KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/6974 E., 2010/542 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Şubat 2010
Karar Metni
682 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
1-Dava haksız fiilden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine karşı öne sürülen itirazın iptali istemine ilişkindir.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliğine ve özellikle iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden bilgilerine başvurulan ve hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporunun niteliği, içeriği ve dosya kapsamında toplanıp değerlendirilen delillere, delillerin takdir, tahlil ve tartışımına ilişkin hükümde gösterilen gerekçelere göre davacı ve davalı tarafın yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2-Davacı tarafın oluşturulan hükme, davalı tarafın hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarına gelince, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi varılan sonuç ve oluşturulan hüküm davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
HUMK 388/son ve 389. maddeleri hükmüne göre, hüküm fıkrasında istek sonuçlarının her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, infaza elverişli bir şekilde hüküm kurulması zorunludur.
Bu olgunun sonucu olarak itirazın iptali davalarında itiraz iptal edilen asıl alacak ve işlemiş faiz alacağı ile varsa diğer kalem alacakların hüküm yerinde gösterilmesi, davacının yerinde görülen toplam alacağına yönelik itirazın iptaline, karar verilmesi, hüküm oluşturulurken Borçlar Kanununun 104/son maddesi hükmüne göre temerrüt faizine takip tarihinden sonraki dönemde yeniden faiz işletilmesinin yasak olduğu olgusunun gözden kaçırılmayarak sadece asıl alacak ve faiz yürütülmesi mümkün olan diğer alacaklara takip tarihinden itibaren faiz yürütülerek tahsiline imkan verecek şekilde hüküm oluşturulması,
işleyen faize takip tarihinden sonraki dönem için faiz yürütülmemesi gerekir.
Ayrıca, hukukumuzda gerçek zarar ilkesi geçerlidir. Zarar gören ancak haksız fiil nedeniyle uğradığı gerçek zararını haksız fiil sorumlularından isteyebilir. Zarar görenin zararı giderebilmek için kendi çalıştırdığı işçilerine ödediği ücretler genel idare giderleri olup, haksız fiil meydana gelmese dahi ödenmesi gereken giderlerdir. Bunların zarar ile ilgisi bulunmamaktadır. Özel olarak adam tutulup çalıştırıldığı kanıtlanmadıkça haksız fiil meydana gelmeseydi dahi yapılacak bu nitelikteki giderler zarar kapsamına dâhil edilemez.
Öte yandan, haksız fiilden kaynaklanan alacaklarda, zarar görenin haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren faiz isteme ... bulunduğundan, zarar görenin faiz isteyebilmesi için temerrüt gerekli değildir. Hal böyle olunca, haksız fiilden kaynaklanan alacaklarda talep halinde haksız fiilin işlendiği tarihten itibaren faiz hesaplanmalıdır.
Somut olaya gelince, davacı taraf icra takibinde 5.671,53 TL asıl alacak, 595,51 TL gecikme zammı, 107,19 TL gecikme zammının KDV’sinin tahsilini istemiştir. Davacı tarafın takip talebinde gecikme zammı olarak istediği bedelin Borçlar Kanununun 101.maddesi hükmünde belirtilen gecikme (temerrüt) faizi olduğu kabul edilerek gecikme nedeniyle istenebilecek bedelin buna göre belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Dosya içeriğinden asıl alacak olarak istenilen bedelin bir bölümünün davacının kendi çalıştırdığı işçilere ödediği ücretler, bir başka deyişle genel idare giderleri olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bilgisine başvurulan bilirkişi raporunda az yukarıda açıklanan hukuksal olgular göz ardı edilerek, zarar kalemleri sıralanırken genel idare giderlerine de yer verilerek hesaplamaya dahil edilmiş, mahkemece de benimsenen bu rapor doğrultusunda hüküm oluşturulmuştur.
Ne var ki, bilirkişi tarafından işlemiş faiz hesaplanmadığı gibi, mahkemece de icra takibine konu edilmesine rağmen işlemiş faize hükmedilmemiştir. Eksik araştırma ve soruşturma ile yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yasal düzenlemelere aykırı hüküm verilemez.
O halde, yukarıda açıklanan hukuksal olgular göz önüne alınarak, hasarın giderilmesi için özel olarak işçi tutup çalıştırma veya harcama yapma söz konusu ise bunların kanıtlanması için davacı taraftan delilleri sorulup saptanmalı, bu konudaki gösterilecek deliller toplanmalı, daha sonra dosya yeniden uzman bilirkişiye verilmeli, genel idare giderlerine hükmedilemeyeceği bilirkişiye hatırlatılmalı, davacının takip tarihi itibariyle tahsilini istemekte haklı olduğu işlemiş faiz ve toplam alacak miktarı yeniden hesaplatılmalı,
davacı tarafın isteyebileceği gerçek zarar miktarı duraksamasız belirlendikten sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek asıl alacak ve işlemiş faiz toplam miktarı üzerinden itirazın iptaline, takibin devamına imkan verecek şekilde hüküm oluşturulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/6974, K. 2010/542, 9 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama