KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2012/2532 E., 2013/5956 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Nisan 2013
Karar Metni
600 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 101 ada 101 parsel sayılı 517,03 m2 yüzölçümündeki taşınmaz miras yoluyla gelen hakka, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine, paylaşmaya, ifraza ve satın almaya dayanılarak davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacılar ... ve arkadaşlarının miras yoluyla gelen hakka ve tapu kaydına dayanarak Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları tapu iptal ve tenkis davası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesi'ne aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın miras bırakan ... mirasçıları adına payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava ve temyize konu 101 ada 101 parsel sayılı taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı ....'den kaldığı, mirasçıları arasında yöntemine uygun şekilde paylaşılmadığı, davalının dayanağı senetlerin dava ve temyize konu taşınmaza uymadığı gibi davalının taşınmazı miras bırakandan sağlığında satın aldığı iddiasını kanıtlamayamadığı, davacıların tutunduğu tapu kaydının dava ve temyize konu taşınmazı kapsadığı gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, uygulama hüküm vermeye yeterli değildir.
Şöyle ki; tespit tutanağı bilirkişileri Muhsin Şengül ve İsmet Kocayiğit dava konusu taşınmaza ait kadastro tutanağının edinme sebebinde taşınmazın 1959 tarihli senet ile miras bırakan Ali tarafından davalıya satılıp zilyetliğinin devredildiği belirtilmesine ve tespitte saptanan hukuksal olgu ile keşifte saptanan hukuksal olgu birbirine aykırı düştüğü halde dinlenilmemiş, varsa nedenleri hüküm yerinde gerekçeleriyle açıkça gösterilmemiş,iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi için yapılan keşifte davalının tutunduğu satış senedi uygulanmamıştır.
Öte yandan davacının tutunduğu Mart 1940 tarih 38 sayılı tapu kaydının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi sözleri soyut ve gerekçesiz uzman bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve eki harita keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetmemeye imkan vermediğinden yetersizdir. Kaldı ki davacıların aynı hukuki sebebe dayalı olarak başka taşınmazlara karşı açtıkları davanın eldeki dosyadan tefriki de yersizdir.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle davacının tutunduğu Mart 1940 tarih 38 sayılı tapu kaydı ilk oluştuğu günden itibaren tüm tedavülleri ile birlikte varsa haritaları da Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, dayanılan kaydın dava dışı başka taşınmazlara revizyon görüp görmediği,
Tapu Sicil Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğünden sorulup saptanmalı, revizyon görmüş ise dava konusu taşınmaz ile revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlara komşu taşınmazları da bir arada gösterecek şekilde geniş kapsamlı birleşik harita ile komşu taşınmazların tespit tutanakları varsa dayanakları kayıtlar Kadastro Müdürlüğü ve Tapu Sicil Müdürlüğünden getirtilmeli, bundan sonra yöreyi iyi bilen yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, taraf tanıkları ile taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, dayanılan tapu kaydı yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı,
kayıtta tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınırlar yönünden tanık bilgisine başvurulmalı,ayrıca davalının tutunduğu satış senetlerinin taşınmaza uyup uymadığı, davalının satıştan sonra taşınmazı fiilen teslim alıp almadığı, satış tarihinden tespit tarihine kadar taşınmaza kimlerin hangi sıfatla zilyet olduğu,
taşınmaz üzerinde davacıların miras yolu ile gelen hakkının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, uzman bilirkişiden keşfi denetlemeye imkan verecek şekilde rapor alınmalı, yine gerek elde ki dosyadan yapılan tefrik sonunda başka esaslara kayıt edilen taşınmazlara ilişkin davaların gerekse mirasçılar arasında, aynı nitelikte Kadastro Mahkemesinde görülmekte olan başkaca dava ya da davalar varsa fiili ve hukuki irtibatın varlığı, davalardan biri hakkında verilecek hükmün, aynı nitelikteki diğer davanın sonucunu etkileyeceği gözönüne alınarak dava dosyalarının birleştirileceği düşünülmeli, sonuçlanan ve kesin hükme bağlanan, davalar varsa,
deliller değerlendirilirken, sözü edilen taşınmazlarla ilgili olarak, yerel mahkemesinden verilen ve kesinleşen hükümler de gözönüne alınmalı,bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/2532, K. 2013/5956, 9 Nisan 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama