KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2025/687 E., 2025/1199 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Mart 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/3195 E., 2024/2965 K.
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/186 E., 2024/389 K.
Karar Metni
816 kelime·4 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin,... ilçesi, Merkez Mahallesi, 7687 parsel sayılı taşınmazın hissedarlarından olduğunu, taşınmazın 4.537,10 m²'sinin müvekkili davacı adına, 120.545,72 m²'sinin davalı adına kayıtlı olduğunu, davalının taşınmazın tamamını kendisininmiş gibi kiracılarla sözleşmeler imzalayarak kullandığını ve bu işlemleri yaparken tüm hissedarların muvafakatının almadığını, dava konusu taşınmazda parselasyon ve hissedarlar arasında paylaşımın da yapılmadığını,
davalının taşınmazın tamamına yakın kısmını diğer hissedarların kullanımını engellemek suretiyle 3. şahıslar eliyle sera olarak işlettiğini ve yüksek gelirler elde ettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden geriye dönük 5 yıllık dönem için şimdilik 10.000,00 TL ecrimisil bedelinin, hak ediş tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın büyük hissesinin müvekkiline ait olduğunu, iddia edilen kullanımların müvekkille bir bağlantısı bulunmadığını ve davacı iddialarının belgeye dayanmadığını, taşınmazın hisseli olması, imar durumu itibarıyla yapı yapılmasına uygun olmadığını, bu nedenlerle taşınmazın uzun yıllar boyunca boş kalarak çeşitli işgallere uğradığını, işgalcilerin kimliklerinin müvekkilince de bilinmediğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 28.06.2024 tarihli ve 2023/186 Esas, 2024/389 Karar sayılı kararı ile "... tüm dosya kapsamından davalının davacının payına yönelik el atmasının bulunmadığı, davaya konu yerin paylı mülkiyete tabi olup davacı ile davalı dışında başka paydaşların da bulunduğu, davaya konu yere ilişkin paydaşlar arasında fiili taksim veya yazılı taksim sözleşmesinin bulunmadığı, davaya konu taşınmazda davacının payından daha fazla kullanılmayan boş yerin bulunduğu, dosya kapsamından davacının ecrimisil istemine ilişkin davasını ispat edemediği..." gerekçesiyle "... davanın reddine..." karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda (III) numaralı bentte belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 24.12.2024 tarihli ve 2024/3195 Esas, 2024/2695 Karar sayılı kararı ile "...dava değerinin toplam 10.000,00 TL olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının istinaf eden davacı yönünden miktar itibariyle kesin ve istinafı kabil bir karar olmadığı.." gerekçesiyle "... istinaf dilekçesinin reddine...." karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 1. Eldeki davanın, fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere 10.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsili talebiyle açıldığını ve davanın niteliğinin belirsiz alacak davası olduğunu, 2.Yerleşik kararlara göre alacağın bir kısmının dava edilmesi hâlinde, kısmi dava kesinlik sınırının dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenmesi gerektiğini, 3.Taşınmazda müvekkilin 4.537/144.810 payının bulunduğunu, seraların getirisi bulunduktan sonra müvekkile ödenmesi gereken ecrimisilin değerlendirilmesi gerektiğini, 4.Bilirkişilerce ısrarla ecrimisil hesabının yapılmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, ecimisil istemine ilişkindir.
1.Bilindiği üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır.
Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nın 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı Kararı).
2. 25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtayın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tâbi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. 3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. madesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar düzenlenmiş olup HMK'nın 341/2. hükmüne göre "miktar veya değeri binbeş Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir." hükmüne yer verilmiştir. 2024 yılı itibariyle HMK'nın 341/2 bendinde belirtilen 1.500,00 TL kesinlik sınırı 28.250,00 TL olarak uygulanmaya başlamıştır.
4. Somut olayda, davacı tarafından fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı tutularak 10.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsili istemi ile dava açılmıştır. Mahkemece keşiften sonra sunulan bilirkişi raporunda ecrimisil hesabı yapılmadığı anlaşıldığına göre dava konusu ecrimisil miktarının 10.00,000 TL ile sınırlı olduğu ve bu miktarın istinaf sınırı altında kaldığı belirtilerek, davacı vekilinin istinaf dilekçesinin miktar yönünden reddine karar verilmesi yerinde değildir. Bölge Adliye Mahkemesince bu husular dikkate alınarak işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/687, K. 2025/1199, 3 Mart 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama