KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2010/1010 E., 2010/4400 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Eylül 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Tapu İptali ve Tescil
Karar Metni
1.090 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
... ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 28.12.2009 gün ve 82/108 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Davacı vekili, 06.11.2009 tarihli dilekçede özetle dava konusu 261 ada 8 ve 11 parsel sayılı taşınmazların Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, oysa bu yerlerin 1975 yılında davacıya kayınvalidesi tarafından bağışlanarak zilyetliğin devredildiğini açıklayarak davalı idare adına olan kayıtların iptaliyle müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Dilekçe ekine 22.09.2009 tarihinde düzenlenen zilyetliğin devri suretiyle bağış senedi fotokopisi de eklenmiştir. Davalı idare kadastro tespitlerinin doğru olduğunu davacının iddiasını kanıtlaması gerektiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının 1975-1976 yıllarında dava konusu taşınmazın bulunduğu Dereköy’den ayrılarak Yunanistan’a gittikleri ve bir daha Gökçeada’ya gelmedikleri saptanmakla davacının davasının reddine karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; dava konusu taşınmazlara ilişkin kadastro tutanakları getirilmiştir. Yapılan incelemede 261 ada 11 nolu parselin 86.84 m2 olarak bahçeli harap ev niteliğiyle senetsizden 24.10.2001 tarihinde Hazine adına tespit edildiği, tutanağın 29.05.2009 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Yine 261 ada 8 nolu parselin kadastro tutanağı dosyada olup 80.40 m2 olarak bahçeli harap ev niteliğiyle senetsizden 24.10.2001 tarihinde Hazine adına tespit edildiği 29.05.2009 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.
Mahallinde 21.12.2009 tarihinde keşif yapılmıştır.
Dinlenen yerel bilirkişi dava konusu taşınmazların yakınındaki evde doğup büyüdüğünü, bu yerleri tanıdığını, dava konusu 8 nolu parselin ... tarafından kullanıldığını, dava konusu 11 nolu parsel ise önceden İzmina isimli kadına ait iken ...’nın satın aldığını duyduğunu, yerel bilirkişinin 1983 yılında adadan ayrıldığını, davacının daha önceden adadan ayrılarak Yunanistan’a gittiğini bu yerlerin kendi haline bırakıldığını söylemiştir.
Diğer yerel bilirkişi ise dava konusu 11 nolu parselin ... isimli kişiye ait olduğunu, ...’nın oğlu olması gerektiğini, dava konusu 8 nolu parselin kime ait olduğunu bilmediğini, davacının 1975-1976 yıllarında annesiyle birlikte bu köyden ayrıldıklarını ve 2000 yılına kadar bu köye gelmediklerini keşif tarihinden 2 yıl öncesinde davacının geldiğini gördüğünü söylemiştir.
Davacı tanığı ise dava konusu 8 nolu taşınmazın davacının ailesine ait olduğunu, 11 nolu parselin İzmina isimli yaşlı bir kadına ait olduğunu ve satın aldıklarını, ancak davacının 1978 yılında köyden ayrıldığını, taşınmazları kendi haline bıraktığı için şuandaki duruma geldiklerini söylemiştir. Fenni bilirkişi ve inşaat bilirkişisi krokili raporlarını dosyaya sunmuşlardır. Fotoğrafçı bilirkişi fotoğrafları çekerek dosyaya sunmuştur.
Bu bilgi ve belgelerin haricinde başkaca delil sunulmamıştır.
Bu durumda, davacının 1975-1976 yıllarında Gökçeada’dan ayrılarak Yunanistan’a gittiği ve 2000’li yıllara kadar Türkiye’ye gelmediği taşınmazları kendi haline bıraktığı ve fotoğrafçı bilirkişinin dosyaya sunduğu fotoğraflardan anlaşılacağı üzere oturulamayacak derecede harap hale geldikleri anlaşılmaktadır. Davacı Türk vatandaşıdır. Taşınmazla ilgisini kesmiştir. Bir başka anlatımla bu yeri kiraya vermemiş veya bir başkasına ilgilenmesi için bırakmamıştır.
Dolayısıyla iradi terk gerçekleşmiştir. Bundan ayrı, çoğunluğun görüşünde yazılı olduğu üzere “…keşif tutanağı kapsamı ve teknik bilirkişinin raporu ile sabit olduğundan, arsaya dönüştüğünün kabulü gerekir…” şeklindeki görüşe de katılmak mümkün değildir. Şöyle ki; taşınmaz Dereköy isimli köyde bulunmaktadır. Türkiye’de köylerin imar planları yoktur.
3194 sayılı İmar Yasasına göre, belediye sınırları içerisindeki bir taşınmazın arsa niteliğini kazanması için Büyükşehir ya da yerel belediyenin 1/1000 ölçekli uygulama imar planı içerisinde bulunması ve o planın kesinleşmiş olması gerekir.
Bu nedenle köy yerleşim alanında bulunan bir taşınmazın bu konuda yetkin olmayan ve yukarıda değinilen yasanın kapsamına aykırı olan bilirkişi sözlerine değer verilerek arsa olarak nitelendirilmesi belirtilen yasanın kapsamına ve ruhuna aykırılık teşkil eder. Bu arada TMK. nun 713/1. maddesine göre; tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazın kazanılabilmesi için davasız ve aralıksız olarak 20 yıllık sürenin dolması gerekir.
Yine, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesindeki koşulların da gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca aynı kanunun 17. maddesi gereğince niteliği uyarınca imar ve ihyanın da tamamlanması zorunludur. Bundan ayrı, 3402 sayılı Kanunun 17. maddesinin son cümlesi de arsa nitelikli taşınmazların kazanılamayacağı biçiminde yorumlanması gerekir. Bilindiği üzere arsa niteliği alan ve belediyelerin uygulama imar planları kapsamında bulunan taşınmazlar rant amaçlı arazi parçalarıdır.
Bu nedenle bu nitelikle taşınmazların zilyetlikle kazanılması mümkün olmaması gerekir.
Öyle ise Dairenin sayın çoğunluğunun buna ilişkin görüşleriyle işin esasına ilişkin öteki görüşlerine katılmak mümkün olmamıştır. Dosyada yerel mahkemece yapılan inceleme ile toplanan tüm bilgi ve belgeler yukarıda karşı oy yazısı kapsamında açıklandığı gibidir. Tüm bu nedenlerle Dairenin sayın çoğunluğunun görüşlerine katılmam mümkün olmamıştır. Mahalli mahkeme kararı dosyadaki bilgi ve belgelere tüm dosya kapsamına usul ve yasaya uygun olmakla onanması gerektiği kanaatindeyim. 28.09.2010
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2010/1010, K. 2010/4400, 28 Eylül 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama