KÜNYE
7. Ceza Dairesi 2023/19572 E., 2025/12316 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Ekim 2025
- Mahkemesi
- Ceza Dairesi
- Sayısı
- 2023/1882 E., 2023/2385 K.
- Suç
- 1219 sayılı Kanun'a muhalefet
- Hüküm
- Düzeltilerek istinaf isteminin esastan reddi
- Tebliğname görüşü
- Esastan ret
Karar Metni
1.468 kelime·7 dk okuma·9 bölüm
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. İlk Derece
İstanbul Anadolu 30. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.05.2023 tarihli ve 2022/738 E., 2023/384 K. sayılı kararı ile sanığın, zincirleme şekilde 1219 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan, neticeten 2 yıl 1 ay hapis ve 6.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
B. İstinaf
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Ceza Dairesinin, 13.09.2023 tarihli ve 2023/1882 E., 2023/2385 K. sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurularının, mahkûmiyet hükmü beraate çevrilmek ve sanık hakkında 3153 sayılı Kanun'a muhalefet kabahatinden 17.339,00 TL idari para cezası uygulanmak suretiyle düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Katılan vekilinin temyiz istemi, 1219 sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca diplomanın geçerli olabilmesi için denklik işleminin yapılmasının şart olduğuna, sanığın diplomasının ise denkliğinin bulunmadığına, bu nedenle suçun oluştuğuna ve sanığın mahkûmiyeti gerektiğine, sanığın eylemleri nedeniyle katılanların zarar gördüğüne, sanığa 5326 sayılı Kanun uyarınca idari para cezası verilmesine rağmen katılanlar lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. 2. Sanık müdafiin temyiz istemi beraatine karar verilen sanık lehine vekâlet ücretine hükmolunması gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı değerlendirilerek atılı suçtan beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, katılan ... vekilinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği,
dosya kapsamında eksik incelemenin bulunmadığı, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yerinde, yeterli ve kanuni gerekçeyle uygulandığı anlaşıldığından, sanık müdafi ile katılan ... vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde düzeltme nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmü beraate çevrilmek suretiyle istinaf isteminin düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi nedeniyle, kendisini vekille temsil ettiren sanık lehine İlk Derece Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı görülmüş ise de bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle katılan vekili ile sanık müdafiin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Ceza Dairesinin, 13.09.2023 tarihli ve 2023/1882 E., 2023/2385 K. sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2-4. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasındaki 4. maddeye "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 9.200,00 TL maktu vekâlet ücretinin Hazineden alınarak sanığa verilmesine," ibaresinin eklenmesi suretiyle, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy çokluğuyla
TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 30. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.10.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
1219 sayılı Yasaya aykırılık suçundan sanık ... hakkında kurulan beraate ilişkin hükmün, katılan idare vekili ile sanık müdafiin temyizi üzerine sayın çoğunluğun düzeltilerek onamaya ilişkin kararı yerinde değildir. Şöyle ki; çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık, yabancı ülkeden alınmış ve fakat ülkemizde denklik verilmemiş diplomaya itibar edilip edilmeyeceğine ve suç vasfına ilişkindir.
1- 1219 sayılı Kanun’un 25... /son maddelerinde düzenlenen suçların maddi unsuru diploması veya meslek belgesi olmadığı halde bu maddeler kapsamındaki mesleklerin yetkisinde olan işleri yapmak ya da bu ünvanları takınmak olarak düzenlenmiştir. Somut olayda, sanığın yabancı ülkeden alınma fiziksel tıp ve rehabilitasyon diplomasına sahip olduğu, denklik başvurusunda bulunduğu ancak henüz denklik almadığı anlaşılmış, sayın çoğunluk tarafından sanığın eyleminin 1219 sayılı Kanun’un 13/son maddesindeki suça uyduğu, ancak yabancı ülkeden alınma diplomasının bulunması nedeniyle 1219 sayılı Kanun’un 13/son maddesinde düzenlenen suçun maddi unsuru olan “diploması ... olmadığı halde...” koşulu gerçekleşmediğinden suçun unsurlarının oluşmadığı kanısına ulaşılmıştır.
2547 sayılı Kanun’un 7/1-p maddesinde yurtdışındaki yükseköğrenim kurumlarından alınan diplomaların denkliğini tespit etmek görevi Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) verilmiş ve bu amaçla da Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma Ve Denklik Yönetmeliği son olarak 06.12.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürülüğe girmiştir.
Anılan yönetmeliğin 3/1-d maddesinde denklik “Yükseköğretim Kurulunca tanınan yurtdışı yükseköğretim kurumlarından ve programlarından alınan ön lisans, lisans ve yüksek lisans diplomalarının, ilgili eğitim düzeyindeki kazanımlar bakımından Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarınca verilen ön lisans, lisans ve yüksek lisans diplomalarına eşdeğerliğinin tespit edilmesini,” şeklinde tanımlanmıştır.
Görüldüğü üzere, yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından alınan diplomalarının ülkemizde geçerli kabul edilebilmeleri için ülkemizdeki eşdeğer eğitim kurumlarından alınan diplomalarla denkliğinin onaylanması gerektiği kuşkusuzdur.
Yine aynı yönetmeliğin 9/1. maddesinde “Meslek icrası kanunla düzenlenmiş alanlarda alınmış diplomalar/mezuniyet belgeleri için yapılan denklik başvurularının değerlendirilmesinde, söz konusu mesleğe ilişkin mevzuat hükümleri ve Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen esaslar saklıdır.” denilmektedir.
Nitekim tabipler yönünden yabancı memleketlerden alınan diplomaların hangi şartlarda kabul edileceği 1219 sayılı Kanun’un 4. maddesinde “Yabancı memleketlerin tıp fakültelerinden izinli hekimlerin Türkiye'de hekimlik edebilmeleri için Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından ve Üniversite Tıb Fakültesi Profesörler Meclisinden seçilmiş bir jüri heyeti tarafından hüviyetlerine bakıldıktan sonra diplomalarının Türkiye Tıp Fakültesi ders programının ve öğrenim süresinin aynı veya benzeri bir fakülteden bütün sınaç devreleri geçirilerek alınıp alınmamış olduğu araştırılır.
Bu şartlarda alınmış
olduğu anlaşılan diplomalar kabul edilip Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca onaylanarak kütüğe geçirilir ve iyelerinin sanat yapmalarına izin verilir. Bu şartlara uygun olarak alınmamış diplomaların iyeleri Tıp Fakültesi Profesörleri Meclisince seçilmiş bir jüri heyeti karşısında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından gönderilecek bir işyar da bulunduğu halde teori ve pratikten bir sınaç geçirilir.
Bu sınacın şekli Sağlık ve Sosyal Yardım ve Kültür Bakanlıkları tarafından beraberce kararlaştırılır. Ancak Türkiye Tıb Fakültesi öğretim süresine ve ders programlarına göre okumamış olanlar eksiklerini tamamlamak üzere Tıb Fakültesinde okuduktan ve staj gördükten sonra sınaca girerler. Sınacları başaranların sanat yapmalarına usulüne göre izin verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüleceği üzere, tabipler yönünden, yabancı diplomalar ancak maddede öngörülen şartların gerçekleşmesi ve Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanması suretiyle hukuken geçerli diploma olarak kabul edilecek ve diploma sahibinin ülkemizde mesleğini icra edebilecektir.
Tabiplik dışındaki, bilhassa 1219 sayılı Kanun’un 13. maddesinde sayılan diğer sağlık personeli yönünden ise yurt dışından alınan diplomalarının 2547 sayılı Kanun ve yukarıda değinilen yönetmelik hükümlerine göre denklik verilmesi halinde mesleklerini icra edebilecekleri açıktır.
Hal böyle iken sanığın henüz ülkemizde denklik verilmemiş olan yurtdışından aldığı diplomanın geçerli kabul edilmesi ve bu diplomanın sağladığı hakları kullanabileceğinin kabulü, yukarıda açıklanan düzenlemeleri ve bütünüyle denklik müessesesini anlamsız ve gereksiz hale getirecektir. Bu nedenle sanığın henüz ülkemizde denklik verilmemiş olan yabancı ülkeden alınmış diplomasının, 1219 sayılı Kanun’da düzenlenen suçlar bakımından geçerli bir diploma olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla Kanun’un 25... /son maddelerinde düzenlenen suçların maddi unsurunda yer alan “diploması olmadığı halde...” koşulunun gerçekleştiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
2- Öte yandan, somut olayda sanığın Gürcistan ülkesinden almış olduğu fiziksel tıp ve rehabilitasyon diploması bulunduğu ve kendi ikrarına göre de fizik tedavi ve rehabilitasyon faaliyetinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Fizyoterapistlik 1219 sayılı Kanun’un 13/1-b maddesinde “Fizyoterapist; fizyoterapi alanında lisans eğitimi veren fakülte veya yüksekokullardan mezun sağlık meslek mensubudur.” şeklinde tanımlanmış ve yapabileceği iş ve işlemler de “Fizyoterapist, hastalık durumları dışında, kişilerin fiziksel aktivitelerini düzenlemek ve hareket kabiliyetlerini arttırmak için mesleğiyle ilgili ölçüm ve testleri yaparak kanıta dayalı koruyucu ve geliştirici protokolleri belirler, planlar ve uygular.
Hastalık durumlarında ise fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı tabibin veya uzmanlık eğitimleri sırasında fiziksel tıp ve rehabilitasyon rotasyonu yapmış veya uzmanlık sonrasında ilgili dalın rotasyon süresi kadar fiziksel tıp ve rehabilitasyon eğitimi almış uzman tabiplerin kendi uzmanlık alanları ile ilgili teşhisine ve tedavi için yönlendirmesine bağlı olarak hastaların hareket ve fiziksel fonksiyon bozukluklarının ortadan kaldırılması veya iyileştirilmesi amacıyla gerekli uygulamaları yapar.
Hastaların tedavisi yönünden rehabilitasyon ekibinin diğer üyeleri ile işbirliği içinde çalışır ve tedavinin gidişi hakkında ilgili uzman tabibe bilgi verir.” şeklinde belirlenmiştir. Görüldüğü üzere fizyoterapistlerin hastalık durumlarında ancak tabipler tarafından öngörülen tedaviyi uygulayabilecekleri düzenlenmiş olup kendiliklerinden bir teşhis ve tedavi uygulamalarına izin verilmemiştir.
Buna karşılık dosya kapsamından, katılanların ağrıları için sanığa başvurdukları ve sanığın da tabip olmadığı ve hernangi bir tabip tarafından bir tedavi öngörülmediği halde katılanlara kendiliğinden tedavi uyguladığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla sanığın eyleminin 1219 sayılı Kanun’un 25. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun, sanığın eyleminin 1219 sayılı Kanun’un 13/son maddesi kapsamında kaldığı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Ceza Dairesinin beraate ilişkin kararının düzeltilerek onanması yönündeki görüşüne iştirak etmiyorum. 13.10.2025
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2023/19572, K. 2025/12316, 13 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama