KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/7633 E., 2010/5799 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Ekim 2010
Karar Metni
816 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacılardan ... ve ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 119 ada 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95 ve 96 parsel sayılı yüzölçümleri tutanaklarında yazılı taşınmazlar mera niteliğiyle sınırlandırılmak suretiyle tespit edilmiştir. Davacı ... ve paydaşları tapu ve vergi kaydı ile miras yoluyla gelen hakka dayanarak dava açmışlardır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi mera olarak sınırlandırılıp, özel siciline yazılmasına karar verilmiş; hüküm, davacılardan ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece taşınmaz başında keşif yapılmaksızın, davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya içeriğine uygun bulunmamaktadır. Kesin hükmün varlığından sözedebilmek için davanın taraflarının, konusunun ve dayanılan hukuki sebebin aynı olması gerekir. Davalı tarafın dayandığı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/64-2008/33 E.K sayılı mahkeme ilamında davacılar taraf olmadığı gibi dava sebebi de aynı olmadığından sözü edilen ilam taraflar arasında kesin hüküm değil, ancak güçlü delil oluşturur.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın tutunduğu vergi ve tapu kayıtları ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, ayrıca dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede 4753 ve 5618 sayılı Yasa uyarınca mera tahsisi yapılıp yapılmadığı,
4342 sayılı Yasa uyarınca yetkili merciden ve mülki amirlikten ayrı ayrı sorulup saptanmalı, yapılmış ise tahsis haritası ve eki belgeler getirtilmeli, bundan sonra tapu kaydına dayanan davacı tarafın kayıt maliki ya da malikleri ile akdi, irsi ilişkisi sorulup saptanmalı, dayanılan tapu kaydının revizyon görüp görmediği,
Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden ayrı ayrı sorulup belirlenmeli, varsa revizyon gördüğü taşınmazları ve bu taşınmazlara dıştan komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra dıştan komşu taşınmazların tümünün tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar, davalı iseler dava dosyaları da getirtilmeli, davalı oldukları saptandığı takdirde usulün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca dava dosyalarının birleştirilip birleştirilmeyeceği yönü üzerinde durulmalı,
ayrıca gerçekten taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından mera tahsisi yapılmış ise taşınmazın mera olup olmadığının, tahsis haritası ve eki belgelerin yerine yöntemine uygun biçimde uygulanarak belirleneceği, aksi halde taşınmazın bulunduğu köye ya da beldeye komşu köyler halkından seçilecek yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarıyla belirleneceği düşünülmeli, daha sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, dava sonucunda yararı olmayan çekişmeli taşınmazın bulunduğu belde ya da köye komşu köylerden seçilecek yerel ve uzman bilirkişi ziraat ve fen elemanı, tutanak bilirkişilerinin tümü,
tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kaydı tüm tedavülleri ile, mera tahsisi yapılmış ise sözü edilen yönetimsel işlemin dayanağı harita da yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi fen elemanı eliyle yerine uygulanmalı, uygulamada mera tahsis haritası ve tapu kaydının dayanağı harita ve geniş kapsamlı kadastro paftasının ölçekleri eşitlenerek haritalar çakıştırılarak yerine uygulanmalı,
bu işlem yapılırken haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinde varsa değişmez nitelikte sınır yeri sayılabilecek kişi taşınmazlarından da yararlanılmalı, tapu kaydında tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye tapu kaydında tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmeli,
bu yolla dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kaydı ile mera tahsis haritasının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, dava konusu taşınmazın tümünün ya da bir bölümünün dayanılan tapu kaydı ile mera tahsis haritasının kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde tapu kayıt kapsamı ve mera tahsis haritasının kapsamı dışında kalan taşınmaz ya da taşınmaz bölümleri yönünden yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, bu konuda anılan taşınmaz bölümü üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı, olaylara dayalı bilgiler alınmalı,
tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmaz başında usulün 259. maddesi hükmü uyarınca ayrı ayrı dinlenerek, çelişki duraksamasız giderilmeli, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye imkan verecek şekilde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, deliller değerlendirilirken davacı tarafın tutunduğu tapu kaydında tarif edilen sınır yerleri dikkate alındığında tapu kayıt miktar fazlasının meradan kazanıldığının kabulü gerekeceği,
meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımadığı özellikle dikkate alınmalı, bölgede yetkili idari merciler tarafından mera tahsisi yapılmış ise ve taşınmazın tümü ya da bir bölümünün tapu kaydı ile mera tahsis haritasının kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde tahsisin yapıldığı gün ile kadastro tespitinin yapıldığı günler arasında yirmi yıllık sürenin geçip geçmediği gözönüne alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/7633, K. 2010/5799, 14 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama