KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/6445 E., 2013/23070 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Aralık 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
Karar Metni
691 kelime·3 dk okuma
2-Hazar Sosyal Hizm.Tem.Tic.Ltd.Şti
İhbar Olunan : 1-Oş-Dur Mad. Oto Tem.
2-Burakcan Oto.İnş.Tem.Tic.San.Ltd.Şti.
3-Ulu İnş. Gıda Tem.Teks.San.Ltd.Şti.
4-Teknik Güv.Tem. Gıda San.Tic.Ltd.Şti. vekili Av. Bülent Ark
5-Doruk Sos.Hiz. Çevre Tasarım Yemek Turizm İnş.Güv.Tem.San. ve Tic.Ltd.Şti.
6-İrem Bilgi İşlem Danışmanlık Tem.Yem. Gıda Med. İnş. Orman İşl.Taah.San.Tic.Ltd.Şti
Dava Türü : Alacak
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Türk Patent Enstitüsü (TPE) vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı Türk Patent Enstitüsü (TPE)’nin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine
2-Davacı, davalı idare yanında yapılan veri giriş elemanı hizmet alımı ihalesi ile işe alınmasına rağmen hukuk müşavirliğinde avukatlara yardım etmek suretiyle çalıştığını, görevi kapsamında ihale konusu hizmet olan veri girişi işinin bulunmadığını, iş akdinin 8.3.2011 tarihinde hiçbir haklı neden olmaksızın sonlandırıldığından bahisle kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacağının davalılara ödetilmesini istemiştir.
Davalı idare, davacının hizmet alım sözleşmesi kapsamında diğer davalının işçisi olarak çalıştığını, kendi işçisi olmadığını, ihale makamı olduğunu ve iş akdinin sözleşmenin süresinin bitimi nedeniyle sona erdiğini ihbar öneli verildiğini, yıllık izinlerini kullandığını, Davalı şirket, davacının kendi yanında sigortalı olarak gösterilmesine rağmen, asıl işverenin davalı idare olduğunu çünkü yapılan işin kurumun asıl işi olduğunu ve tüm sorumluluğun davalı idareye ait olması gerektiğini savunarak aleyhine açılan davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece, “2008 yılından itibaren bilgisayar hizmetleri veri giriş işlerinin yine ihalelerle ve hizmet alımı yoluyla gördürüldüğü, davacının 07.10.2003 tarihinden itibaren ihale ile iş yükümlenen şirketlere bağlı olarak davalı kurum işyerinde çalıştığı, ancak 2004 yılından itibaren ihale sözleşmeleri kapsamında ihale edilen işlerin dışında davalı kurumun hukuk müşavirliğinde evrak takibi, yazışma, dosyaların takibi, avukatlara yardımcı olma vs. işlerde çalıştırıldığının sabit olduğu, söz konusu işlerin davalı kurumun asli ve sürekli işlerinden olduğu,
tüm hukuk işlerinin hizmet alım ihaleleriyle gördürüldüğüne ilişkin bir iddia ileri sürülmediği gibi aksine kurumun ayrı hukuk müşavirliği biriminin bulunduğu, işverenlik kayıtlarının yüklenici şirketler nezdinde düzenlendiği görülmekle birlikte davacının çalıştığı işlerin organizasyon ve planlanmasının davalı kurumca yapıldığı, izin kullanılmasına son aşamada davalı kurumun hukuk müşavirliğince karar verildiği,
tüm bu yönler birlikte dikkate alındığında davacı açısından davalılar arasında 4857 sayılı İş Kanunu ve Alt İşverenlik Yönetmeliği hükümlerine uygun bir asıl-alt işverenlik ilişkisinden söz edilemeyeceği, davalı kurum ile davalı ve dava dışı yükleniciler arasındaki hukuki ilişkinin Alt İşverenlik Yönetmeliği'nin 3/g-1 maddesine göre muvazaaya dayandığı, nitekim davalı kurum tarafından 08.03.2011 tarihinden itibaren hizmet alımına son verilerek kendi bünyesinde personel istihdam ettiğinin tarafların kabulünde olduğu, davacının gerçek ve asli işverenin davalı kurum olduğu ve işçilik hak ve alacaklarından da davalı kurumun sorumlu bulunduğu,
davalı ve dava dışı yüklenici şirketlerin bir sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varıldğı” gerekçesiyle davalı şirket hakkındaki davanın reddine, davacının alacaklarının tamamının davalı idareden tahsiline karar verilmiştir.
Muvazaalı bir hukuki muamele ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı bir haksız eylem niteliğindedir. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle hakları halele uğratıldığı takdirde haksız fiil sorumluluğuna dayanarak muvazaalı hukuki işlemi yapan taraftan zararının tazminini isteyebilir. Haksız fiil işleyen kimse uygun illiyet bağı çevresine giren bütün zararlardan sorumludur. Ayrıca muvazaa sebebiyle akdin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallerde muvazaa ileri sürülemez.
Somut olayda iyiniyetli olan davacı işçiye karşı, taraf olmadığı muvazaanın ileri sürülemeyeceği, akdin hükümsüzlüğünün davacıya karşı ileri sürülmesinin MK.'nun 2.maddesindeki iyiniyet kurallarına aykırı olması ve hiç kimsenin kendi hilesinden yararlanamayacağı ilkesi gereğince muvazaalı işlemi yapan davalı şirketin, davacının hak kazandığı tazminat ve işçilik alacaklarından, davalı İdare ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmelidir. (HGK.'nun 03.12.2008 T. 2008/9-704 E, 2008/730 K. sayılı kararı)
Bu hukuki olgu karşısında davalılar arasında muvazaa bulunması nedeniyle davacının asıl işveren sayılan davalı İdare ile birlikte diğer davalı şirketin de maddi sorumluluk açısından müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle davalı şirket hakkındaki davanın reddine dair karar usul ve asaya aykırı olup bu durum kararı temyiz eden davalı Türk Patent Enstitüsünün de hak alanını ilgilendirdiğinden bozma nedenidir.
O halde davalı Türk Patent Enstitüsü (TPE) vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/6445, K. 2013/23070, 23 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama