KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/1621 E., 2010/2393 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Nisan 2010
Karar Metni
453 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava, Kızılay Derneğinin ... İlçe Şubesinin T.M.K.87/2 maddesi uyarınca kendiliğinden dağıldığının tespiti istemine ilişkindir. Davada hasım olarak derneğin ... şubesine izafeten kurucu üyeler gösterilmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine, dosya içeriğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Bilindiği üzere, HUMK'da taraf ehliyeti tanımlanmamış 38. maddesiyle Medeni Kanuna yollamada bulunmakla yetinmiştir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunumuz ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış, 8, 28, 47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını belirtmiştir.
Dava tarihinden önce ölen ve kişiliği son bulan bir kişinin veya tüzel kişilik kazanmamış bir topluluğun taraf ehliyetinin bulunmayacağı kuşkusuzdur. Bu itibarla, gerek Türk Medeni Kanunu ve gerekse HUMK dava açıldığı tarihte hayatta bulunan veya tüzel kişilik kazanmış kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş; ölen ya da tüzel kişilik kazanmamış topluluklar hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır.
Nitekim 04.05.1978 tarih 1978/4-5 Sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş olan kimsenin mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağından tebligat yapılmak veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, içtihatlar bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.
Taraf ehliyeti kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca öne sürülmese dahi mahkemelerce kendiliğinden dikkate alınması gerekir.
Yine 5253 Sayılı Dernekler Kanununun 2/h maddesi hükmünde de dernek şubeleri, dernek faaliyetlerinin yürütülebilmesi için bir derneğe bağlı olarak açılan, tüzel kişiliği olmayan ve bünyesinde organları bulunan alt birim olarak tanımlanmıştır. Bu olgu gözetildiğinde, kanun ile derneklere şube açma imkanının tanınması ve dernek şubelerinin organlarının bulunması, şubelerin tüzel kişiliği bulunduğu şeklinde yorumlanamaz.
Somut olaya gelince; dava, Kızılay derneğinin ... Şubesinin ilk genel kurul toplantısının kanunda öngörülen sürede yapılmamış ve zorunlu organlarını oluşturmaması nedeniyle dernek şubesinin dağıldığının tespiti istemiyle açılmıştır.
Az yukarıda açıklanan hukuksal olgular gözetildiğinde, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen ve aleyhine hüküm verilen derneğin ... Şubesinin tüzel kişiliğinin ve dolayısıyla davada taraf ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davada taraf teşkilinin sağlanmadığı kuşkusuzdur. Ne var ki bunun temsilcide yanılma olduğu, bu nedenle dava dilekçesinin dernek şubesine izafeten Kızılay Genel Başkanlığına tebliğinin sağlanması tüzel kişiliği haiz Dernek Genel Merkezinin savunması ve delillerinin sorulup saptanması, delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/1621, K. 2010/2393, 22 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama