KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/5261 E., 2011/4221 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Haziran 2011
Karar Metni
549 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava ıslaha konu edilmiş haliyle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatın aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller hüküm vermeye yeterli değildir.
Dava taşınmaz üzerindeki muhdesatın bedelinin tespiti ve tahsili istemi ile açılmış, yargılama sırasında davacı tarafın sözlü beyanı ile muhdesatın aidiyetinin tespiti davası olarak görülüp sonuçlandırılmıştır. Davada ıslahın yöntemi usulün 83. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, davacı tarafın duruşmadaki beyanının davanın ıslahı olarak kabul edilemeyeceği kuşkusuzdur.
Öte yandan; öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre davada yöntemine uygun biçimde taraf koşulunun oluşturulmamış olması başlı başına bozma nedenidir. Muhtesat aidiyetinin tespiti davalarında ortaklığın giderilmesi davasının yargılaması sırasında muhtesatın davacı tarafça meydana getirildiği açıkça kabul edenler dışında kalan ve muhtesatın üzerinde bulunduğu taşınmazda paydaş olan tüm tapu maliklerinin davada taraf olmaları zorunludur.
Dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden dava konusu muhdesatın üzerinde yer aldığı 1315 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan ... ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Ne var ki, adı geçene ait mirasçılık belgesi ve ortaklığın giderilmesine ilişkin dava dosyasının aslı veya onaylı örneği de getirtilmediğinden tapuda kayıt maliki olarak gözüken ... ...’ın davada yer alan taraflar dışında başka mirasçısının bulunup bulunmadığı ve var iseler ortaklığın giderilmesi davasının yargılaması sırasında davaya konu muhtesatların davacı tarafa ait olduğunu kabul edip etmedikleri anlaşılamamaktadır.
Hal böyle olunca davada taraf koşulunun oluşup oluşmadığı belli değildir. Taraf koşulu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden araştırılması gerekir. Taraf koşulunun oluşup oluşmadığı belirlenmeden eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm verilemez.
Diğer taraftan; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden değerlendirileceği tartışmasızdır. Davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığının belirlenmesi halinde salt bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekir, davanın esasına girilemez. Bu halde davalı tarafın davayı kabulü dahi sonuç doğurmaz.
O halde, öncelikle davacı tarafa davasını yöntemine uygun şekilde ıslah etmesi için önel verilmeli, dava usulünce ıslah edildikten sonra tapu kayıt maliki ... ...’a ait mirasçılık belgesi ve ortaklığın giderilmesine ilişkin dava dosyası getirtilmeli, taraflar dışındaki mirasçı paydaşların ortaklığın giderilmesi davasının yargılaması sırasında dava konusu muhtesatın davacı tarafa ait olduğunu açık bir biçimde kabul edip etmedikleri duraksamasız belirlenmeli, muhtesatın davacı tarafa ait olduğunu kabul etmeyen başka mirasçı paydaşlar bulunuyorsa bunların,
ölmüş iseler mirasçılarının davada taraf olmalarının zorunlu olduğu düşünülerek davada taraf olarak yer almaları sağlanmalı, yargılamaya geldiklerinde davaya karşı diyecekleri, delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı, dava konusu muhdesatın üzerinde yer aldığı 1315 parsel saylı taşınmaza ait kadastro tespit tutanağı ilgili Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilerek muhdesatın kadastro tespiti sırasında mevcut olan muhdesatla aynı olduğunun belirlenmesi halinde somut olayda hak düşürücü sürenin geçip geçmediği de araştırılmalı,
toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/5261, K. 2011/4221, 21 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama