KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/4149 E., 2010/5115 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Eylül 2010
Karar Metni
450 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 155 ada 1 ve 172 ada 1 parsel sayılı sırasıyla 91649,76 metrekare ve 3834,29 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar mera niteliğiyle sınırlandırılmak suretiyle tespit edilmiştir. Davacı ... tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır.
Mahkemece davanın kabulüne, 155 ada 1 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 14.9.2008 günlü haritada (C) harfi ile gösterilen 5866,69 metrekare yüzölçümündeki kısmının davacı ... oğlu ... ... ve ... adlarına eşit paylarla tapuya tesciline, geriye kalan 85783,07 yüzölçümündeki kısmın mera niteliği ile sınırlandırılmasına, 172 ada 1 parsel sayılı taşınmazın aynı haritada (A) harfi ile gösterilen 2404,23 metrekare yüzölçümündeki kısmının davacı ... oğlu ... ... ve ... adlarına eşit paylarla tapuya tesciline, geriye kalan 1430,06 metrekare yüzölçümündeki kısmının ise mera niteliği ile sınırlandırılmasına karar verilmiş;
hüküm, davalı hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece taşınmazların davacı taraf adına tescile karar verilen bölümlerinin, dayanılan tapu kaydı kapsamında kaldığı kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de 4.7.1979 tarih ve 3 sayılı tapu kaydında okunan kilise, su arkı, hane ve manik tarlası sınırları taşınmazların uyuşmazlık konusu bölümlerinin sınırlarında bulunmamaktadır. Bu durumda yerel bilirkişi ve davacı tanığının soyut nitelikteki beyanlarına dayanılarak tapu kaydının bu bölümlere ait olduğunun kabulü mümkün bulunmamaktadır. Dava ve temyize konu taşınmaz bölümlerinin sınırlarını oluşturan 155 ada 1 ve 172 ada 1 parsel sayılı taşınmazların dava dışı bölümlerinin 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle
tespit edildiği dosya içeriği ile belirlenmiştir. Çekişmeli taşınmaz ile sınırlarını oluşturan mera taşınmazları arasında ayırıcı unsur olarak doğal yada yapay bir sınır yeri bulunmamaktadır. Kaldı ki, bu nitelikteki taşınmazlar üzerindeki dere, tepe, hendek, çukur gibi doğal ve yapay sınır yerlerinin bulunması da mümkündür.
Hal böyle olunca dava ve temyize konu taşınmaz bölümlerinin sınırlarını oluşturan 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen komşu taşınmaza el atılarak kazanıldığının ve onun bir bölümünü oluşturduğunun kabulü gerekir.
Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Bu verilere göre hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile uzman ziraatçi bilirkişinin dava ve temyize konu taşınmazın mera olmadığı yolundaki raporunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/4149, K. 2010/5115, 23 Eylül 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama