KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/8665 E., 2013/17488 K.·Yargıtay İlamı
- Karar tarihi
- 25 Ekim 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Dava Türü
- Alacak
Karar Metni
735 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı, 2000 yılı Temmuz ayından itibaren ... ... İnş.Ltd.Şirketinde soğuk demir işçisi olarak çalışmaya başladığını, aralıksız çalıştığını, 30.09.2009 tarihinde işine son verildiğini, kendisine eksik ödeme yapıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalılar, davacının zaman zaman yevmiye ile çalıştığını, daimi işçi olduğu kabul edilmemekle beraber hesabına 7.000,00 TL kıdem ve ihbar tazminatı ile hafta tatili ile genel tatil ücretinin yatırıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkeme, davacının davayı şirket ve ... ve ortaklarına karşı açtığı, belgelere göre ilk işvereninin ... ... adlı müteahhit olduğu, bu kişinin 03/12/2007 tarihinde öldüğü, bunun üzerine mirasçıları olan eşi ve çocuklarının ... ve ortakları adı ile inşaat müteahhitliği bürosu olarak işleri devraldığı,
yeni vergi kaydı üzerinden faaliyetlerine devam ettiği, aynı zamanda yine mirasçıların davalı şirketi kurdukları ve inşaat sektöründe bu şirket üzerinden müteahhitlik yaptıkları, davacının çalışmasının da ... ... yanında başlayıp hem bu müteahhidin yaptığı işlerde ve başka kooperatiflerden aldığı inşaat işlerinde çalıştığı, ölümünden sonra da mirasçıları ile onların kurdukları ortaklıklarda çalışmayı sürdürdüğü, davacıya herhangi bir fesih bildirimi yapılmadığı ve davacının çalışmasının sürekli olduğunu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 nci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def'i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı def'i de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def'inde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2. maddesi uyarınca zamanaşımı def'i davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def'ine davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı def'i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def'inin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def'ine davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı def'i dikkate alınmaz.
Somut olayda davacı davasını 20.06.2012 tarihinde ıslah etmiştir. Islah dilekçesine davalı süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Mahkemece bu husus değerlendirilmiş ve ek rapor aldırılmıştır. Davacının ıslahını 20.06.2012 tarihinde yapmış olması nedeniyle 20.06.2007 tarihinden öncesi için hafta tatili ve genel tatil alacaklarında dava dilekçesi ile talep edilmeyenler dışında kalan miktar yönünden zamanaşımına uğrayacaktır.
Ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda hatalı olarak hafta tatili ve genel tatil alacağı için ıslah sonrası dönem olarak 20.06.2006 tarihinden itibaren hesaplama yapılmıştır. Bu şekilde davacı lehine bu iki alacak yönünden fazla alacağa hükmedilmiştir. Davacının ıslahla birlikte zamanaşımına uğrayan 20.06.2007 öncesi hafta tatili ve genel tatil alacağının dava dilekçesi ile talep edilen miktar dışında hesap dışı bırakılarak yeniden hesaplanması gerekecektir.
Mahkemece hatalı değerlendirme sonucu hesaplama yapan bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/8665, K. 2013/17488, 25 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama