KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/7700 E., 2010/1190 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Mart 2010
Karar Metni
630 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 02.03.2010 günü belirlenen saatte temyiz eden ... vekili Av.... ve aleyhine temyiz istenilen ... vekili Av.... geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik Hakiminin raporu okundu. Dosyadaki belgeler incelendi. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Dava, 4518 ada 12 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın aidiyetinin tespitine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Saptanan dava niteliği ve dosya içeriğine göre davacı tarafın dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı belirlenmiştir. Kural olarak tespit davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır. Gerçekten sözü edilen ve aşağıda açıklanan koşullar, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında “TESBİT DAVASININ KENDİNE ÖZGÜ KOŞULLARI OLARAK NİTELENDİRİLMEKTEDİR”
Sözü edilen özel koşullara gelince;
1-Özel koşulların ilki, tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişkinin oluşturabileceği tartışmasızdır. Gerçekten tespit hükmü, hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir belirleme içermez. Bu nedenle uygulamada konusu yalnızca maddi vakıa yada vakıalar olan tespit davalarının dinlenemeyeceği benimsenmektedir. Kural olarak maddi vakıa yada vakıalar ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler.
2-Davacının sözünü ettiği hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının, hemen tespitinde hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tespit davasının dinlenebilmesi açısından öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır.
Öte yandan, bir hukuki ilişkinin hemen tespitinde, hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için, üç koşulun birlikte olması zorunludur. Sözü edilen üç koşulu hemen açıklamak gerekirse;
A)Davacının bir ... veya hukuki durumunun halihazır bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olması ve sözü edilen TEHLİKENİN YAKIN VE TEHDİDİN CİDDİ OLMASI GEREKİR.
B)Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt yada belirsizlik içinde olması, bu hususun davacı için bir zararı meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. Tehdit, objektif olarak değerlendirildiğinde bir zarar doğurabilecek nitelikte olmalıdır.
C)Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün sonuçlarını meydana getiren, cebrî-icraya yetki vermeyen, bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan TESBİT HÜKMÜNÜN BU TEHLİKEYİ ORTADAN KALDIRACAK NİTELİKTE OLMASI ZORUNLU OLDUĞU GİBİ DAVACININ, HUKUKEN KORUNMA İHTİYACIDA HALİHAZIRDA BULUNMALIDIR. ÖZELLİKLE HUKUKİ YARAR KOŞULU TESBİT DAVASININ AÇILDIĞI GÜNDE MEVCUT OLMALI VE HÜKÜM VERİLENEDEĞİN VARLIĞINI’DA SÜRDÜRMESİ ZORUNLUDUR. Açıklanan nedenle davacının hukuki korunma ihtiyacını başka bir vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin mümkün olduğu hallerde, hukuki ilişkinin mücerret tespitinde hukuki yararının bulunmadığı bu nedenle tesbit davası açamayacağı kuşkusuzdur.
Kural olarak, öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında “EDA DAVASI” açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Sözü edilen kuralın ayrık hali olarak “eda davası” ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamı, tespit davası ile elde edilecek tespit hükmünün kapsamından daha dar ise, “eda davası” açılması mümkün olmasına rağmen, eda davasından bağımsız olarak ayrı bir tespit davası açılabileceği de öğretide ve uygulamada kararlılık kazanmıştır.
Az yukarıda genel dava şartlarından ayrık olmak üzere tespit davasına özgü koşulların mahkemece resen gözetilmesi zorunludur. Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse HUKUKİ YARAR, DAVA KOŞULUDUR.
Somut olaya gelince taraflar arasında muhdesatın üzerinde bulunduğu taşınmazın ortaklığının giderilmesi istemiyle açılmış bir dava bulunmadığı gibi, taşınmazın veya üzerinde bulunan muhdesatın kamulaştırılmasının da söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında eda nitelikli ecrimisil davası bulunmaktadır. Bu davanın hükme bağlanabilmesi için öncelikle muhdesatın kim tarafından, kimin adına ve hesabına yapıldığı belirleneceğine göre eda davası da çözümlenecek bu hukuksal olgunun tespiti için ayrıca dava açmakta hukuki yarar bulunmadığı kuşkusuzdur.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/7700, K. 2010/1190, 8 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama