KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2012/497 E., 2012/4293 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Haziran 2012
Karar Metni
565 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı ... ve arkadaşları tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacılar ... ve arkadaşları tarafından 80 ada 14 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın kendilerine aidiyetinin tespitine karar verilmesi talebi ile dava açılmıştır. Davalı taraf davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar ... ve arkadaşları tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, taşınmaz üzerinde bulunan muhtesat niteliğindeki binanın davacılar tarafından yapıldığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Kural olarak tespit davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarından başka iki özel koşula daha ihtiyaç vardır.
Sözü edilen özel koşulların ilki, tespit davasının konusunu ancak bir hukuki ilişkinin oluşturabileceğidir. Gerçekten, tespit hükmü, hak ve alacakların doğduğu hukuki ilişkinin mevcut olup, olmadığını tespit etmekte olup, miktarları hakkında bir şey içermez. Bu nedenle uygulamada, konusu yalnızca maddi vakıa ya da vakıalar olan tespit davaların dinlenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Kural olarak maddi vakıa ya da vakıalar ancak hukuki bir ilişki ile birlikte tespit davasına konu olabilirler.
Özel koşulların ikincisi ise hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının hemen tespitinde hukuki bir yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar koşulu, tespit davasını düzenleyen tüm yasalarda, öğretide ve uygulamada kararlılıkla aranmaktadır. Öte yandan, bir hukuki ilişkinin, hemen tespitinde hukuki yararın varlığının kabul edilebilmesi için üç unsurun birlikte olması zorunludur. Sözü edilen üç unsuru hemen açıklamak gerekirse;
a)Davacının bir hakkı veya hukuki durumunun hali hazır bir tehlike ile ciddi biçimde tehdit edilmiş olması ve sözü edilen tehlikenin yakın ve tehdidin ciddi olması gerekir.
b)Bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt ya da belirsizlik içinde olması, bu hususun davacı için bir zararı meydana getirebilecek nitelikte bulunması gerekir. Tehdit, objektif olarak değerlendirildiğinde, bir zarar doğurabilecek nitelikte olmalıdır.
c)Yalnızca koşulları usulün 237. maddesi hükmünde tanımlanan biçimde kesin hükmün sonuçlarını meydana getiren, cebrî-icraya yetki vermeyen bir başka deyişle icra ve infaz kabiliyeti bulunmayan tespit hükmünün bu tehlikeyi ortadan kaldıracak nitelikte olması zorunlu olduğu gibi, davacının, hukuken korunma ihtiyacıda hali hazırda bulunmalıdır. Özellikle hukuki yarar koşulu tespit davasının açıldığı günde mevcut olmalı ve hüküm verilenedeğin varlığınıda sürdürmesi zorunludur. Açıklanan nedenle davacının, hukuki korunma (himaye) ihtiyacını, başka bir vasıta ile tamamen tatmin edebilmesinin, mümkün olduğu hallerde, hukuki ilişkinin mücerret tesbitinde, hukuki yararının bulunmadığı bu nedenle tespit davası açamayacağı kuşkusuzdur.
Öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında “eda davası” açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki bir yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.
Somut olaya gelince; aidiyetin tespiti davasının açıldığı günde taşınmaz hakkında yapılan bir kamulaştırma işlemi bulunmadığı gibi, davalının taşınmazda dava tarihi itibariyle paydaş da olmadığı, taşınmazın ortaklığın giderilmesi davasına da konu olmadığı gözetildiğinde, davacı tarafın dava açmakta hukuksal yararının bulunmadığının kabulü gerekir.
Diğer taraftan; davaya konu muhtesatın kadastro tespitinden sonra meydana getirildiği, kadastro tespiti sırasında mevcut olmadığı, bu nedenle somut olayda Kadastro Kanununun 19. maddesi hükmünün uygulanması imkanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Gerek yürürlükten kaldırılan 743 sayılı eski Medeni Kanun ve gerekse halen yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyeti arzın mülkiyetine tabi olduğundan muhtesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin olması düşünülemez. Bu hukuksal olgu dikkate alındığında muhtesatın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde şerh ve tescil edilmesi de istenemez.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2012/497, K. 2012/4293, 6 Haziran 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama