KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/4998 E., 2010/3756 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Haziran 2010
Karar Metni
798 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 136 ada 120 parsel sayılı 1.099,01 m² yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacı ... kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davaya konu taşınmazın 1/2 payının adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece 11.02.2008 günlü ve 2006/191 esas, 2008/1 karar sayılı kararla davanın reddine, taşınmazın tespit gibi davalı ... adına tesciline karar verilmiş, davacı tarafın temyizi üzerine verilen hüküm Dairemizin 13.06.2008 gün ve 2008/1983 esas, 2008/2636 karar sayılı ilamıyla "davaya konu taşınmazın sınırında eylemli biçimde devlet ormanı bulunduğu dikkate alındığında uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığının araştırılması, orman olmadığı kanısına varıldığı taktirde;
taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgi alınması, yerel bilirkişi ve tanık anlatımları ile tutanak bilirkişilerinin beyanları çeliştiği taktirde tutanak bilirkişileri de taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenilerek çelişkinin giderilmesi, özellikle çekişmeli taşınmaz üzerindeki ağılın ve kümesin hangi günde kim veya kimler tarafından yapıldığının, taşınmaz üzerindeki konumlarının duraksamasız belirlenerek uzman bilirkişiye haritada işaret ettirilmesi,
ayrıca davaya konu taşınmaz üzerinde bulunan su gözesinin bulunduğu kesimde uzman jeolog bilirkişi aracılığı ile inceleme yaptırılarak sözü edilen suyun özel yada genel sulardan olup olmadığının, anılan sudan taraflar dışında kadim yararlanma ... bulunan gerçek veya tüzel kişiler bulunup bulunmadığının duraksamasız belirlenmesi, sözü edilen sudan özellikle her iki tarafın mı, yoksa taraflardan birinin mi yararlandığı konularında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgi alınması, uzman jeolog bilirkişiden de konusunda ayrıntılı, gerekçeli, yargı denetimine açık haritalı rapor alınması,
öte yandan davanın dayanağını oluşturan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14/son maddesi uyarınca aynı çalışma alanı içinde kayıtsız ve belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla davacı taraf ile miras bırakan babası ve varsa dava dışı başka mirasçıları adına başkaca taşınmaz mal tespit edilip edilmediği Tapu Sicil, Kadastro ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorulup saptanması, davanın taşınmazın 1/2 payına yönelik olarak açıldığı dikkate alınarak uyuşmazlığın payla sınırlı olarak çözümlenmesi gerektiğinin göz önünde tutulması,
bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi" gereğine değinilerek eksik araştırma nedeniyle bozulmuştur.
Bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda mahkemece 16.12.2008 günlü ve 2008/132 esas, 2008/236 karar sayılı kararla bozmaya karşı direnilmesine, davanın reddine, davaya konu taşınmazın tespit gibi davalı taraf adına tesciline karar verilmiş, verilen hüküm yine davacı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca 24.06.2009 günlü ve 2009/7-251 esas, 2009/294 karar sayılı ilamla "orman kadastrosunun önceden kesinleştiği, taşınmazın orman dışında olduğu,
bu nedenle hazine ve orman idaresinin taraf olmadığı davada orman araştırmasının yapılamayacağı gerekçe gösterilerek önceki günlü hükümde yer almayan yeni gerekçe ile direnme kararı verildiğinden, verilen bu kararın direnme niteliğinde olmayıp yeni hüküm niteliğinde olduğu ve bu nedenle de temyiz itirazlarının dairesince incelenmesi gerektiğine" karar verilmesi üzerine dosya Dairemize gönderilmiştir.
Gerçekten dosya içeriğinde bulunan ve temyiz incelemesi sırasında sehven gözden kaçırılan komşu taşınmazların tutanak içeriğinden taşınmazın bulunduğu bölgede kadastro çalışmalarına başlanmadan önce kadastro ekibince 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 4. maddesi hükmüne göre orman kadastrosunun yapıldığı,
komşu 136 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 05.09.2005 tarihinde yapılan orman kadastrosu sırasında orman niteliği ile hazine adına tespit edildiği ve 29.09.2005-31.10.2005 tarihleri arasında askı ilanının yapılması sonucunda tespitinin itirazsız kesinleştiği, davaya konu taşınmazın kadastro tespitinin ise daha sonra 19.03.2006 tarihinde yapıldığı, taşınmazın orman ile ilgisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu olgu ve davanın da kişiler arasında olduğu gözetildiğinde davada orman araştırmasının yapılmasına gerek bulunmadığı kuşkusuzdur.
Ne var ki, yerel mahkemece verilen ilk hüküm Dairemizce sadece orman araştırmasının yapılmamış olması nedeniyle bozulmamış, başka konulardaki eksik araştırmalar da bozma nedeni yapılmış ise de, mahkemece orman araştırması dışındaki diğer bozma nedenleri konusunda hiçbir araştırma ve soruşturma yapılmamış, sadece orman araştırması yapılmasının gerekmediği gerekçesi ile önceki hükümde direnilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Yerel mahkeme hükmünün Yargıtayca birden fazla eksik araştırma nedenine dayanılarak bozulması ve yerel mahkemece bu bozma nedenlerinden birinin yerinde olmadığı kanısına varılması halinde bozma ilamında belirtilen diğer bozma nedenleri konusunda gerekli araştırma ve soruşturmanın yapılması ve sonucuna göre sadece yerinde olmadığı kanısına varılan bozma nedeni konusunda direnme kararı verilebileceği kuşkusuzdur.
O halde toplanan delillerden davaya konu taşınmazın orman tahdidi dışında kaldığı belirlendiğine göre, mahkemece bozma ilamında belirtilen ve direnmeye konu edilmeyen diğer konularda gerekli araştırma ve soruşturma yapılmalı, taşınmaz bizzat hakim tarafından da incelenerek gözlem sonucu keşif tutanağına yazılmalı, keşifte Yargıtay denetimine esas olmak üzere taşınmazı, üzerindeki su gözesi ile yapı ve ağaçları gösterecek şekilde fotoğrafları çektirilmeli, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/4998, K. 2010/3756, 14 Haziran 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama