KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/6906 E., 2010/4468 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Temmuz 2010
Karar Metni
777 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 123 ada 15 parsel sayılı 25.578,02 m² yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydına dayanılarak ham toprak niteliği ile davalı hazine adına tespit edilmiştir. Davacı ... kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın davacı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davalı hazineye ait 26.9.1961 tarih ve 39 sayılı tapu kaydının dava konusu 123 ada 15 parsel sayılı taşınmazı kapsadığı, tapunun tesisinden geriye davacı ... yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 46. maddesinde öngörülen zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Mahkemece toprak tevzide 755 parsele uygulanan 1938 tarih ve 255 tahrir sayılı vergi kaydı İlçe Özel Müdürlüğünden getirtilip keşifte uygulanmaması, belirtmelik tutanak bilirkişilerin dinlenmemesi, tespitteki hukuksal olgu ile keşifte saptanan hukuksal olgu birbirine aykırı olduğu halde bütün tutanak bilirkişilerin beyanlarına başvurulmaması, komşu Çiftlikören Köyü’ndeki 104 ada 30 ve 226 parsel sayılı taşınmazlara ait kadastro tutanak örnekleri, varsa dayanağı belgeler ile komşu 123 ada 14, 17, 18, 20 ve 21 parsel sayılı taşınmazlara uygulanan tapu kayıtları getirtilip dava konusu taşınmazı ne okuduklarının tespit edilmemesi,
davacı ...’in müstakil zilyetliği 20 yıla ulaşmadığından 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmü uyarınca davacı ...’in miras bırakanı ... Çiçek ve bayii Miktat ... yönünden de belgesiz
araştırması yapılmaması isabetsiz olduğu gibi, dava konusu 123 ada 15 parsel sayılı taşınmaza uygulanan davalı hazinenin 26.9.1961 tarih ve 39 sayılı tapu kaydının batı sınırı mera okuduğu halde yöntemine uygun şekilde mera araştırması yapılmaması dahi isabetsizdir.
Böylesine eksik araştırma ve inceleme ile karar verilemez.
Toprak tevzide 755 parsele uygulanan 1938 tarih ve 255 tahrir sayılı vergi kaydı İlçe Özel Müdürlüğünden getirtilmeli, bu vergi kaydının kadastro çalışmaları sırasında herhangi bir taşınmaza uygulanıp uygulanmadığı, uygulanmışlarsa uygulandığı taşınmazlara ait onaylı kadastro tutanağı örneklerinin Kadastro Müdürlüğünden, kadastro tespitleri kesinleşmişse kadastro sonucu oluşan tapu kayıtlarının Tapu Sicil Müdürlüğünden temin edilmeli, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca mera tahsisi yapılıp yapılmadığı Özel İdare Müdürlüğünden,
4342 sayılı Yasa uyarınca mera tahsisi yapılıp yapılmadığı Mülki Amirlikten sorulup saptanmalı, yapılmış ve bu yönetimsel işlemler kesinleşmiş ise mera tahsis haritası ve eki belgeler yerinden getirtilmelidir.
Bundan sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, dava konusu taşınmazın bulunduğu köye komşu köyler halkından seçilecek yerel bilirkişi, taraf tanıkları, uzman bilirkişi fen memuru ve uzman ziraatçi bilirkişi, belirtmelik tutanak bilirkişileri ve tespit tutanağı bilirkişilerinin tümü hazır olduğu halde dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalıdır.
Bölgede mera tahsisi yapılmış ise mera tahsis haritasının ölçeği ile kadastro paftasının ölçeği eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi fen memuru eliyle yerine her iki harita çakıştırılmak suretiyle uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanılmalıdır.
Bu yolla dava konusu taşınmazın mera tahsis haritasının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde belirlenmeli, taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından mera tahsisi yapılmamış ise yerel bilirkişi ve tanıklardan dava konusu taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılıp kullanılmadığı yolunda tespit tutanağı bilirkişilerinden olaylara dayalı bilgi alınmalı,
yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları çeliştiği takdirde tespit tutanağı bilirkişileri taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek yerel bilirkişi ve tanıkların anlatımları ile tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları arasındaki çelişki duraksamasız giderilmelidir.
Öte yandan uzman ziraatçi bilirkişi aracılığıyla taşınmaz bizzat mahkemece görülüp gözlenmeli, taşınmazın fiziksel yapısı, meyil durumu, taş ve toprak unsurundan hangisinin ... olduğu ayrıntılı şekilde keşif tutanağına geçirilmeli, komşu taşınmazın toprak yapısı ile dava konusu taşınmazın toprak yapısı mukayese edilmeli, bu fiziksel olgular da keşif tutanağına geçirilmelidir.
Dava konusu taşınmaza komşu taşınmazların tespit tutanakları içeriğine göre tespitlerine bir kayıt ve belge esas alınmadığı dikkate alınarak tutanakları içeriğinde vurgulanan maddi ve hukuki olgularla yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, belge esas alınmış ise sözü edilen belgelerin nizalı parsel yönünü ne biçimde ve kimin yeri olarak sınır gösterdiği incelenmeli, davalı olup olmadıkları tespitlerinin kesinleşip kesinleşmediği incelenip irdelenmelidir.
Uzman bilirkişi fen memurundan keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye, uzman ziraatçi bilirkişiden ise mahkemenin keşif tutanağına geçen gözlemini yansıtmaya elverişli ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, dava konusu taşınmazın mera olmadığı saptandığı takdirde 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 46. maddelerindeki hükümler uyarınca zilyetlik araştırması yapılmalı, davacı ...’in miras bırakanı ... ve bayii ... yönünden de yöntemine uygun şekilde belgesiz araştırması yapılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/6906, K. 2010/4468, 12 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama