KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2009/8217 E., 2010/5589 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Ekim 2010
Karar Metni
552 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacılar ... ve ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 128 ada 41 parsel sayılı 1101356,58 m2 yüzölçümündeki taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğundan söz edilerek ham toprak niteliğiyle davalı hazine adına tespit edilmiştir. Davacı ... vergi kaydına, satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak, davacı ... tapu ve vergi kaydına, satın almaya, miras yoluyla gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazın belirli bölümlerine yönelik olarak ayrı ayrı dava açmışlardır. Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, dava konusu taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacılar ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava ve temyize konu 128 ada 41 parsel sayılı taşınmaz bölümü üzerinde tespit gününde davacı ... yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediği, davacının taşınmaz bölümü üzerinde zemini ekonomik amacına uygun olarak kullanmak koşuluyla iktisap sağlayan süreye ulaşan zilyetliğinin bulunmadığı mahkemece toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Davacı ... vergi kaydına dayanmış ise de; zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydına değer verilmemesinde de bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Mahkemece bu hukuksal olgular dikkate alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacı ...'ın tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, peşin alınan harcın mahsubu ile geriye kalan 8,25 TL temyiz harcının davacı ...'dan alınmasına,
2-Davacı ...'nun temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece davacı tarafın tutunduğu tapu kaydının dava ve temyize konu 128 ada 41 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 27.08.2009 tarihli rapor ve haritada (A) harfi ile işaretli 6921 m2 yüzölçümündeki taşınmaz bölümünün davacının tutunduğu tapu kaydının miktar fazlası olduğu, taşınmaz üzerinde davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13 ve 14.maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan araştırma hüküm vermeye yeterli değildir. Tapu kaydının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri soyut ve gerekçesiz uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki harita keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye imkan vermediğinden yetersizdir.
O halde davada sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın tutunduğu tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, kayda dayanan tarafın kayıt maliki yada malikleri ile akdi, irsi ilişkisi saptandığı takdirde dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmazlara revizyon görüp görmediği,
Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmaz ile revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlara komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita ile komşu taşınmazların tespit tutanakları varsa dayanakları kayıtlar Kadastro Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, daha sonra yöreyi iyi bilen yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, taraf tanıkları ile taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, dayanılan tapu kayıtları yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı,
kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınırlar yönünden tanık bilgisine başvurulmalı, uzman bilirkişiden keşfi denetlemeye imkan verecek şekilde rapor alınmalı, dava konusu taşınmazın kaydın kapsamı dışında kaldığının saptanması halinde, davacı ...'nun taşınmazda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne uygun zilyetliğinin bulunmadığı gözönüne alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/8217, K. 2010/5589, 6 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama