KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2021/2837 E., 2021/2610 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Kasım 2021
Karar Metni
1.695 kelime·8 dk okuma·4 bölüm
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ
İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 11.04.2014 tarihinde verilen dilekçeyle itirazın iptali talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda davanın kısmen kabulüne dair verilen 23.01.2017 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davacılar vekili ve davalı vekili tarafından talep edilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince davacıların istinaf talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine; davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne HMK/1-b-2 maddesi gereğince kararın düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm tesisine ve davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 30.03.2021 tarih 2021/1031 Esas, 2021/2284 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bu ilamına karşı davacılar vekili tarafından maddi hatanın düzeltilmesi isteminde bulunulması üzerine dosya ve içeriği incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü.
KARŞI OY
Davacılar şufa davası sonucu malik oldukları Şişli Harbiye Mah. 766 ada 63 sayılı parselin 1 ve 2 numaralı bağımsız bölümlerinde hisse üzerine konulan ipotek sonrası, davalı borçluya ait borcun ödenmesi sebebiyle, borçluya rücu etmeleri sonrası, davalının yaptığı icra takibine itirazdan dolayı davalı borçlunun takibe itirazının iptalini talep etmişlerdir.
Davalı taraf, davacıların halef olamayacağını, kendi borçlarını ödemeleri sebebiyle, taşınmaz paylarını ipotek bedelini de ödeyerek satın almalarından dolayı takip yapamayacaklarını açıklayarak davanın reddini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucu davanın kabulüne karar verilmiş, karar taraflarca istinaf edilmiş ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 07/02/2019 tarihli ilamı ile bu sefer davalının istinaf talebinin kabulü ile davanın reddine dair hüküm kurulmuştur.
Bu sefer davacılar tarafından temyiz talebinde bulunulmakla yapılan inceleme sonucu istinaf kararının onanmasına karar verilmiş ise de, yukarıda gerekçe kısmında belirtildiği üzere yaşanan süreç dikkate alınarak onama kararı kaldırılmış yapılan son inceleme sonucunda ise sayın çoğunluk onama yönünde karar tesis etmiş olmakla, iş bu karşı oy ile bozma yönündeki görüşlerimiz aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.
Kısaca özetlenecek olursa, yukarıda bilgileri verilen tapu kayıtlarında önceleri davacılar ile davalı müşterek malik iken, davalının hissesi üzerinde henüz bir borç ilişkisi bulunmadığı bir zamanda 05/12/2005 tarihinde dava dışı banka lehine üst limit ipoteği tanıdığı açıktır.
Bu ipotek ilişkisinden epey sonra bu sefer davalının yine aynı bankadan 04/04/2008 tarihinde yabancı para cinsi kredi çektiği, sözleşme imzaladığı ve garanti olarak ipoteğe atıf yapıldığı belirgindir.
(Bu açıklamalara göre davalı ..., hem asıl borçlu hem de kendine ait taşınmaz sebebiyle ipotek borçlusudur. )
Bilahare davalı tarafından kendine ait hisseler dava dışı ...isimli kişiye tapuda ipotekli olarak 24/09/2007 tarihinde devredilmiştir.
Bunun üzerine taşınmazlardaki diğer maliklerin de şufa haklarını kullanarak ...aleyhine tapu iptal ve tescil davasını süresinde, 07/01/2008 tarihinde açtıkları ve bu davanın kabul ile sonuçlanarak 23/11/2009 tarihinde kesinleştiği belirgindir.
Buraya kadar yapılan açıklamalar itibariyle malik ...’ın zamanında dava dışı banka lehine üst limit ipoteği tanıması usulüne uygun olduğu gibi, dava dışı ...’nin de bu ipotekle yükümlü olarak taşınmaz hissesini satın almasında bir usulsuzlük bulunmamaktadır. ...esasen o tarihte olmayan bir borç itibariyle asıl borçlu olmayıp, satın almadan itibaren üçüncü kişi ipoteği sahibidir. Üst sınır ipoteği durumunda, ipotek ilerde doğacak ya da doğması muhtemel olan alacaklara da ipotek sözleşmesinde belirlenen miktar kadar güvence sağlanmaktadır.
Burada ilginç olan husus, davalının satın aldığı payı bilahare 24/09/2007 tarihinde dava dışı ...’ye devretmesi sonrası ve özellikle davacıların şufa davasını açtıkları 07/01/2008 tarihinden sonra, dava dışı bankadan üst sınır ipoteği miktarınca kredi sözleşmesi imzalaması ve krediyi kullanmasıdır. Elinden taşınmaz çıktığı halde davalının bu tür hareketlere girişmesi iyi niyetli değildir.
Çünkü şufa davasının açıldığı tarihte bir kredi sözleşmesi bulunmadığı, şufa hakkının tapuda yapılan satıştaki miktarlar üzerinden kullanıldığı belirgin olup çekilen kredi durumu, şufa hakkını kullananların durumunu ağırlaştırmaktadır.
Esasen taşınmazı tapuda davalıdan devralan ...’nin, TMK m. 884’de belirtilen hakkını kullanması ve üst sınır tutarını tevdi etmek suretiyle ipoteğin kaldırılmasını talep hakkı bulunmaktadır. Nitekim kredi ilişkisinin kurulması sonrası dava dışı ..., bankanın ihtarı sonrası kredi miktarının tamamını 21/10/2008 tarihinde ödemiş ve gerek alacaklı banka ve gerekse asıl borçlu ...‘ın açık beyan ve kabulleri gereğince alacağın yeni sahibi olmuştur.
TMK 884 ve devamı maddeleri gereğince ipotek ayakta olup, borcun yeni malik tarafından ödenmesiyle alacak kendiliğinden ortadan kalkmamakta ve alacaklının ismi değişerek varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bu duruma gerek doktrin, gerekse Yargıtay kanuni halefiyet demektedir. Yeni malik, davalının borcunu tam ödemek suretiyle, kendiliğinden mevcut alacak, yeni malike geçmektedir.
Alacağın devam ettiğine dair açıklamalar gereğince, yeni malik esasen rızası dışında sonradan davalı tarafından çekilen kredi için yasal haklarını kullanmayarak, alacaklı bankaya ödeme yapmakta, ödediği miktarı borçluluğu devam eden davalıdan rucuan isteme hakkına sahiptir. Çünkü borçlu ile ...arasında, alacaklı banka ile borçlu arasında önceden varolan hukuki ilişkinin aynısı ortaya çıkmıştır.
Şufa davasının 23/11/2009'da kesinleşmesi öncesi, dava dışı ...'nin bankaya borcu ödemekle borç ilişkisinde alacaklı sıfatını kazanmış olup, bu durumda davalı borçludan alacağını istemesi gerekirken, oluşan yeni durumu yani malik sıfatının davacılara geçmesini gerekçe göstererek, bu miktarları bu sefer yeni maliklerden 21/12/2011 tarihinde yapmış olduğu icra takibi ile rucuan talep etmiştir.
Şufa davası sonucu kalan hisselerin de yeni maliki olan davacılar, tapu da devam eden ve usulünce kaldırılmayan üst sınır ipoteğinden dolayı, mal varlıkları ile değil sadece tapudaki hisse miktarınca borçlu olup, esasen onlar da tapudaki devir sonrası üçüncü kişi ipoteği sahipleridir.
Dava dışı ...’nin, dava dışı alacaklı bankaya borcu ödeyerek kanuni halef olmak suretiyle, ödediği miktarı yeni maliklerden icra yoluyla talep etmesi ve onların da icra tehdidi altında 29/08/2012 tarihinde talep edilen miktarı ...’ye ödemeleri sonucunda halefiyet davacılara geçmiş olup, borç ortadan kalkmadığı için davalı ...’ın da borçlu sıfatı devam etmektedir.
İş bu davada davacı malikler tarafından taşınmazların da devam eden üst limit ipoteğinin verdiği yetki ve borcu ödemelerinden doğan halefiyet gereğince rucu talepli olarak halen borçlu sıfatı devam eden davalı ... aleyhine icra takibinde bulunmaları ve itiraz üzerine iş bu itirazın iptali davasını açmalarında hukuki yararları bulunmaktadır.
İlk derece mahkemesince davanın kubulü kararı yerinde olduğu halde, istinaf tarafından kararın kaldırılması ve istinaf kararının temyizi sonucu, çoğunluk tarafından kararın onanmasına karar verilmesi de doğru olmamıştır.
Borçlu davalı, ancak TBK. m 188 gereğince alacağın halefiyet yoluyla davacılara geçtiğini öğrendiği sırada önceki alacaklıya karşı sahip olduğu tüm savunmalarını, davacılara karşı ileri sürme hakkı bulunmakla birlikte; ne borcu ifa etmiş ne de geçerli bir itiraz ileri sürememiştir. Taraflar arasında ayrıca bir iç ilişki de bulunmamaktadır.
Davanın bu haliyle reddi, esasen asıl borçlu olan davalının haksız olarak borçtan kurtulmasına, davacıların ise asıl borçlu olmadıkları, mal varlıkları ile sorumlu olmadıkları, sadece kendilerinden önce konulmuş olan ipotekten dolayı haksız olarak borca katlanmak zorunda kalmalarına yol açmaktadır.
Daha önce görülüp kesinleşen davanın, bu davada kuvvetli delil kabul edilmesi de yerinde değildir. Çünkü yukarda açıklandığı üzere davalının, şufa davasından sonra kredi çekmesi normal bir davranış değildir. O davanın konusu ve tarafları değişik olup, bu davada delil olarak nitelendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Son olarak gerek TMK 888. maddesi ve gerekse Yargıtay'ın muhtelif Dairelerinin yerleşmiş içtihatları gereğince, taşınmaz satımından dolayı ayrıca taahhüt edilmedikçe ipotekten dolayı davacı alıcıların şahsi sorumlulukları bulunmadığı açık olmakla, davamızda davalı asıl borçlunun bu sıfatı halen devam ettiği için davanın kabulü gerekirken, reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. Bu açıklamalar ışığında davacıların rucuya dayalı icra takipleri ve devamında açtıkları itirazın iptali davası yerinde bulunmakla, davanın kabulü yerine reddi kararı hatalı olmakla, istinaf kararının bozulması gerektiği kanaati ile sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/2837, K. 2021/2610, 2 Kasım 2021 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama