KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/11574 E., 2013/12434 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Temmuz 2013
Karar Metni
972 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 102 ada 219 ve 79 parsel sayılı sırasıyla 1756,60 m2, 16906,99 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine taşınmazın kanunları uyarınca Hazineye kalan yerlerden olduğunu,edinme koşullarının gerçekleşmediğini öne sürerek ve tapu kaydına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne,dava konusu taşınmazların davacı Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava ve temyize konu 102 ada 219 ve 79 parsel sayılı taşınmazların bölgede 1962 yılında yapılan toprak tevzi çalışmaları sırasında oluşturulan toprak tevzi paftası kapsamında kalıp 650,651,427 ve 462 parsel sayısı aldığı,bu nitelikte taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinilmesinin mümkün olmadığı gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye yeterli değildir.
Mahkemece dava ve temyize konu 102 ada 219 ve 79 parsel sayılı taşınmazların toprak tevzi komisyonunca oluşturulan pafta kapsamında kaldığı belirtilmesine rağmen Dairemizin iade kararı üzerine Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından dava ve temyize konu taşınmazların bir bölümünü kapsadığı belirtilen 462,650 ve 427 sayılı komisyon tevzi parsellerinin tapu siciline tescil edilmedikleri anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca mahkemece 462,650 ve 427 parsel sayılı komisyon tevzi parselleri kapsamında kalan bölümler yönünden zilyetlik hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekirken sırf toprak tevzi komisyonunca oluşturulan tevzi haritası kapsamında kaldığı yönünde değerlendirme yapılması isabetsizdir.
Kaldı ki 227 sayılı tevzi parseline ait Aralık 1962 tarih 211 sayılı tapu kaydının kuzey yönünün P.462 Yusuf Gönülalan olarak 462 sayılı tevzi parselini kişi taşınmazı okuduğu,yine 463 sayılı tevzi parseline ait Aralık 1962 tarih 210 sayılı tapu kaydının güney yönünün P.462 Yusuf Gönülalan olarak 462 sayılı tevzi parselini kişi taşınmazı okuduğu,dava konusu taşınmazı kısmen kapsadığı belirtilen 651 tevzi parseline ait Aralık 1962 tarih 359 sayılı tapu kaydının da doğu yönünü P.650 Cemile Görgi olarak 650 sayılı tevzi parselini kişi taşınmazı okuduğu belirlenmesine rağmen mahkeme gerekçesinde 650 ve 462 tevzi parsellerinin Hazine adına tescil
edildiği yönüyle değerlendirme yapmış,ayrıca dava konusu taşınmazlara komşu olan 102 ada 3 parsel sayılı taşınmaz öncesinde mera olarak tespit edildiği sonrasında komisyonca malik hanesinin açık bırakıldığının belirtilmesine,ayrıca dosyada mevcut bulunan 16.11.1962 tarihli mera tahsis kararının bulunduğu bildirilmesine rağmen somut olayda mahkemece usulüne uygun olarak tahsisli mera araştırması yapılıp tahsis haritası ile kadastro paftasının ölçekleri eşitlemek suretiyle çakıştırılarak yapılan bir değerlendirmeye de uzman fen bilirkişi rapor ve haritasında rastlanmamıştır.
Böylesine yetersiz araştırma ve soruşturma ile hüküm kurulamaz.
Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre mahkemece bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılageldiğinin saptanması yada taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera niteliği ile tahsis edilmiş olması gerekir.
Somut olayda ; dosyaya getirilen bilgi ve belgelerden dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede 1962 yılında mera tahsisinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Ne varki, mahkemece mera tahsis haritası ve eki belgelerin yerine yöntemine uygun biçimde uygulanmadığı, uygulamada haritalarda tarif edilen hangi poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanıldığı, uzman bilirkişi haritası ve eki raporda açıklanmamış, bu nedenlerle keşfi izleme, bilirkişi sözlerini denetlemeye ve bu yolla yargı denetimine açık bir rapor ve eki harita düzenlenmemiştir.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle dava konusu taşınmazlar ile komşu taşınmazları bir arada gösterir geniş kapsamlı birleşik harita Kadastro Müdürlüğü'nden getirtilmeli ,bundan sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız komşu köylerden siçilecek yerel ve uzman bilirkişi fen memuru bilirkişi hazır olduğu halde dava konusu taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, öncelikle geniş kapsamlı kadastro paftasının ölçeği ile mera tahsis haritasının ölçekleri eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı uzman bilirkişi eliyle haritalar çakıştırılmak suretiyle yerine uygulanmalı,
bu yolla dava konusu taşınmazların mera tahsis haritası kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız belirlenmeli, mera tahsisinin yapıldığı gün ile kadastro tesbitin yapıldığı gün arasında iktisap sağlayan 20 yıllık sürenin geçip geçmediği mera tahsisi ile ilgili yönetimsel işlemin kesinleşip kesinleşmediğinin iptali için idari yargı yerinde yasal süresinde bir dava açılıp açılmadığı açılmış ise sonuçlanıp hükmün kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeli,
uzman fen memurundan keşfi izlemeye bilirkişi sözlerini denetlemeye ve çekişmeli taşınmazın mera tahsis haritası kapsamında kalıp kalmadığı veya orman sayılan yerlerden olup olmadığını duraksamasız gösterecek biçimde ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, dava konusu taşınmazların bir bölümü ya da tamamının tapu siciline tevzi çalışması nedeniyle kayıt edilerek davacı Hazine adına tapu kaydı oluşturulan yerler kapsamında kalmadığı gibi taşınmazların tahsisli mera haritasının kapsamında kalmadığı saptandığı takdirde dava konusu taşınmazların öncesinin kime ait olduğu, kimden kime kaldığı,
taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgiler alınmalı,somut olayda dava konusu taşınmazların davalıya babasından mı yoksa eşinden mi ırsen intikal edip etmediği kesin olarak belirlenmek suretiyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre davalı taraf ile ortak miras bırakanı ölmüş ise ortak miras bırakanın varsa,
dava dışı mirasçılarının onaylı nüfus kayıt örnekleri ilgili Nüfus Müdürlüğünden getirtilerek kimlikleri bu yolla sağlıklı biçimde belirlenip ilgililer adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğiyle başkaca taşınmaz mal tesbit yada tescil edilip edilmediği, Kadastro, Tapu Sicil ve Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüklerinden ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece bu olgular göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi mahkeme hükmünden önce 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasa ile değişik 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 36/A ve geçici 11. maddelerinde “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşlan tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahil,
ZK
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/11574, K. 2013/12434, 2 Temmuz 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama