KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/6349 E., 2010/6221 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Ekim 2010
Karar Metni
466 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 110 ada 24 parsel sayılı 14521,47 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ham toprak niteliğiyle davalı hazine adına tespit edilmiştir. Davacı ..., tapu kaydına, miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, 110 ada 24 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacı tarafın tutunduğu tapu kaydının dava konusu taşınmaza ait olmadığı, taşınmaz üzerinde davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13 ve 14.maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan araştırma hüküm vermeye yeterli değildir.
Davacı tarafın tutunduğu 27.7.1945 tarih 29 sayılı tapu kaydının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmediğinden soyut nitelikte gerekçesiz sözlerden ibaret olduğu gibi, uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki harita da anılan tapu kaydında tarif edilen sınır yerleri 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun biçimde gösterilmediğinden keşfi izlemeye, yerel bilirkişi sözlerini denetlemeye elverişli değildir.
O halde, sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacı tarafın, tutunduğu tapu kaydı maliki ya da malikleri ile aralarında irs ilişkisi bulunup bulunmadığı saptanmalı, daha sonra yöreyi iyi bilen yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, taraf tanıkları ile taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, dayanılan tapu kaydı yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı; kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınırlar yönünden tanık bilgisine başvurulmalı.
Kangal Çayının, tapu kaydının oluştuğu tarihte nereden geçtiği yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmalı, gerekirse Jeolog bilirkişiden çayın yatak değiştirip değiştirmediği hususunda rapor alınmalı, böylelikle çay sınırının sabit sınır olup olmadığı belirlenmeli, uzman fen bilirkişiden keşfi denetlemeye imkan verecek şekilde rapor alınmalı, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, özellikle dava konusu taşınmazın sınırındaki Kangal Çayından sonra gelen komşu taşınmazların tespit tutanak örnekleri getirtilmeli,
varsa dayanakları kayıtların “çay” yönünü ne okuduğu sorulup saptanmalı, bu yolla dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kaydının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız belirlenmeli, dava konusu taşınmazın kaydın kapsamı dışında kaldığı saptandığı takdirde mahkemece yapılan araştırma sonucu davacı adına tespit edilen taşınmazlardan tapu kaydına dayalı olarak tespit edilen taşınmazların miktarlarının 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen kısıtlama miktarına dahil edilemeyeceği gözönüne alınarak,
tespit günü itibarı ile davacı lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmalı ve bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/6349, K. 2010/6221, 28 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama