KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2011/5026 E., 2012/2744 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Nisan 2012
Karar Metni
559 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 105 ada 12 ve 107 ada 2 parsel sayılı sırasıyla 3.294,92 m2 ve 14.651,87 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar davalı ..., 104 ada 1 parsel sayılı 9.942,25 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ise davalı ... ve ... adına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak tespit edilmiştir.
Davacı ..., miras yolu ile gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava konusu 104 ada 1 ve 107 ada 2 parsel sayılı taşınmazların 1/2 payının kendi adına, 1/2 payının ise davalı ... adına tapuya tescili istemiyle davalı ... ve ... aleyhine dava açmıştır.
Davacı ..., miras yolu ile gelen hakka ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava konusu 105 ada 12 ve 107 ada 2 parsel sayılı taşınmazların tamamı ile 104 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki davalı ...’nın payının miras bırakanı ... ... mirasçıları adına miras payları oranında tapuya tescili istemiyle davalı ... aleyhine dava açmıştır.
Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda, davacı ...’in davasının feragat nedeniyle reddine, davacı ...’nin davasının kabulüne, dava konusu taşınmazların davalı ... ve arkadaşları adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Kural olarak öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre feragat kabul gibi irade beyanları HUMK.nun 151 (HMK.nun 154). maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun biçimde belgelendirilmiş olmak koşuluyla kesin hükmün bütün sonuçlarını doğurur. Gerçekten bu olgu HUMK.nun 93 (HMK.nun 309) ve onu izleyen maddeleri hükmünde de duraksamasız vurgulanmıştır. Feragat kayıtsız ve koşulsuz olmalıdır.
Davacı ... 1.6.2010 günlü oturumda HUMK.nun 151 (HMK.nun 154). maddesi hükmü uyarınca belgelendirilen beyanında “davalı ... ile anlaştığını, davalı ...’nın harnup ağacından yukarıdaki yeri vereceğinden davasından feragat ettiğini” belirttiği anlaşılmıştır. Davacı ...’in feragati kayıtsız şartsız olup, yargılama sırasında da feragatten dönmeyi haklı gösterecek herhangi bir hukuksal neden öne sürmemiştir. Kuşkusuz davacı ..., davalı ... tarafından kendisine verilmesi gereken yer için dava açma hakkı mahfuz bulunmaktadır.
Mahkemece bu olgular gözönüne alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığından davacı ...’in yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, peşin alınan harcın mahsubu ile geriye kalan 16,25 TL harcın davacı ...’den alınmasına, 16.04.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
(Karşı Oy)
KARŞI OY YAZISI
Yerel mahkemece davacı ...'in davası feragat nedeni ile reddedilmiştir.
Mahkeme bu gerekçesine davacının 01.06.2010 tarihli duruşmadaki beyanını dayanak yapmıştır.
Davacı ... bu beyanında “Davalı ... ile anlaştıklarını, davalının kendisine harnup mevkiinde bir yer vereceğini, bu nedenle işbu davasından vazgeçtiğini“ ifade etmiştir.
Davalı ...'da aynı tarihli duruşmada davacı ... ile ona farklı bir yerde arazi verme karşılığında anlaştıklarını beyan etmiştir.
Ancak davalı verdiği sözde durmayınca davacı ... mahkeme hükmünü temyiz etmek zorunda kalmıştır.
Tarafların beyanları dikkate alındığında ortada koşulsuz bir feragatin olmadığı görülmektedir.
Taraflar belli şartlar çerçevesinde bir anlaşmaya varmışlardır.
Mahkemenin bu anlaşmayı davadan koşulsuz feragat olarak değerlendirmesi isabetli değildir.
Somut olayda mahkemenin yapması gereken iş taraflara anlaşmalarının detaylarını sormak ve yaptıkları bu anlaşmayı hüküm altına alarak, uyuşmazlığı bu doğrultuda çözümlemektir.
Davalı ..., davacı ...'in iradesini fesada uğratarak kazançlı duruma geçmiştir.
Çoğunluk gerekçesinde ifade edilen davacının sonradan farklı bir dava açarak hakkını arayabileceği hususu usul ekonomisine aykırıdır.
Zira uyuşmazlığı derdest dava içinde çözme imkanı varken, davacıyı yeni bir dava açmaya zorlamak adaletin çabuk ve etkin şekilde gerçekleşmesi amacına uygun düşmez.
Kaldı ki, davalı adına kadastro sırasında başka bir yer tespit edilip edilmediği dahi belli değilken davacıyı böyle belirsiz bir yere karşı dava açmaya yönlendirmenin de isabetli olmadığı kanısındayım.
Bu düşünceler ile yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan, kararın onanması yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/5026, K. 2012/2744, 16 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama