KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2010/6956 E., 2011/5475 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Eylül 2011
Karar Metni
494 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... Kurt ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava, haksız şikayetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamında toplanan delillere uygun düşmemiştir.
Anayasanın 36. maddesi hükmüne göre herkes, yasal vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Bu madde ile tanınmış olan hak arama, bir başka deyişle ihbar ve şikayet hakkının kullanılması nedeniyle kişilik hakları zarara uğrasa bile, hak arama özgürlüğü üstün bir hak olarak hukuka uygunluk nedeni sayıldığından bundan zarar gören kişilerin tazminat hakkının doğmayacağı kuşkusuzdur.
Ancak bu özgürlük sınırsız olmayıp, ihbar ve şikayet hakkının kasten ve zarar verme amacı ile veya keyfi olarak ya da uzak ihtimallere göre, herhangi bir delil ve emare bulunmadan, yeteri kadar araştırma yapılmaksızın kullanılmaması gerekir. Aksi halde hak arama özgürlüğünün kötüye kullanılmış olması nedeniyle hukuka uygunluk nedeni ortadan kalkacağından maddi ve manevi tazminata karar verilmesi gerekeceğinde de kuşku duyulmamalıdır.
Somut olaya gelince; davalı, telif haklarının sahibi olduğu eserin davacı tarafından 5846 sayılı Kanuna aykırı olarak basım, dağıtım ve satışının yapıldığını belirterek Cumhuriyet Savcılığına 29.03.2005 tarihinde suç duyurusunda bulunmuş, bunun üzerine davacı işyerinde arama yapılarak şikayete konu eserlere el konulmuş, daha sonra kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş, bu karara karşı davalı tarafından itiraz edilmemiş, yeni bir delil veya emare bulunmamasına rağmen davalı aynı nedene dayanarak bu defa da 26.09.2006 tarihinde davacı hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş,
yine kovuşturma yapılmasına yer olmadığına kararı verilmiş, bu karara karşı davalı tarafından yapılan itiraz reddedilmiş, davacı ilk suç duyurusundan sonra haklı olduklarının ortaya çıkmasına rağmen davalının dava konusu 26.09.2006 tarihinde ikinci kez suç duyurusunda bulunarak şikâyet hakkını kötüye kullandığını öne sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasında aynı konuya ilişkin olarak İstanbul 1.Fikri ve Sınaî Haklar Mahkemesinde 2006/183 esas sayılı derdest davanın bulunduğu, bunun şikayeti haklı gösterecek bir olgu olduğu, davalının hak arama özgürlüğü kapsamında şikayet hakkını kullandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
29.03.2005 tarihli ilk şikâyetten sonra yeni bir delil veya emare bulunmamasına rağmen davalının aynı nedene dayanarak 26.09.2006 tarihinde ikinci kez şikâyette bulunmasının anayasal şikâyet hakkının kötüye kullanılması olduğunun kabulü gerekir.
İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinde görülen davanın, şikayette bulunan davalı tarafından davacı aleyhine ve şikayete konu hususlara ilişkin olarak açıldığı gözetildiğinde, bunun yeni bir delil veya emare olarak kabul edilemeyeceği, davalının şikayeti üzerine açılan soruşturmanın, davacının ticari saygınlığını zedeleyecek ve kişilik haklarına saldırı oluşturacak nitelikte bir fiil olduğu kuşkusuzdur.
Eksik araştırma ve soruşturma ile dosya içeriğinde toplanan delillere aykırı biçimde hüküm verilemez.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular karşısında davacının davasında haklı olduğu kabul edilerek delillerin toplanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yersiz gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/6956, K. 2011/5475, 27 Eylül 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama