KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/8682 E., 2013/15457 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Eylül 2013
Karar Metni
934 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, 19/05/2003-31/05/2010 tarihleri arasında davalı şirkette çalıştığını, 31/05/2010 tarihinde iş akdinin kendisi tarafından haklı sebeplerle feshedildiğini ve 07/06/2010 tarihinde Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün 2010/12462 Esas sayılı takip dosyasından ödenmeyen kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin alacağı ve asgari geçim indirimi alacaklarının tahsili amacıyla takip başlattıklarını, ancak davalı tarafça takibe itiraz edilmesi üzerine takibin durduğunu, davalı itirazlarının haklı olmadığını belirterek itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının iş akdini haklı sebeplerle feshetmediğini, kendisine başka bir iş bulduğu için işten ayrıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya kapsamına göre davacı tarafın kıdem tazminatı karşılığı 5.000,00 TL, fazla mesai ücreti karşılığı 2.250,00 TL, yıllık izin ücreti karşılığı 1.000,00 TL, asgari geçim indirimi alacağı karşılığı 750,00 TL, ücret alacağı karşılığı 1.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL asıl alacak için icra takibinde bulunduğu, borçlu (davalı) tarafından yasal süresi içerinde yapılan itiraz üzerine takibin durduğu ve bunun üzerine davacı tarafça bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün 2010/12462 sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile takipte talep edilen bakiye alacak miktarının ve davacının ıslah ile talep ettiği alacak miktarının davalıdan tahsiline karar verilmiş, bu şekilde icra dosyasında takibe konu edilen tutar aşılarak hüküm kurulmuştur.
HMK'nun 176 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya talep sonucunu değiştirebilmesi imkânını sağlamaktadır. İki taraf da duruşmada hazır iseler ıslah sözlü olarak yapılabilir. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır.
Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir talepte bulunma olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur.
Ancak, davacı peşin harç yanında başvuru harcını da yatırarak yeni bir talep de bulunması hallerinde ise bir ek dava olarak nitelendirilme hali olayımız dışındadır.
İtirazın iptali davalarında icra dosyası kapsamı dışına çıkılarak hüküm kurulması mümkün değildir. Bu durumun tek istisnası Hukuk Muhakemeleri Kanununun 180. maddesine göre davanın tamamen ıslahı olabilir. Şöyle ki; davacı taraf davasını tamamen ıslah ederek davasına bilirkişi tarafından belirlenmiş ve icra dosyasında takibe konu tutarı aşan miktar üzerinden alacak davası olarak devam edebilir. İtirazın iptali davasında kısmen ıslah suretiyle icra dosyasında takibe konu tutar aşılarak talepte bulunulamaz.
Somut olayda; ıslah dilekçesi ve ekindeki harç makbuzu dikkate alındığında davacı tarafça kısmen ıslah talebinde bulunulduğu anlaşılmakla bu ıslaha dayanılarak icra dosyası kapsamı dışına çıkılarak karar verilmesi hatalıdır.
3-Taraflar arasında davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda da uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Somut olayda.
Mahkemece, "İşçinin çalıştığı süre içinde işyerinde haftalık yasal 45 saatlik çalışma süresinden fazla çalışıldığının ispat külfeti işçiye ait olup, dinlenen davacı tanıklarının beyanlarından davacının işyerindeki çalışma süresinin ayın bazı haftalarında yasal 45 saatlik çalışma süresinden fazla olduğunun anlaşıldığı, karşılığının ödendiğinin ise davalı tarafça ispatlanamadığı, bu nedenle davacının fazla mesai alacağına hak kazandığı" gerekçesiyle davacı yararına fazla mesai ücretine hükmedilmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan 01/02/2012 tarihli bilirkişi raporunda ise, "Davalı tanık beyanlarına göre işyerinde fazla mesai ücreti ödemesini gerektirecek bir çalışma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Buna göre davacı tanıklarının ortalama beyanları dikkate alınarak, davacının haftanın 5 günü 08:00-18:30 saatleri arasında çalıştığının kabulü ve günlük 1,5 saat ara dinlenmesinin tenzili ile haftada 45 saat çalıştığı ve bu çalışmanın yasal haftalık çalışma süresini aşmadığı görülmektedir.
Buna göre (aynı işyerinde çalışan işçiler tarafından ikame olunan Mahkemenin 2010/538-540 Esas sayılı grup dosyalarındaki tanık beyanları da gözönünde bulundurularak) davacının ayda ortalama 3 gün günlük 3 saat fazla çalıştığının ve buna göre aylık 9 saat fazla mesai yaptığının kabulü" ile hesaplama yaptığı görülmüştür. Davacı tanık beyanlarına göre, haftalık 45 saatlik çalışma süresi aşılmamıştır.
Bilirkişinin emsal dosyadaki işçinin çalışmasını esas alarak bu dava dosyasındaki davacının da fazla çalışma yaptığı kabulüyle fazla çalışma ücreti hesaplaması ve mahkemece de bu alacağa hükmedilmesi isabetsizdir.
4-Taraflar arasında ücret konusunda da ihtilaf bulunmaktadır.
Dosya kapsamında davacı ve davalının ücret konusunda herhangi bir beyanda bulunmadıkları görülmüştür. Mahkemece tanık beyanları gözetilerek davacının net 900,00 TL ücret aldığı kabulüyle hüküm kurulmuştur. Mahkeme, yargılama aşamasında Teksif Sendikası'ndan emsal ücret araştırması yaptırmış ve davacı emsali sendikalı bir işçinin 2010 Nisan ayı itibariyle aylık brüt ücretinin 978,62 TL olacağı cevaben bildirilmiştir. Emsal ücret aylık brüt 978,62 TL iken tanık beyanları nazara alınarak aylık 900,00 TL net ücret üzerinden hesap yapılması doğru değildir.
5-Kabule göre de, davacının talep ettiği 10.000,00 TL alacaktan 762,58 TL'lık bölümün Mahkemece reddedildiği, reddedilen kısımdan davalı yararına 400,00 TL avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken 91,50 TL avukatlık ücretine hükmedilmesi de hatalı olmuştur.
Mahkemece bu yönler gözetilmeden hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması bozma nedenidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/8682, K. 2013/15457, 25 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama