KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/2391 E., 2010/1073 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Mart 2010
Karar Metni
433 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 102 ada 365 parsel sayılı 841.182,83 m2 yüzölçümündeki taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğundan söz edilerek mera niteliğiyle sınırlandırılmıştır. Davacı ... satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazın bir bölümüne yönelik dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 26.06.2008 havale tarihli rapor ve eki haritada (A) harfi ile işaretli 7235,03 m2 yüzölçümündeki bölümünün adanın en son parsel numarası verilmek suretiyle davacı ... adına tapuya tesciline, geriye kalan (B) harfi ile işaretli 833.947,80 m2 yüzölçümündeki bölümün ise mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava konusu 102 ada 365 parsel sayılı taşınmazın temyize konu (A) bölümünün kamu niteliğinde mera olmadığı, tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Gerçekten kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmamış, yargılama sırasında taraflar bir kayıt ve belgeye de dayanmamışlardır. Dava konusu taşınmazın temyize konu bölümünün sınırlarını oluşturan diğer bölümün 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edildiği ve iş bu hükümle kesinleştiği dosya içeriği ile belirlenmiştir.
Çekişmeli taşınmaz bölümü ile sınırlarını oluşturan mera olarak tespit edilen taşınmaz arasında ayırıcı unsur olarak doğal yada yapay bir sınır yeri bulunmamaktadır. Kaldıki, bu nitelikteki taşınmazlar üzerindeki dere, tepe hendek çukur gibi doğal ve yapay sınır yerlerinin bulunması da mümkündür.
Hal böyle olunca dava ve temyize konu taşınmazın sınırlarını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen taşınmaza el atılarak kazanıldığının ve onun bir bölümünü oluşturduğunun kabulü gerekir.
Öğretide uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Bu verilere göre hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile uzman ziraatçi bilirkişin dava ve temyize konu taşınmazın mera olmadığı yolundaki raporunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/2391, K. 2010/1073, 2 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama