KÜNYE
6. Hukuk Dairesi 2025/645 E., 2025/3116 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Eylül 2025
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/139 E., 2024/380 K.
Karar Metni
2.012 kelime·10 dk okuma·8 bölüm
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar; asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 05.11.2008 tarihinde imzalanan sözleşme kapsamında ... - ... devlet yolunun 73. km'si ile 85,5. km'si arası toprak işleri, sanat yapıları ve üst yapı olmak üzere yol yapım işinin davacı şirket tarafından üstlenildiğini, sözleşmenin ifası sırasında davalı idare tarafından 09.07.2010 tarihinde gönderilen ihtarname ile işin süresinde tamamlanmadığından bahisle sözleşmenin feshedildiğini oysaki idare tarafından yol güzergahında kamulaştırılacağı bildirilen arazinin kamulaştırma işlemlerinin tamamlanmaması,
yine yol güzergahında bulunan elektrik ve telefon direklerinin kaldırılmaması ve imalâtı tamamlanan alanda dört ayrı bölgede meydana gelen heyelan sonrasında keşif artışı ve proje değişikliliği olup olmayacağına ilişkin bilgi verilmemesi nedeniyle davacının işi tamamlayamadığını, idareden kaynaklanan bu sebepler dolayısıyla davacıya süre uzatımı verilmesi gerektiğini, yapılan fesih işleminin haksız olduğunu ileri sürerek sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin tespitine,
ödenmeyen ücret alacağının avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve dava sonuna kadar teminat mektuplarının irat kaydedilmesinin tedbiren önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 05.11.2008 tarihinde imzalanan sözleşmenin davalı tarafından 09.07.2010 tarihinde haksız feshedilmesi üzerine Çanakkale 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/371 E. sayılı dosyasında ücret alacağının tahsili için açtıkları davada bozma sonrasında alınan bilirkişi raporunda davacının alacağının toplam 153.686,04 TL olduğunun hesap edildiğini, davalı idare tarafından 21.733,38 TL'sinin ödendiğini, ödenmeyen 131.952,66 TL alacağın ise 100.878,00 TL'sinin Çanakkale 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/371 E. sayılı dosyasında talep edildiğini, bakiye kısım olan 31.074,66 TL için eldeki davayı açtıklarını ileri sürerek dosyaların birleştirilmesini ve 31.074,66 TL'nin avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
II. CEVAP
1. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin sözleşme kapsamındaki işi süresinde bitirmesi için defalarca uyarıldığını, hakediş ödemelerindeki gecikme nedeniyle işin süresinin 01.07.2010 tarihine kadar uzatıldığını ancak davacının 2010 yılında hiç bir çalışma yapmadığını, kamulaştırıma probleminin 120 m²'lik alana ilişkin olduğunu, yolun kalan kısmı için işe devam edilmesinin teknik olarak mümkün olduğunu, ayrıca elektrik direklerin yolun hendek kısmında yer aldığını ve yol yapım çalışmalarına engel olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın beş yıllık zamanaşımı süresinde açılmadığını, talebin zamanaşımına uğradığını, bilirkişi raporunda alacağın ispata muhtaç olduğunun belirtildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 18.09.2020 tarihli kararı ile mahkemenin 02.06.2016 tarihinde verilen kararında; davalı idarenin taahhüdüne uygun olarak işyeri teslimi yapmadığı, yolda kalan direklerin deplasesini sağlamadığı, kamulaştırma işlemlerini tamamlamadığı yine çekmiş olduğu ihtarname sonunda işi fesih etmeyip davacı yükleniciye 123 gün süre verdiği dikkate alındığında çekilen ihtarnamenin hükümsüz olduğu, dolayısıyla davalı idare tarafından sözleşmenin haksız olarak fesih edildiği,
sözleşmenin feshinin haksız olması nedeniyle nakde çevrilen teminat mektubu tutarı olan toplam 220.000,00 TL'nin davacıya iadesi gerektiği ancak Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 40. ve 41. maddelerine uygun şeklide kesin hakedişe ihtirazı kayıt konulmadığından alacak talebinde bulunulmayacağı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne, teminat mektubu tutarı olan 220.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline, ücret alacağı talebinin ise reddine karar verildiği,
kararın taraf vekillerince temyizi edilmesi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 12.03.2018 tarihli 2016/4982 E., 2018/878 K. sayılı ilamı ile davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, davacı yönünden ise 03.12.2010 tarihli 6. no.lu hakedişin sözleşmenin feshinden sonra düzenlenen hesap kesme hakedişi olduğu, yüklenicinin şantiye şefi ...'in bu hakedişe; ''dava ve dilekçemize istinaden ihtirazî kaydı ile" notunu koymuş olduğu, ihtilâfa konu hakedişin 22.07.2010 tarihinde açılan davadan sonra 03.12.2016 tarihinde düzenlenmiş olduğu,
davacı bakiye alacağını dava konusu ettiğinden usulüne uygun itirazının bulunulmadığının söylenmeyeceği, bu halde taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin birim fiyatlarına göre iş bedelinin belirlenmesi ve çekişmesiz ödemeler düşülerek davacı yüklenici alacağı hesaplanması, işin kesin hesabının çıkartılması, alınacak raporun önceki raporlarla çelişkili ve yeterli olmaması durumunda gerektiğinde yeni bir heyetten rapor alınarak gerçeğin ortaya çıkarılması gerektiği belirtilerek bozulması üzerine alınan rapor ve ek raporlarda, davacının 5. hakedişteki imalâtlara ilişkin alacağının olup olmadığının ispata muhtaç olduğu,
mahkemenin aksi kanaatte olması ve 5. hakedişteki imalâtlara itibar edilmesi halinde davacı alacağının 153.686,04 TL kadar olabileceği yönünde görüş bildirdiği, dosyaya sunulan deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının asıl ve birleşen davadaki talebinde haklı olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemenin 18.09.2020 tarihli kararının süresi içinde davalı vekili tarafında temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 01.06.2022 tarihli ve 2021/3925 Esas, 2022/2982 Karar sayılı ilamı ile asıl dava yönünden denetime elverişli kesin hesap çıkarılması gereği bozma ilamında belirtildiği halde hükme esas alınan raporun yetersiz ve Yargıtay denetimine elverişsiz olduğu, davalı idarenin itirazlarının raporda dayanakları gösterilmek suretiyle açıklanmadığı, bu halde üç kişilik bilirkişi heyetinden yeniden rapor alınması ve teminat mektupları bakımından sözleşmede kararlaştırılan şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi,
birleşen dava yönünden 818 BK'nın 126/4. maddesine göre eser sözleşmelerinde zamanaşımı süresinin eserin sözleşmesine uygun teslim edildiği veya tarafların fesih iradelerinin birleştiği tarihten itibaren 5 yıl olduğu, somut olayda eserin teslimi söz konusu olmayıp, davalının sözleşmeyi feshettiği, sözleşmenin feshedildiği 06.07.2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayan zamanaşımı süresinin 06.07.2015 de dolduğu anlaşılmakla birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla.
Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 39... . maddeleri uyarınca, taraflar arasındaki sözleşmenin birim fiyatına göre iş bedelinin belirlenerek, çekişmesiz ödemelerin düşülmesi sonucu kesin hesabın çıkartılması gerektiğinden, dosyanın talimat mahkemesince re'sen seçilen inşaat mühendisi ve bir hesap uzmanından oluşan bilirkişi heyetine tevdi edildiği, bilirkişilerce dosyaya sunulan kök ve ek rapor, taraflarca sunulan deliller bir bütün olarak incelendiğinde teminat mektuplarının iadesinin ve davacının alacak talebinin haklı olduğu,
taraflar arasında kesin hesap görülmediğine göre ve Yargıtay'ın, zamanaşımının sözleşmenin feshinden itibaren başlayacağı yönündeki görüşünden son kararlarında zamanaşımı süresinin kesin kabulün onay tarihi ile kesin hesabın onay tarihlerinden hangisi sonra ise o tarihten başlayacağı şeklindeki görüşü ile döndüğü, taraflar arasındaki kesin hakedişin mahkemece alınan ikinci ek raporla henüz yapıldığı anlaşılmakla, birleşen davada alacağın da zamanaşımına uğramadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının edimlerini yerine getirmediğini, kendisinin defalarca uyarıldığını, işi bitirmeye yanaşmayan davacıya sözleşmenin 26. maddesi uyarınca 20 gün süreli ihtar gönderilerek sonrasında protesto çekmeye gerek olmaksızın sözleşmenin feshedildiğini ve teminatların irat kaydediliğini, davacının 2010 yılında hiç bir imalât yapmadığını, bilirkişi raporlarında alacağın varlığının ispata muhtaç olduğunun belirtildiğini, alacağın varlığı ispatlanmadan yapılan hesaplama doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığını beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle irat kaydedilen teminat mektubu bedeli ile ücret alacağının tahsili istemine ilişkindir. 1.Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2.Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesinde;
6100 sayılı HMK'nın 193. maddesi uyarınca delil sözleşmesi niteliğindeki taraflar arasında imzalanan sözleşmenin eki sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan Yapım işleri Genel Şartnamesi'nin ''Geçici hakediş raporları'' başlıklı 40. maddesinin 1-a-3 bendi ''Yüklenicinin yaptığı işler ile ihzarattan doğan alacakları, metrajlara göre hesaplanarak sözleşme hükümleri uyarınca kesin ödeme niteliğinde olmamak ve kazanılmış hak sayılmamak üzere geçici hakediş raporları ile ödenir.
Metrajlar, yeşil defter ve eklerinde gösterilir. Yüklenici, idarenin isteği halinde, kesin hesapları da yapı denetim görevlisinin denetimi altında işe paralel olarak yürütmek zorundadır.
Bu halde, geçici hakediş raporlarının düzenlenmesinde, bitmiş iş kısımları için kesin metrajdaki miktarlar dikkate alınır.'' hükmünü, ''Kesin hakediş raporu ve hesap kesilmesi'' başlıklı 41. maddesinin 1. bendi ise ''Birim fiyat esas sözleşmelerde, işin geçici kabulü yapıldıktan sonra, kesin hakediş raporunun düzenlenmesine esas olacak kesin metraj ve hesapların tamamlanmasına başlanır. Bunlar biri asıl olmak üzere en az üç suret halinde düzenlenir.
Yüklenicinin kesin hakediş raporunun düzenlenmesinde geçici hakediş raporlarındaki rakamlara itibar edilmez ve kesin metraj ve hesaplar sonucunda bulunan miktarlar esas alınır.'' hükmünü içermektedir.
Davalı idare tarafından, davalının yapmış olduğu toprak imalâtlarından 2200 K Poz no.lu imalâtın 5. ara hakedişte 202.000,00 m³ iken 6. kesin hakedişte 172.270,23 m³'e, 2202 K Poz no.lu imalâtın 5. ara hakedişte 99.000,00 m³ iken 6. kesin hakedişte 97.140,35 m³'e, 2209 T Poz no.lu imalâtın 5. ara hakedişte 245.377,00 m³ iken 6. kesin hakedişte 214.688,50 m³'e, 07.005/K-1 Poz no.lu imalâtın 5. ara hakedişte 99.000,00 m³ iken 6 kesin hakedişte 97.140,35 m³'e düşürüldüğü ve 2209/K Revize Poz no.lu 5. ara hakedişte 23.500,00 m³ olarak gözüken imalâta 6. kesin hakedişte yer verilmediği görülmüştür.
Davacı yüklenici asıl ve birleşen davada, bu imalâtların 5. ara hakedişte belirtilen miktarlarda yapıldığını ileri sürerek, 5. ara hakedişteki miktarlar doğrultusunda kesin hesabın yapılarak eksik ödenen imalât bedelinin tahsilini istemektedir.
Yukarıda açıklanan Yapım İşleri Genel Şartnamesi'nin 40... . maddeleri uyarınca ara hakedişlere giren imalât metrajları kesin hesap yapılırken taraflar lehine kazanılmış hak oluşturmaz ve kesin hesapta ara hakedişlerdeki metrajlara itibar edilmez ve yeniden hesaplamalar yapılır. O halde davacı yüklenici kesin hesaptaki metrajların gerçeği yansıtmadığını iddia ediyorsa bu iddiasını ispat etmesi gerekmektedir.
Dosyada alınan bilirkişi raporlarında da 5. hakedişte yazılı miktarların ispata muhtaç olduğu açıkça belirtilmiştir. Davacı delil olarak Lapseki Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/41 E. sayılı delil tespiti dosyasında yaptırmış olduğu keşif sonucu düzenlenen rapora dayanmış ve bu raporun oran olarak iddialarını doğruladığını iddia etmiş ise de, bu dosyada tespit edilen oranın herhangi bir metraj hesabına dayanmadığı görülmüştür.
Davacı tarafından iddialarını ispatlayan başkaca yazılı belge ya da tutanak dosyaya sunulmadığı gibi fesih sonrası idare tarafında işin tamamlattırıldığı ve seviyesinin değiştiği, böylelikle imalâtların miktarının tespitinin de mümkün olmadığı bilirkişi raporuyla belirlenmiş olduğuna göre, davacı alacaklı olduğunu ispatlayamamıştır.
O halde ilk derece mahkemesince asıl dava yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ve yazılı gerekçeyle kabulü doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3.Bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlem ile taraflardan birinin lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka, usule ilişkin kazanılmış hak denir. Usuli kazanılmış hak kavramı usul hukukunun temel prensiplerinden olup, 1086 sayılı HUMK ve 6100 sayılı HMK'da bu yönde bir düzenleme bulunmamakla birlikte, gerek doktrinde gerek uygulamada kabul edilmiş ve uygulanagelmiştir.
Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı kararında vurgulandığı üzere, "Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuzda bu şekildeki usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm konulmuş değilse de, Yargıtay'ın bozma kararında hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadı ile kabul edilmiş olması yanında, hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere kabul edilmiş bulunması bakımından usule ait müktesep hak müessesesi, usul kanununun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir.
Kamu düzeni ile ilgili olması nedeniyle Yargıtay'ca da re'sen dikkate alınır.
Esasen, hukukun kaynağı sadece kanun olmayıp, mahkeme içtihatları dahi hukukun kaynaklarından oldukları cihetle, söz konusu usuli müktesep hak için kanunda açık hüküm bulunmaması, onun kabul edilmemesini gerektirmez." denilmiştir.
Yargıtay'ın bozma kararı nedeniyle doğan hak iki çeşit olup, (1) mahkemenin Yargıtay'ın bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına kazanılmış hak, (2) bazı konuların bozma kararının kapsamı dışında kalması ile doğan usuli kazanılmış haklardır. Mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymuş olması halinde bu uyma kararı ile bağlı olup, usuli kazanılmış hak ilkesi uyarınca lehine bozulan taraf yararına araştırma ve inceleme yapması zorunludur.
Yargıtay'ın ve Dairemizin istikrarlı uygulamaları da bu yöndedir. Usuli kazanılmış hak açık bir kanun hükmüyle düzenlenmiş olmasa da önemli ve temel bir hukuk ilkesidir. Ancak usuli kazanılmış hak ilkesinin de istisnaları bulunmaktadır.
Geriye etkili kanun değişikliği, görev kuralına aykırılık, sonradan ortaya çıkan içtihadı birleştirme kararı, hak düşürücü süre, kamu düzeni, açık maddi hataya düşülmesi gibi hususlar kazanılmış hak kuralının istisnalarından olup, bu durumlarda usuli kazanılmış haktan söz edilemeyecektir.
Bu anlatımlar çerçevesinde, birleşen davada mahkemece ilk verilen kararın temyizi neticesinde verilen bozma ilamında, yüklenici alacağı bakımından fesih tarihi olan 06.07.2010 tarihinden itibaren işlemeye başlayan 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve süresinde zamanaşımı definde bulunulduğu anlaşıldığından birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmesine ve mahkemece 11.01.2023 tarihli celsede bozma ilamına uyulmasına rağmen yukarıda açıklanan usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı şekilde üstelikte hatalı gerekçe ile davanın zamanaşımına uğramadığı kabul edilerek esastan karar verilmesi doğru olmamıştır.
VI. KARAR
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/645, K. 2025/3116, 25 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama