KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/1016 E., 2010/2050 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Nisan 2010
Karar Metni
715 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafça istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:
Dava, mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davalının miras bırakanın eşi ve dolayışıyla kanuni mirasçısı olduğu, eşin mirasçı olabilmesi için T.C. vatandaşı olup olmamasının önemli olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de gösterilen gerekçe yerinde olmadığı gibi yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller de hüküm vermeye yeterli değildir.
Toplanan delillerden, Türk vatandaşı olan miras bırakan ...'in 07.08.2001 tarihinde Rusya Federasyonu vatandaşı olan davalı ... ile evli iken 22.04.2005 tarihinde öldüğü, geride yabancı uyruklu eşi ile daha önce boşanma ile sonuçlanan evliliğinden olma kızı davacı ...'in kaldığı, ...'e velayeten ... tarafından daha önce açılan dava sonucunda alınan Elmadağ Sulh Hukuk mahkemesinin 05.05.2005 günlü ve 2005/209 esas, 2005/181 karar sayılı mirasçılık belgesinde ...'in mirasının eşi ve kızı arasında paylaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Miras bırakanın ölüm gününde yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 575. maddesi hükmüne göre miras, miras bırakanın ölümü ile açılır. Mülga 2675 sayılı Kanunun 22/1. maddesi hükmüne göre de miras ölenin milli hukukuna tabidir. Türkiye'de bulunan taşınmaz mallar hakkında Türk Hukuku uygulanır. Mirasın açılması sebeplerine, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler terekenin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.
Davalının miras bırakan ile evlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 5. maddesi hükmünde ise bir Türk'le evlenen yabancı kadının Türk
şekilde bildirdiği veya vatansız bulunduğu veyahut evlenmekle eski vatandaşlığını kaybettiği taktirde Türk Vatandaşlığı'nı kendiliğinden kazanacağı açıklanmıştır.
Yine 2644 Sayılı Tapu Kanunu'nun miras bırakanın ölüm gününde yürürlükte bulunan 35. maddesi hükmünde de yabancı uyruklu gerçek kişilerin karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde taşınmaz edinebilecekleri belirtilmiştir. Türk Yabancılar Hukuku'nun genel ilkelerinden olan karşılıklılık, uluslararası bir anlaşma ile tanınabileceği gibi iç hukukta bir engel koymama biçiminde de gerçekleşebilir.
Ancak karşılıklılığın belirlenmesinde en önemli nokta, idari karar veya özel kanunlarla Türk vatandaşları bakımından mülkiyet hakkının kısmen veya tamamen sınırlandırılıp sınırlandırılmadığı, bir başka deyişle fiili karşılıklılığın bulunup bulunmadığıdır. Yabancı ülke mevzuatında bir engel bulunmamakla birlikte, Türk vatandaşlarının o ülkede taşınmaz mal edinmeleri şu veya bu biçimde fiilen engelleniyorsa karşılıklılık bulunduğundan söz edilemez.
Bunun yanında yabancı ülke mevzuatında taşınmazın bulunduğu yer bakımından, örneğin kıyı ve sınır bölgelerindeki taşınmazlarla ilgili olarak izne bağlılık ve yasaklamalar getirilmişse, bizim mevzuatımız bakımından engel olmasa dahi, kıyı ve sınır bölgelerindeki taşınmazların yabancı tarafından edinilebileceği de kabul edilemez.
Yabancı uyruklu kişilerin Türkiye’de bulunan taşınmazları miras yolu ile edinip edinemeyeceklerinin belirlenmesi açısından karşılıklılığın miras bırakanın ölüm günü itibarıyla aranması gerekir. Bu hükümlerin taşınır mallar, alacak ve diğer haklar yönünden uygulanamayacağı, yabancı uyruklu mirasçıların hiçbir kayıt ve sınırlandırmaya tabi olmaksızın miras bırakanın Türkiye'de bulunan taşınır mallarını, hak ve alacaklarını miras yolu ile edinebilecekleri kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, davalının vatansız olmadığı, Türk vatandaşlığına geçmek için yetkili makamlara başvuruda da bulunmadığı, bu iki yoldan biri ile Türk vatandaşlığını kazanmasının söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
Az yukarıda açıklanan hukuksal olgular göz önüne alındığında davalının Rusya Federasyonu kanunlarına göre yabancı ile evlenmekle Rus vatandaşlığını kaybetmesi halinde kendiliğinden Türk vatandaşlığını kazanacağı ve hiçbir kayıt ve sınırlandırmaya tabi olmaksızın mirasçı olacağı, Türk vatandaşlığını kazanmamış olsa dahi ülkemiz ile Rusya Federasyonu arasında miras yolu ile taşınmaz edinme konusunda karşılıklılık bulunması halinde yine kanuni sınırlandırmalara uyulmak kaydı ile Türkiye'de bulunan taşınmazları miras yolu ile edinebileceği, Türk vatandaşlığını kazanmamış olması,
karşılıklılık da bulunmaması halinde ise Türk vatandaşı ile evli olmasına rağmen Türkiye'de taşınmaz edinmesi mümkün olamayacağından taşınmazlar yönünden miras bırakana mirasçı olamayacağı kuşkusuzdur. Bu olgular gözetildiğinde mahkemece gösterilen ret gerekçesi yerinde değildir.
Ne var ki, davalının evlenmekle Rus Vatandaşlığı'nı kaybedip etmediği, ülkemiz ile Rusya Federasyonu arasında miras yolu ile taşınmaz edinme konusunda karşılıklılık bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm verilemez.
O halde mahkemece Rusya Federasyonu kanunlarına göre davalının Türk vatandaşı ile evlenmekle Rus vatandaşlığını kaybedip kaybetmediği, ülkemiz ile Rusya Federasyonu arasında miras yolu ile taşınmaz edinme konusunda karşılıklılık bulunup bulunmadığı Adalet Bakanlığı'ndan sorulmalı, davalının Türk vatandaşı sayılıp sayılamayacağı, Türkiye'de bulunan taşınmazlar yönünden mirasçı olup olamayacağı bu yolla duraksamasız saptanmalı, sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/1016, K. 2010/2050, 8 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama