KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2012/3325 E., 2012/5412 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Eylül 2012
Karar Metni
495 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 139 ada 4 parsel sayılı 763,79 m2 yüzölçümündeki taşınmaz miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine taşınmazın kanunları uyarınca Hazine'ye kalan yerlerden olduğunu, edinme koşullarının gerçekleşmediğini öne sürerek ve tapu kaydına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, dava konusu taşınmazın 376,72 m2 yüzölçümündeki bölümünün davacı Hazine adına, geriye kalan 387,07 m2 yüzölçümündeki bölümünün ise tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava ve temyize konu 139 ada 4 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 28.10.2011 günlü rapor ve haritada gösterilen toplam 387,07 m² yüzölçümündeki bölümünün davacı Hazine'nin tutunduğu Aralık 1962 tarih 91 ve 110 sayılı tapu kayıtları ile dayanak kayıtların haritası kapsamında kalmadığı, taşınmazın bu bölümü üzerinde tespit tarihinde zilyet davalı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Bu nedenler ve hükümde gösterilen diğer gerekçelere göre davacı Hazine'nin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Ne var ki. Kadastro Hakimi infazı mümkün doğru sicil oluşturmak zorundadır. Hükme esas alınan uzman bilirkişi Erkan Gürbüz tarafından düzenlenen 28.10.2011 tarihli rapor ve eki haritada dava konusu taşınmazın kuzeyine isabet eden 242,36 m2 yüzölçümündeki bölümünün toprak tevzi komisyonunun 115 parsel numarası içinde kaldığı, güneyine isabet eden 134,36 m2 yüzölçümündeki bölümünün ise toprak tevzi komisyonunun 127 parsel numarası içinde kaldığı belirtilmiştir.
Hükme esas alınan uzman bilirkişi rapor ve eki haritası incelendiğinde davacı Hazine adına tescil karar verilen bu taşınmaz bölümlerinin birbiri ile sınır olmadıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece birbirine sınır olmayan taşınmaz bölümlerinin aynı adanın son parsel numaraları verilmek suretiyle ayrı ayrı davacı Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Bu hale göre mahkemece yapılacak iş; dava konusu taşınmazın gerek toprak tevzi komisyonunun 115 parseli içinde kalan, gerek tevzi komisyonunun 127 parseli içinde kalan ve de gerekse toprak tevzi komisyonunun haritası kapsamı dışında kalıp davalı adına tescile karar verilen taşınmaz bölümleri ayrı ayrı harfler ile gösterilmek ve birbiri ile sınır komşusu olmayan taşınmaz bölümlerinin aynı adanın son parsel numaraları verilmek suretiyle tapuya kayıt ve tesciline karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu olgular gözetilmeksizin belirtilen şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi mahkeme hükmünden önce 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 36/A ve geçici 11. maddelerinde “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı Kadastro Mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahil,
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/3325, K. 2012/5412, 4 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama