KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/10647 E., 2013/11504 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Haziran 2013
Karar Metni
1.391 kelime·7 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin ikram yüklemeleri ve hizmetleri konusunda tekele yakın yoğunlukta çalışan bir şirket olduğunu, ...'nın ve hem de diğer yerli ve yabancı tüm özel ve devlet hava yolu şirketleri tarafından yapılan ikram hizmetleri ve yüklemelerinin aynen devam ettiğini, davalı şirket hem ...
Havalimanında hem de başka havalimanlarında ... dışında toplam 63 yerli ve yabancı özel ve devlet havayolu şirketine hizmet vermekte ve yoğun şekilde faaliyet göstermekte olduğunu, bu nedenle ikram hizmet ve yüklemelerinin aynen devam ettiğini, fesih gerekçelerinin doğru olmadığını, davalı şirketin kendi sahibi olan şirketin davranışını gerekçe göstererek fesih yapmasının doğru olmadığını, davacının 63 ayrı şirkete iş yapan, davalı şirkette aynı işte veya benzer ve mesleğine uygun başka bir birimde başka bir işte de çalıştıralabileceğini böyle bir teklifin dahi yapılmadığını,
davalının asıl amacının daha düşük ücretle yeni istihdam sağlamak olduğunu, davacının İstanbul ünitesinde çalışmak üzere başvurmadığı şeklindeki açıklamanın da tamamen yanıltıcı bir beyan olduğunu, normal olarak işine devam eden bir kimsenin zorunlu haller dışında başka bir şehre gitmek için bir başvurusu olamayacağını, işverenin bu yönde bir teklifinin olması gerektiğini, davacıya yapılmış herhangi bir duyuru olmadığını ve bu durumun yazılı olarak tebliğ edilmediğini, belirterek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini,
işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir.
Davalı vekili, şirketin ana müşterisi ...
A.O.' nın 21.10.2011 tarih ve 816 sayılı resmi yazısındaki talebine istinaden ikram ürünlerinin üretimi ve uçaklara yüklenmesinin sadece İstanbul Merkez üniteden yapılmaya başladığını, buna ilaveten uçaklara ikram ürünlerinin gidiş-dönüş olarak İstanbul Merkezden yüklenmesi şeklinde de bir iş değişikliğine gidildiği ve İzmir, Adana, Antalya, Bodrum, Dalaman ve Trabzon Hava alanlarında bulunan ünitelerde yapılan ikram işinin İstanbul'a kaydığını, bu sebeple İzmir ve diğer ünitelerde ikram ve ilgili mal kabul, depolama, temizlik, hijyen, üretim, planlama, müşteri temsilciliği, yükleme,
şoför vesaire gibi tüm faaliyetlerde önemli ölçüde azalma olduğunu, bu hususun şirket tarafından 20.10.2011 tarihinde şirket genelinde yapılan duyuru ile tüm çalışanlara duyurulduğunu, taşra birimlerinde iş kaybından ötürü ciddi tasarruf önlemleri alınacağı ve kadro azaltılmasına gidilmesinin bir zorunluluk olduğunu, ilk olarak gönüllü olarak ayrılmak isteyen personele öncelik verileceği, personelin tüm yasal hak edişlerinin ödeneceği veya İstanbul ünitesinde görev almak isteyenlerin 25.10.2011 tarihine kadar şirkete başvurmaları gerektiğinin bildirildiğini, bu şekilde işverenin feshin son çare olma ilkesine riayet edildiğini,
bir başka anlatımla şirketin belirtilen taşra ünitelerined iş kaybı nedeniyle personel sayısının azaltılmasının işletmesel bir zorunluluk olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, dosya bilirkişi incelemesi için Bakırköy İş Mahkemesine gönderilmiş yapılan keşif sonunda bilirkişilerin dosyadaki raporlarını tanzim ettikleri görülmüş bilirkişilerin raporlarında iş akdinin feshinin haklı neden olmadan feshedildiğinden davacının işe iadesinin uygun olduğunun belirtilmiş ise de dosyada davacıya tebliğ edilen fesih bildiriminde de belirtildiği gibi 20/10/2011 tarihinde iş yerinde tüm çalışanlara fesih bildiriminde belirtilen hususlar duyuru şeklinde bildirilmiştir.
Dosya kapsamından anlaşılacağı üzere yapılan duyuru kapsamında İstanbul ünitesinde çalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçiler olmuştur. Davacı ise yapılan bu iş teklifine başvuruda bulunmamıştır. Bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere diğer illerde de çalışan sayısını sürekli azaltmıştır.
Bu kapsamda işveren işletmesel bir karar aldığını bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiğini tutarı şekilde uyguladığını ve feshe son çare olarak başvurduğunu ispatlamış olduğundan davanın bu nedenle yerinde olmadığı ve haksız olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshinin geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. ve devamı maddeleridir. İşletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler; sürüm ve satış imkanlarının azalması, talep ve sipariş azalması, enerji sıkıntısı, ülkede yaşanan ekonomik kriz, piyasada genel durgunluk, dış pazar kaybı, ham madde sıkıntısı gibi işin sürdürülmesini imkansız hale getiren işyeri dışından kaynaklanan sebeplerle yeni çalışma yöntemlerinin uygulanması, işyerinin daraltılması, yeni teknolojinin uygulanması, işyerinin bazı bölümlerinin kapatılması ve bazı iş türlerinin kaldırılması gibi işyeri içi sebeplerdir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde işletmenin, işyerinin veya işin gerekleri kavramına yer verildiği halde, işletmesel karar kavramından söz edilmemiştir. İşveren amaç ve içeriğini belirlemekte serbest olduğu kararlar, yönetim hakkı kapsamında alabilir.
Geniş anlamda, işletme, işyeri ile ilgili ve işin düzenlenmesi konusunda, bu kapsamda işçinin iş sözleşmesinin feshi dahil olmak üzere işverenin aldığı her türlü kararlar, işletmesel karardır.
İşletmesel karar söz konusu olduğunda, kararın yararlı ya da amaca uygun olup olmadığı yönünde bir inceleme yapılamaz. Kısaca işletmesel kararlar yerindelik denetimine tabi tutulamaz. İşverenin serbestçe işletmesel karar alabilmesi ve bunun kural olarak yargı denetimi dışında tutulması şüphesiz bu kararların hukuk düzeni tarafından öngörülen sınırlar içinde kalınarak alınmış olmalarına bağlıdır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/2 maddesinde açıkça, feshin geçerli nedenlere dayandığının ispat yükü davalı işverene verilmiştir. İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu, daha sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunu kanıtlayacaktır. Bu kapsamda, işveren fesihle ilgili karar aldığını, bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiğini, tutarlı şekilde uyguladığını ve feshin kaçınılmaz olduğunu ispatlamalıdır.
Feshin işletme, işyeri ve işin gerekleri nedenleri ile yapıldığı ileri sürüldüğünde, öncelikle bu konuda işverenin işletmesel kararı aranmalı, bağlı işveren kararında iş görme ediminde ifayı engelleyen, bir başka anlatımla istihdamı engelleyen durum araştırılmalı, işletmesel karar ile istihdam fazlalığının meydana gelip gelmediği, işverenin bu kararı tutarlı şekilde uygulayıp uygulamadığı (tutarlılık denetimi), işverenin fesihte keyfi davranıp davranmadığı (keyfilik denetimi) ve işletmesel karar sonucu feshin kaçınılmaz olup olmadığı(ölçülülük denetimi-feshin son çare olması ilkesi) açıklığa kavuşturulmalıdır.
İş ilişkisinde işletmesel kararla iş sözleşmesini fesheden işveren, Medeni Kanun’un 2. maddesi uyarınca, yönetim yetkisi kapsamındaki bu hakkını kullanırken, keyfi davranmamalı, işletmesel kararı alırken dürüst olmalıdır. Keyfilik denetiminde işverenin keyfi davrandığını işçi iddia ettiğinden, genel ispat kuralı gereği, işçi bu durumu kanıtlamalıdır.
Somut olayda, davacı, davalı işyerinde yaklaşık 22 yıl süreyle aşçı olarak çalışmıştır. İş akdi, 21.10.2011 tarihinde ... tarafından bazı illerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bunun İstanbul’dan yapılmasının istenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda iş kaybının olduğu , tasarruf önlemlerinin alınması gerektiği ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul ünitesinde görev almak konusunda davacının herhangi bir başvurunun olmaması ve başka bir boş kadroda istihdamının mümkün olmaması nedeniyle 4857 sayılı Kanunu’nun 17 ve 18. Maddeleri uyarınca feshedilmiştir.
Davalı işverenliğin fesih bildiriminde belirttiği hususla ilgili olarak işletmesel karar aldığı, bu kapsamda 20.10.2011 tarihinde Adana , Antalya, Bodrum, Dalaman, İzmir ve Trabzon ünitelerindeki çalışanlara İstanbul ünitesinde görev almak isteyenlerin ünite müdürlüğüne yazılı olarak başvurmaları gerektiği konusunda ilan yayınladığı sabittir. Dosya kapsamından anlaşılacağı üzere yapılan duyuru neticesinde İstanbul ünitesinde çalışmayı kabul edip orda işe başlayan işçiler olmuştur.
Her ne kadar davalı taraf işletmesel bir karar aldığını, bu kararı da tutarlı bir şekilde uyguladığını ve feshe en son çare olarak başvurduğunu iddia etse de dosya kapsamından tespit edildiği üzere işverenliğin iş akdini feshettiği bir kısım çalışanlarla mevsimlik işçi olarak düşük ücretle çalışma teklif edildiği bu teklifin bazı çalışanlar tarafından kabul edilerek çalışmaya başlandığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davalı şirketin fesihten sonra çalışan sayısının iş akdi feshedilenlerle tekrar yapılan iş sözleşmeleriyle de artış gösterdiği sabittir. Davalı tanığı ...'de iş akdi feshedilenlerden daha sonra düşük ücretle mevsimlik işçi olarak tekrar işe alınanların olduğunu belirtmiştir.
Bu kapsamda işverenin, iş akdi feshedilen çalışanlarla tekrar mevsimlik ve düşük ücretle sözleşmeler imzalaması ve bu sözleşmeler uyarınca çalışan sayısının giderek artması, fesihten sonra davalı işyerine davacı ile aynı işi yapan işçiler alınması karşısında davalının, almış olduğu işletmesel kararı tutarlı bir şekilde uyguladığından ve feshe son çare olarak başvurduğundan bahsetmek mümkün olmamıştır. Bu nedenle fesih işlemi geçerli nedene dayanmadığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir..
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, mahkeme kararının bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/10647, K. 2013/11504, 19 Haziran 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama