KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2025/5570 E., 2025/5612 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2025
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/249 E., 2022/362 K.
Karar Metni
842 kelime·4 dk okuma·10 bölüm
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, mülkiyeti davacıya ait olan 6 14... parsel sayılı, 8 kapı numaralı, 90,00 metrekare yüzölçümlü taşınmazı davalıların öteden beri hiçbir hukuki sebebe dayanmadan, ikametgâh olarak kullanmak suretiyle haksız biçimde işgal ettiklerini, vekil eden İdare tarafından belirlenen ecrimisil bedelinin ödenmesi hususunda davalılara gönderilen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, davalılar aleyhine önceki dönem işgal tazminatının tahsili için İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/221 Esas sayılı dosyasında dava açıldığını,
davalıların 6111 sayılı Kanun'dan faydalanarak ödeme yapmak için müvekkil İdareye müracaat ettiklerini açıklayarak, davalıların haksız işgali nedeniyle 01.05.2010 - 30.09.2013 tarihleri arası dönem için taahhuk eden toplam 29.025,00 TL ecrimisil bedelinin, kademeli biçimde dönem sonlarından itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar cevap dilekçesi sunmamışlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.12.2014 tarihli ve 2013/629 Esas, 2014/434 Karar sayılı kararı ile davacının dava konusu taşınmazın zilyedi olmadığı, ecrimisil talep edebilmek için taşınmazın maliki ya da zilyedi olması gerektiği, davalılar tarafından kullanılan taşınmazın davacı adına olan tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal olduğu ve bu nedenle de davacının dava konusu taşınmazın maliki ya da zilyedi olmadığı, anılan mahkeme kararının tapuda infaz edilmemiş olmasının davacı lehine bir hak oluşturmayacağı, malik ya da zilyet olmayan davacı İdarenin aktif husumetinin bulunmadığı, gerekçesiyle " aktif husumet yokluğu" nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin 18.12.2014 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 20.02.2020 tarihli ve 2018/4746 Esas, 2020/1659 Karar sayılı ilâmında; dava konusu 6 14... parsel sayılı taşınmazın 20.06.1961 tarihinde ...
Genel Müdürlüğü adına tam hisse ile tapuya tescil edilmiş olduğu, her ne kadar İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.10.1973 tarihli ve 1973/689 Esas, 1077 Karar sayılı, 28.11.1973 tarihinde kesinleşen ilâmı ile ... kızı Vasiliki varisleri olan 1. ..., 2. ... ve 3. Vasiliki ... adlı dava dışı kişiler adına tesciline ilişkin ilâm bulunmakta ise de söz konusu ilâmın henüz infaz edilmemiş olup aktif hâlde bulunan dava konusu 6 14... parsel sayılı taşınmazın tapu malikinin ...
Genel Müdürlüğü göründüğü, mülkiyet hakkının üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için tapuya tescil edilmesi gerektiği, bu nedenlerle iddia ve savunma çerçevesinde deliller toplanarak karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; dava konusu 6 14... parsel sayılı taşınmazın 20.06.1961 tarihinde ...
Genel Müdürlüğü adına tam hisse ile tapuya tescil edildiği, her ne kadar İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.10.1973 tarihli 1973/689 Esas, 1077 Karar sayılı ilâmı ile taşınmazın ... kızı Vasiliki varisleri olan ... ve Vasiliki ... adlı dava dışı kişiler adına tapuya tesciline karar verilmiş ise de, sözkonusu ilâmın henüz infaz edilmemiş olması nedeniyle tapu kaydında malik olarak halen ...
Genel Müdürlüğünün göründüğü ve davalıların işgalinde olduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulü ile 01.05.2010 - 31.12.2010 dönemi için 4.200,00 TL, 01.01.2011 - 31.12.2011 dönemi için 7.840,08 TL, 01.01.2012 - 31.12.2012 dönemi için 8.711,11 TL, 01.01.2013 - 30.09.2013 dönemi için 6.116,98 TL olmak üzere toplam 26.868,17 TL ecrimisil alacağının dönem sonundan itibaren işleyecek kademeli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Bir kısım davalılar ayrı ayrı temyiz dilekçelerinde; davacının tapu maliki olmadığı ve aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, babaları davalı ...'ın 27.05.2010 tarihinde öldüğünü ve taşınmazı ecrimisil talep edilen dönem aralığında kullanmasının mümkün olmadığını ve işgalin kanıtlanmadığını ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, ecrimisil istemine ilişkindir. 1. Dava dilekçesinde ecrimisil talep edilen dönem içerisinde davalı ... ölmüş olup taşınmazda işgalci olduğunun kabulü ile mirasçıları aleyhine ecrimisile hükmedilmiş, Mahkemece davalı ...'ın mirasçılarının dava konusu taşınmazda işgalci olduğu kanıtlanamamıştır. O hâlde; davalı ...'ın ölü olduğu tarihten sonrasına denk gelen dönem ile ilgili ecrimisile hükmedilmesi doğru değildir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2 hükmü gereğince; hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışını sekteye uğratır.
3. Mahkemece bozma ilâmına uyulmasına karar verilmiş ise de; dava birden fazla davalıya yöneltilmiş olduğu hâlde infazda tereddüt oluşturacak şekilde belirlenen ecrimisil bedelinin kimden tahsil edileceği açıkça belirtilmeksizin "davalıdan" alınarak davacıya verilmesine şeklinde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Hâl böyle olunca, mahkeme kararında hukuki denetime elverişli bir hüküm bulunmadığından usul ve kanuna uygun bulunmayan hükmün bozulması gerektirmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/5570, K. 2025/5612, 24 Aralık 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama