KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2012/4005 E., 2012/7429 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Kasım 2012
Karar Metni
509 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava, tarafların miras bırakanları adına tapuda kayıtlı 181 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın aidiyetinin tespiti ve tescili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi, varılan sonuç da dosyada toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Aidiyet tespiti davaları kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat yönünden derdest ortaklığın giderilmesi davası ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığı takdirde bu dava görülemez. Öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde muhtesat aidiyetine ilişkin tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Bu hukuksal olguların ışığı altında duraksamasız belirtmek gerekirse hukuki yarar dava koşuludur.
Öte yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1006'ncı maddesinde hangi hakların tapu kütüğüne tescil, 1009, 1010 ve 1011'inci maddelerinde de hangi hakların şerh edilebileceği, 1012'nci maddesinde ise taşınmazın eklentilerinin malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılacağı, bu sütuna yazılabilecek diğer hususların tüzükle belirleneceği açıklanmış, özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 19'uncu maddesinin birinci fıkrasında ise tapuda kayıtlı taşınmaz malın zilyet lehine tespitinde, mevcut ve her türlü takyid ile sınırlı ayni hakların saklı tutulacağı, eski tapu kayıtlarındaki bu tür hak ve mükellefiyetlerin, kadastro tutanağında belirtilerek yeni kütüklere aynen geçirileceği, ikinci fıkrasında da taşınmaz üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir.
Bu maddeye dayanılarak taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın kadastro tutanağının ve taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilebilmesi için muhtesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirilmiş olması ve aynı Kanunun 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçmemiş bulunması gerektiği kuşkusuzdur.
Kadastro Kanununun anılan bu ayrık hükmü dışında kanunlarımızda ve Tapu Sicil Tüzüğünde taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın tapu kütüğüne tescil veya şerh edilebileceğine veya kütüğün beyanlar hanesinde gösterilebileceğine ilişkin başka bir hüküm bulunmamaktadır.
Somut olaya gelince; tarafların ortak miras bırakanı adına "tarla" niteliği ile tapuda kayıtlı bulunan taşınmaz üzerine davacının ev yaptığı ve dava konusu muhtesatın üzerinde bulunduğu 181 parsel sayılı taşınmazın Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kamulaştırma sahasında kaldığı ileri sürülmüş, tapu kaydında da bu konuda şerh bulunduğu belirlenmiştir. Ne var ki, mahkemece dava konusu muhdesatın üzerinde yer aldığı taşınmazın kamulaştırma sahasında kalıp kalmadığı ilgili kuruluştan sorulmamış, kamulaştırma haritası ve taşınmazın çap örneği getirtilerek çakıştırılmamıştır. Eksik araştırma ve soruşturma ile karar verilemez.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/4005, K. 2012/7429, 1 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama