KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/3044 E., 2012/1513 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Mart 2012
Karar Metni
633 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 130 ada 11 parsel sayılı 320,38 m2 yüzölçümündeki taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak ve taşınmaz üzerindeki betonarme camii ve imam evinin Köy Tüzel Kişiliği'ne ait olduğu tutanağın beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle davacı ... adına tespit edilmiştir. Davacı ... taşınmazın vakıf malı olmadığını, davalı Köy Tüzeli Kişiliği'ne ait hizmet malı olduğunu öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece davanın hukuki yarar ve husumet yokluğundan reddine, dava konusu taşınmaza ait kadastro tutanak aslı ve dayanağı belgelerin Tapu Sicil Müdürlüğü'ne geri çevrilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak kadastro davaları lehine tespit ya da kadastro komisyonunca adına tescile karar verilen gerçek ya da tüzel kişiler arasında görülür. Bir başka deyişle kadastro davaları hakları çatışanlar arasında görülür. Davacı taraf dava konusu kendi adına tespit gören 130 ada 11 parsel sayılı taşınmazın tespit maliki olmayan davalı Köy Tüzel Kişiliği'ni hasım göstererek dava açmıştır. Hal böyle olunca davacının kendi adına tespit edilen taşınmaza yönelik olarak dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gibi davanın açıldığı günde gerçek hasma yöneltilen bir dava da bulunmamaktadır.
Dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan cami halen faal olarak kullanılan köy camisi olup, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/A maddesinde öngörülen hizmet mallarından sayılacağından, kuşkusuz davalı ... Kişiliğinin hüküm kesinleştikten sonra 10 yıllık hakdüşürücü süre içinde Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptal ve tescil davası açma hakkı mahfuz bulunmaktadır.
Bu nedenler ve hükümde gösterilen diğer gerekçelere göre mahkemece oluşturulan kararda bir isabetsizlik bulunamadığından davacı ...'nün yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, peşin alınan harcın mahsubu ile geriye kalan 26,70 TL harcın davacı taraftan tahsiline 06.03.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Kadastro çalışmaları sırasında Güvendik Köyü 130 ada 11 parsel sayılı 320 m² yüzölçümündeki taşınmaz hiçbir kayda dayanılmadan ... adına tespit edilmiştir.
... söz konusu taşınmazın kendisine ait olmadığını, üzerinde camii ve imamevi bulunan bu taşınmazın Köy Tüzel Kişiliğine ait olduğunu belirterek, hukuka aykırı olarak yapılan bu tespitin iptali ile taşınmazın davalı Köy Tüzel Kişiliği adına tescili için dava açmıştır.
27.12.2010 tarihli duruşmaya gelen davalı Köy Tüzel Kişiliği temsilcisi, söz konusu camiinin kendilerine ait olduğunu, bu taşınmazın adına tespit yapılan davacı ile bir ilgisinin bulunmadığını açıkça kabul ve ifade etmiştir.
Dosya içinde bulunan kadastro tutanağı incelendiğinde, beyanlar hanesinde taşınmaz üzerinde bulunan camii ve imamevinin Köy Tüzel Kişiliğine ait olduğunun belirtildiği görülmüştür. Bu saptamaya karşın tespit tutanağının malik hanesine davacının adı yazılmıştır.
Üzerinde camii ve imamevi bulunan dava konusu taşınmazın Köy Tüzel Kişiliğine ait olduğu, davacı ile bir ilgisinin bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir.
Bu konuda taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur.
Yerel mahkeme kadastro davalarının ancak tespit malikine karşı açılabileceği, olayda davalı Köy Tüzel Kişiliğinin tespit maliki olmadığı, bu nedenle davacının açtığı davada hukuki yararının bulunmadığı gerekçesi ile davayı husumet nedeni ile reddetmiştir.
Kadastro tespitinin gerçeğe aykırı yapıldığı dosya kapsamı ile bellidir.
Taşınmaz üzerinde bulunan camii ve imamevinin bakım ve işletme giderleri yönünden adına tespit yapılan davacı bakımından külfetler ve sorumluluklar doğurabileceği açıktır. Davacının bu külfetleri ve sorumlulukları dikkate alarak gerçeğe aykırı tespitin düzeltilmesini istemekte hukuki yararı vardır.
Her ne kadar kadastro davaları kural olarak tespit maliklerine karşı açılır ise de olayımızda istisnai bir durum söz konusudur. Davacının idare tarafından yapılan yanlışlığı kabullenme zorunluluğu yoktur. Davacının bu şekilde çaresiz durumda bırakılması adalet duygusunu zedeler. Yargı merciileri adaleti gerçekleştirecek çözümler üretmelidirler.
Davalı Köy Tüzel Kişiliğinin tespitten sonraki 10 yıl içinde dava açıp, taşınmazın adına tescilini isteme hakkı var ise de davacının hakkını almasını davalının insiyatifine bırakmak etkin bir çözüm yolu değildir.
Somut olayda yapılması gereken, davacının davasını kabul edip, gerçeğe aykırı olduğu sabit olan kadastro tespitini iptal ile taşınmazı davalı Köy Tüzel Kişiliği adına tescil etmekten ibarettir.
Aksi durum gerçeğe aykırı tespitin meşrulaşmasını sağlayacaktır.
Bu düşünceler ile mahkeme kararının bozulması gerektiği kanısında olduğumuzdan onama yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/3044, K. 2012/1513, 6 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama