KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/366 E., 2013/11643 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Haziran 2013
Karar Metni
527 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava niteliği ve içeriği itibariyle taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, hükmün gerekçesi ile varılan sonuç davanın niteliğine uygun düşmemiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; taşınmazın tapu kütüğünün beyanlar hanesinde muhtesatın maliklerden biri veya birkaçına ait olduğuna ilişkin kayıt bulunması veya tüm taşınmaz maliklerinin muhtesatın belirli bir veya birkaç malik tarafından kendi adına ve hesabına meydana getirildiğini oybirliği ile kabul etmeleri halinde, ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemenin taşınmaz satış bedelinin paylaştırma oranını belirlerken muhtesata isabet edecek satış bedelinin sadece bu muhtesatı meydana getiren malik veya maliklere verilmesini sağlayacak şekilde oranlama yapması ve buna göre hüküm vermesi,
tapu kütüğünde muhtesata ilişkin bir kayıt yoksa veya taşınmaz malikleri arasında bu konuda oybirliği sağlanamazsa mahkemenin bu konuyu ön mesele yapması, muhtesat konusunda çıkan uyuşmazlığı çözmek miktar itibarıyla (muhtesat değeri) kendi görevine giriyorsa uyuşmazlığı kendisinin çözmesi, görevini aşıyorsa muhtesatın kendisine ait olduğunu öne süren malik veya maliklere bu konuda tespit davası açmak üzere 1086 sayılı HUMK'nun 567. maddesi hükmüne göre süre vermesi ve açılacak bu davanın sonucunu beklemesi gerekir.
Mahkemece verilecek süre üzerine veya taşınmaz malikleri tarafından kendiliğinden açılacak genel hükümlere ve çekişmeli yargıya tabi böyle bir dava sonucunda verilecek hüküm davanın taraflarını ve ortaklığın giderilmesi davasına bakan mahkemeyi bağlar.
Yine yerel mahkemenin gerekçesinde de açıklandığı üzere gerek yürürlükten kaldırılan 743 sayılı eski Medeni Kanun ve gerekse halen yürürlükte bulunan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kural olarak taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyeti arzın mülkiyetine tabidir. Muhtesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığı düşünülemez ve aksine bir hüküm bulunmadıkça taşınmaz üzerindeki muhtesatın arzın maliki olan taşınmaz maliki dışında başka bir kişiye ait olması sonucunu doğuracak şekilde hüküm verilemez.
Ne var ki "çoğun içinde azı da vardır" kuralı dikkate alındığında, ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen bir taşınmaz üzerindeki muhtesatın mülkiyetinin tespiti istemiyle açılan davalarda, koşullarının varlığı ve davanın kanıtlanması halinde davanın kısmen kabulü ile, “davaya konu muhtesatların davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine, mülkiyet tespitine ilişkin istemin ise reddine” karar verilmesi gerekir.
Somut olaya gelince, toplanan delillerden tarafların davaya konu muhtesatların üzerinde bulunduğu 238 ada 1 parsel sayılı taşınmazda paydaş oldukları ve temyiz aşamasında getirtilen dosya içeriğine göre Görele Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/221 esas (kapatılan Eynesil Sulh hukuk Mahkemesinin 2011/94 esas) sayılı dosyasında taşınmazın ortaklığının giderilmesi istemiyle açılmış dava bulunduğu, görülen bu davanın yargılaması sırasında muhtesat konusunda uyuşmazlık çıktığı ve bunun üzerine davacı tarafın görülen davayı açtığı anlaşılmaktadır. Şu durumda davacı tarafın görülen davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; mahkemece davanın esasına girilmeli tarafların iddia ve savunmaları ile delilleri sorulup saptanmalı, gösterecekleri deliller toplanmalı, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm verilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/366, K. 2013/11643, 20 Haziran 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama