KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/3286 E., 2010/1032 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Mart 2010
Karar Metni
492 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 235 ada 1 parsel sayılı 24.379,46 m² yüzölçümündeki taşınmaz orta malı harman yeri niteliği ile sınırlandırılmıştır. Davacı ... miras yolu ile gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, ... ise satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak ayrı ayrı dava açmıştır.
Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulüne, dava konusu taşınmazın uzman bilirkişi ... tarafından düzenlenen 14.12.2007 havale tarihli rapor ve haritada (A) harfi ile işaretli 2.654,40 m2 yüzölçümündeki bölümün davacı ..., aynı bilirkişi tarafından düzenlenen 30.05.2008 havale tarihli rapor ve haritada (B) harfi ile işaretli 985,29 m2 yüzölçümündeki bölümün davacı ... adına özel harman niteliği ile tapuya tesciline, geriye kalan bölümün ise orta malı harman yeri niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı hazinenin temyizi dava konusu 235 ada 1 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi ... tarafından düzenlenen 14.12.2007 ve 30.5.2008 havale tarihli rapor ve haritalar da (A) ve (B) harfleri ile işaretli bölümlerin davacılar adına tapuya tescili ile ilgili hükme yöneliktir.
Mahkemece dava konusu 235 ada 1 parsel sayılı taşınmazın temyize konu bölümlerinin tüm köylünün istifadesine sunulan orta malı harman yeri niteliğinde olmadığı, tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davacılar yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de, yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Gerçekten kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmamış, yargılama sırasında taraflar bir kayıt ve belgeye de dayanmamışlardır. Dava ve temyize konu taşınmazın sınırlarını oluşturan temyize konu olmayan ve hükmen kesinleşen tüm köylünün kullandığı genel harman yeri ile çevrili olduğu dosya içeriği ile belirlenmiştir. Dava konusu taşınmazın temyize konu bölümleri ile temyize konu olmayan genel harman yeri arasında ayırıcı unsur olarak doğal yada yapay bir sınır yeri bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca dava konusu taşınmazın temyize konu bölümlerinin sınırlarını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca orta malı harman yeri niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen taşınmaza el atılarak kazanıldığının ve onun bir bölümünü oluşturduğunun kabulü gerekir.
Öğretide, uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Bu verilere göre hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile uzman ziraatçi bilirkişinin dava ve temyize konu taşınmazların mera olmadığı yolundaki raporunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/3286, K. 2010/1032, 1 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama