görülerek yeminin eda edildiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2.450.701,18 TL alacağın müflis ... Kömür İşletmeleri Ltd.
Şti. hakkındaki Konya 1. İcra (iflas) Müdürlüğü'nün 2021/4 Esas sayılı iflas masasına kayıt ve kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince ve davalı ... ve İflas Müdürlüğü'nce (İcra Müdür Yardımcısı) istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili ve davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1-Davacı vekili temyiz dilekçesinde.
Bölge Adliye Mahkemesinin davacı yönünden kararın kesin olduğunu belirterek karar verdiğini, oysa ki kararın kesin olmadığını, davanın 2.961.403,30 TL olduğunu, dava sonucunda kabul edilen kısmın 2.143.479,87 TL, reddedilen kısmın ise 817.923,43 TL olduğunu, reddedilen kısım olan 544.000,00 TL' nin temyiz sınırının üzerinde olduğunu, Anayasa Mahkemesi'nin kararına göre de dava tarihindeki sınırların dikkate alınması gerektiğini, alacağa ilişkin ise;
ortada alacağa ilişkin bir kesin hüküm bulunduğunu, kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla müvekkilin alacaklı olduğunun sabit olduğunu, buna rağmen kesinleşmiş mahkeme kararı iflas idaresince reddedildiğinden işbu davanın açıldığını, müvekkil şirketin defterlerinin tamamen usulüne uygun tutulduğunu, dolayısıyla müvekkillin defterlerinin lehine delil olduğunu, karşı tarafın defterlerinin usulsüz olması,
müvekkilin lehine delil oluşturacağını, davacı şirketin sahibi ve temsilcilinin ... olduğunu ve müflis şirketin temsilciliğini yapmadığını, defterlerin aynı muhasebecide tutulmasının organik bağla ne alakası olduğunun anlaşılamadığını, tarafların defterlerinde kayıtlı rakamlar arasında da ihtilafların olduğunu, kendi defterlerinde yazan miktar ile müflisin defterlerinde yazan miktarların birbirini tutmadığını, müvekkil şirketin davalı adına yaptığı tüm ödemelerin banka kanalıyla yapılmış ödemeler olduğunu, yapılan bu ödemelere ilişkin makbuzların dosyada olduğunu, bu belgelere göre defterlere de kayıtların yapıldığını,
bu sebeplerle de müvekkili şirketin defterlerinde davalıdan olan alacağının açıkça gözüktüğünü, müvekkili şirket tarafından davalının borçları için ödendiği açık olan belgelere itibar edilmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğunu, tarafsız ve bağımsız olması gereken iflas idaresinin, ...'in, şirketlerinin ve ailesinin hiç bir alacağını kabul etmediğini ve sıra cetveline yazmadığını, sıra cetvelinin süresinde verilmediğini, kanuni süre bittikten sonra verilen sıra cetvelinin 3 hafta kadar sonrasında da değiştirildiğini, ayrıca sıra cetvelini düzenleyen iflas idare memurlarının hepsinin görevlerinden azledildiğini,
bu şekilde oluşturulmuş olan sıra cetveline itibar edilmesinin de mümkün olmadığını, davada taraflarında iddia ettikleri tüm hususların ispatlandığını, yemin teklif etmesi gerekenin davalı olduğunu, iflas idare memurlarının yemin etmesinin hatalı olduğunu, bilmedikleri konuda yemin ederek suç işlediklerini, iflas idare memurlarının zaten taraflı olduklarını, kararda yargılama giderleri ile vekalet ücretinin iflas masasına kayıt ve kabulüne şeklinde hüküm kurulduğunu, burada masaya kayıt ve kabulüne denilemeyeceğini, bu giderlerden direkt sorumlu olduğunu,
bu kalemlerin davalı müflisten alınarak davacıya verilmesine şeklinde hüküm kurulması gerektiğini, tüm bu nedenlerle Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/11/2024 tarihli ve 2022/313 Esas, 2024/738 Karar sayılı kararının aleyhe kısımlarının bozulmasını, kaldırılmasını, lehe verilen kayıt kabul kararının onanmasını, buna karşı yapılan istinaf taleplerinin reddini, davanın tamamen kabulüne karar verilmesini
beyan etmektedir.
2-Davalı iflas idaresi vekili temyiz dilekçesinde; müflis ... Ltd.
Şti.' nin 40 yılı aşkın süredir ortaklarının rödovans usulü açmış oldukları ocaklarda üretilen kömürü pazarlamak suretiyle faaliyetlerini sürdürdüğünü, davacı şirket yetkilisi ...' in, hiçbir yasal gerekçe olmadan ve diğer ortaklara bilgi vermeden şirketin her türlü gelir ve gideri kendi uhdesinde olmasına rağmen müflis şirketin borçlarını kendi şirketinden veya ailesi adına icra takibi başlatarak iflas davalarını açtığını, bir anda ve çok sayıda, belgeye ve delile dayanmaksızın iflas takibi başlatılmasının ve yine bu takiplere dayalı şekilde çok sayıda iflas davası açılmasının olağan kabul edilemeyeceğini,
davacı tarafın müvekkil şirketten gerçekten alacaklı olmadığını ve davacı tarafından müvekkil şirketi zarara uğratmak amacı ile var olmayan alacağa dayalı olarak takip yapıldığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, davacının kendileri tarafından ödendiği iddiası ile dosyaya sundukları ancak kimin tarafından ödendiği açık olmayan makbuzların, davacı tarafından ödendiğinin kabulünün mümkün olmadığını, davacı tarafından ödendiği hususu ispata muhtaç iken 18.03.2024 tarihli bilirkişi raporunda bu değerlendirme üzerinden hesaplama yapılarak rapor tanzim edilmiş olmasının hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini,
davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, 18.03.2024 tarihli bilirkişi raporunda faiz hesaplamasının 11.12.2019 tarihinden itibaren yapılmış olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira, bilirkişi raporunda faiz hesaplaması yapılırken başlangıç tarihi olarak davacı tarafından başlatılan ilamsız icra takibi esas alınmışsa da faiz başlangıç tarihinin iflas yoluyla takip talebinin tarihi olan 24.01.2020 itibariyle hesaplanması gerektiğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, alacağın iflas masasına kayıt ve kabulü istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
1- Davacı vekili Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 04.06.2025 tarihli davacı yönünden kesin olmak üzere verdiği kararını da temyiz etmekle;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır” hükmü 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi hükmü ile “341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır” şeklinde değiştirilmiştir. Öncelikle bu değişikliğin 04.06.2025 tarihinden önce verilen kararlar bakımından uygulanıp uygulanamayacağı üzerinde durmak gerekir.
Usul kurallarındaki değişiklikler tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. Bu ilkeye HMK'nın 448. maddede kural olarak da yer verilmiştir. Verildiği tarihteki usul kurallarına göre temyiz yolu kapalı olan Bölge Adliye Mahkemesi kararları verildiği tarihte şekli anlamda kesinleşir ve aynı zamanda şekli anlamda kesin hüküm oluşur. Şekli anlamda kesin bir karar verilmesi aynı zamanda davayı da sona erdiren tamamlanmış bir işlemdir. Bu tarihten sonra yürürlüğe giren bir usul kuralının şekli anlamda kesinleşmiş karar ile sona ermiş olan bu davada uygulanması mümkün değildir.
Verildiği anda kesin olmasına rağmen temyiz yoluna başvurulmuş olması, bu temyiz talebi hakkında bir karar verilmemiş olması, karara kesinleşme şerhi verilmemiş olması şekli anlamda kesinleşmeyi öteleyip ertelemez. Verildiği anda kesin olan bir karar için bu nedenle verilecek temyiz talebinin reddi kararı ile o kararın verildiği tarihte kesinleşmiş olduğu tespit edilmiş olur. Kararın kesin olmasına rağmen temyiz edilmiş olması da Kanun değişikliğinin uygulanması gerektiği sonucunu doğurmayacaktır.
Öte yandan verildiği anda kesin olan bir karar, şekli anlamda kesin hüküm teşkil ettiği kadar maddi anlamda da kesin hüküm teşkil eder. Şeklî anlamda kesinleşen ve maddi anlamda da kesin hüküm gücüne sahip bulunan bir karar, kesin hükme saygı ve kesin hükmün bağlayıcı olması ilkelerinin kapsamındadır.
Bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm, taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse bu kesin hükmün otoritesini, saygınlığını ve bağlayıcılığını sarsıp ortadan kaldıracak adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin de bir anlamı kalmayacaktır. Mahkemeye erişim hakkı adil yargılanma hakkının unsurlarından ise de kararın icrası hakkı da unsurlarındandır.
Mahkemeye erişim hakkı kanun hükümlerinin sonucu olarak sınırlandırılmış ve sonucunda kesin hüküm oluşmuş ise artık kararın icrası hakkı devreye girecek ve kesin hükmün bağlayıcılığı, saygınlığı ve otoritesinin tartışılmazlığı söz konusu olacaktır.
Anayasa Mahkemesi'nin 04.12.2024 tarihli, 2023/182 E., 2024/203 K. sayılı kararıyla istinaf ve temyiz kesinlik sınırı yönünden iptal kararı verilmiş ise de aynı zamanda doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğü gerekçesiyle iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ve bu süre dolmadan kanun değişikliği gerçekleşmiş olduğundan iptal kararının da uygulanması mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle temyize konu kararın 04.06.2025 tarihinden önce verilmiş olması halinde HMK'nın 341. ve 362. maddedeki kesinlik sınırının karar tarihinde yürürlükte bulunan Kanun hükmüne göre belirlenmesi gerekir.
Dosya içeriğine göre Bölge Adliye Mahkemesi kararı 04.06.2025 tarihindedir. Davacı vekilince temyize konu edilen miktarın 510.702.12 TL olduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile ilk derece mahkemesinin dava tarihinin esas alınması gerekmiş ve İlk Derece Mahkemesinin dava tarihi itibari ile de kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL'nin üstünde kaldığı anlaşılmıştır. 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi düzenlenmesi karşısında Bölge Adliye Mahkemesinin kesin olarak verdiği kararın ortadan kaldırılmasına ve esastan temyiz incelemesi yapılmak üzere dosya incelendi gereği konuşulup, düşünüldü.
2- Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince ve davalı iflas idaresi vekilince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/2793, K. 2025/3267, 6 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama