KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/5277 E., 2011/4384 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Haziran 2011
Karar Metni
462 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
HUMK’nun 382. maddesi hükmüne göre mahkemece verilecek kararların açık olarak ve yüze karşı okunmak suretiyle tefhim edilmesi gerekir. Kural olarak tefhim gününde hükmün gerekçesi ile birlikte açıklanması gerekmekte ise de, gerekçeli kararın hemen yazılması her zaman mümkün olamayacağından mahkemenin önce vereceği kısa kararı yargılama oturumunda tefhim etmesi daha sonra gerekçeli kararı yazarak bu yasal zorunluluğun tamamlanması mümkün bulunmaktadır.
10.4.1992 gün ve 7/4 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da bu hususa değinilmiş, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olmasının başlı başına bozma nedeni olacağı, yerel mahkemenin çelişkiyi gidermek kaydı ile bozma kararından sonra önceki kararı ile bağlı olmaksızın vicdani kanaatine göre yeni bir hüküm oluşturması gerektiği kabul edilmiştir.
Somut olaya gelince, mahkemece kısa kararın 1 numaralı bendinde, davalı ... hakkında açılan davanın görev yönünden reddine, 2 numaralı bendinde ise, diğer davalı şirket yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Gerekçeli kararda 1 numaralı bentte, belediye hakkında açılan davanın görev yönünden reddine, 2 numaralı bentte ise, maddi tazminatın müşterek ve müteselsilen davalı ... ve davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine şeklinde hüküm kurulmuştur. Kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olduğu kuşkusuzdur. Yukarıda açıklanan hukuksal olgular göz önüne alındığında verilen hüküm usul hükümlerine ve anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na açıkça aykırı olduğundan, davalıların temyiz itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.
2-Mahkemece kamu hizmetinin yerine getirilmesi sırasında meydana gelen hasar nedeniyle davanın idari yargı yerinde görülmesi belirtilerek, davalı ... hakkında açılan davada dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç ve oluşturulan hüküm davanın niteliğine, tarafların sıfatına ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Kamu hizmeti vermekle yükümlü olan davalı belediyenin, kamu hizmetini “doğrudan kendisinin verdiği” sırada, hizmet kusurundan dolayı açılan davaların İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunun 2.maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak idari yargı yerinde açılması gerekir.
Ancak davalı belediyenin kamu hizmetini “bizzat kendisinin yapmadığı” özel hukuk ilişkisine girdiği diğer davalı yüklenici şirkete özel hukuk sözleşmesi ile yaptırdığı durumda ise, bu sözleşmenin yerine getirilmesi sırasında sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilere verilen zararların giderilmesi amacıyla açılan davaların adli yargıda görülmesi gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.03.2010 tarih 2010/13-64 E, 2010/145 K sayılı ilamı ile 28.04.2010 tarih 2010/7-216 E, 2010/231 K sayılı ilamlarında da aynı husus vurgulanmaktadır.
Dosya içeriğinden, davalı belediyenin kamu hizmetini özel hukuk ilişkisine girdiği diğer davalı yüklenici şirkete özel hukuk sözleşmesi ile yaptırdığı görülmektedir. O halde, yukarıda açıklanan hukuki olgu dikkate alınarak, davalı ... yönünden de davanın esasına girilerek, esas yönünden karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması dahi doğru olmamıştır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/5277, K. 2011/4384, 28 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama