KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2012/11129 E., 2013/5608 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Nisan 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
3.427 kelime·17 dk okuma·1 bölüm
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... (Kapatılan) Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 18.05.2012 gün ve 111/76 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve bir kısım davalılar taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY YAZISI
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; dava konusu ...ilçesi,...
Kasabası, ... mevkiindeki 2194 parsel sayılı taşınmazın davalıların miras bırakanı ... oğlu ... adına tapuda kayıtlı olduğunu, tapu maliki ...1985 yılında öldüğünü, dava konusu taşınmazın müvekkiline ... mirasçısı ... tarafından 16.02.1986 tarihli harici senetle satılarak devir edildiğini ne var ki, şimdi tapunun tescilinin sağlanmadığını, zilyetliğin 20 yılı aşkın süreden beri müvekkilinde olduğunu açıklayarak davalıların miras bırakanı adına olan tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, 19.01.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle tapu iptal ve tescil talebi kabul edilmediği taktirde tapu malikleri harici senette belirtilen bedel nedeniyle sebepsiz zenginleştiklerinden dava konusu parselin keşifte ortaya çıkacak rayiç değerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
29.04.2011 tarihli dilekçeyle ... müdahale talebinde bulunarak özetle; kendisinin muris ... kanuni mirasçısı olduğunu, bu davaya katılmakta hukuki menfaatinin bulunduğunu, bu nedenle davaya müdahale etmek istediğini, kendisine dava dilekçesinin gönderilmediğini açıklamıştır. Müdahale talebiyle ilgili herhangi bir harç tahsil edilmediği görülmüştür.
31.10.2011 havale tarihli dilekçeyle ...mirasçıları sekiz kişi davaya dahil edilmiştir. 30.12.2011 tarihli dilekçeyle ... ve arkadaşları birlikte davaya cevap vermişler, özetle; davacının amca oğlu olduğunu, davacı ile miras bırakan arasında herhangi bir satım belgesinin düzenlenmediğini, mirasçılar arasında taksim yapılmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. 02.03.2012 havale tarihli dilekçeyle ... ve arkadaşları ıslah talebini de kabul etmediklerini, 10 yıllık sürenin geçtiğini söylemişlerdir.
28.01.2011 tarihli ilk oturumda davalı ... ve ... açılan davayı kabul ettiklerini, babaları ölünce rızai taksim yapıldığını, 2194 sayılı parselin ... düştüğünü, ... bu yeri ... sattığını duyduklarını söylemişler, beyanlarını imzalarıyla tasdik etmişlerdir.
30.12.2011 günlü altı nolu oturumda davalı ... dahili davalı ..., dahili davalı ..., dahili davalı ... açılan davayı kabul etmediklerini beyan etmişler, beyanlarını imzalarıyla tasdik etmişlerdir. 02.03.2012 günlü 10 nolu oturumda dahili davalı ... Ertem davayı kabul etmediğini söylemiştir. 16.05.2012 günlü oniki nolu celsede dahili davalı ..., ... davayı kabul etmediğini açıklamışlar, beyanlarını imzalarıyla onaylamışlardır. Davalı ... ise 18.05.2012 tarihli oturumda davayı kabul etmediğini açıklamıştır.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil davasının reddine, davalılar tarafından davacıya 22 ayar 300 gram altın bileziğin aynen iadesine, mümkün olmadığı taktirde dava tarihindeki değeri olan 19.090,20 TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içerisinde davacı vekili ve davalılar ..., ..., tarafından müşterek dilekçeyle temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu 2194 parsel sayılı taşınmaza ilişkin tapulama tutanağı onaylı fotokopisi getirilmiştir. Bu yerin senetsizden vergi kaydına istinaden tarla niteliğiyle 2650 m2 olarak 17.11.1961 tarihinde, tam mülkiyet üzere, 1320 doğumlu... adına tespit görmüş, itirazsız olarak 23.08.1963 tarihinde kesinleşmiştir. Çap kaydı halen adı geçen kişi üzerinedir. Veraset belgeleri getirilmiştir.
Kayıt maliki ...’ın 14.04.1985 tarihinde dul olarak öldüğü, mirasçısı olarak evlatları ..., ... ve ...’ın kaldığı, murisin kızı ... 10.09.1985 tarihinde dul olarak ölümü ile payının ..., ... ve ...’a isabet ettiği görülmüştür.... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 27.10.2011 tarih 2011/231-207 Esas ve Karar sayılı hasımsız mirasçılık belgesinde ise kayıt maliki ...
14.04.1985 tarihinde öldüğü mirasçısı olarak ... ve 10.09.1985 tarihinde ölen kızı ... mirasçıları , ... ve ... ile 31.07.1997 tarihinde ölen murisin oğlu ... mirasçıları...isabet ettiği anlaşılmıştır. Davacının tutunduğu 16.02.1986 tarihli harici satış senedi fotokopisi dosyadadır.
2194 nolu parselin tamamının ... intikal ettiği bu kişinin bu yerin tamamını 300 gram, 22 ayar altın bilezik olarak... satarak teslim ettiği, senedi satın alan ... ile tanıklar ... ile mahalle muhtarı ve isimleri yazılı olmayan iki aza tarafından imzalandığı görülmüştür.
30.09.1985 tarihli “varis anlaşma senedi” başlıklı haricen düzenlenen senet kapsamına göre ölü ... mirasçılarının muristen kalan taşınmazları taksim ettikleri 2194 parsel sayılı taşınmazın ...isabet ettiği yazılmıştır. Senet;... yerine büyük varis ... ve ... tarafından imzalandığı belirlenmiştir. Islah dilekçesi dosyadadır. Bilirkişi raporu dosya içerisindedir. Yukarıda isimleri yazılı bir kısım davalı ve dahili davalıların duruşma zabıtlarındaki beyanları dosya içerisindedir.
Açıklanan olgular tarafların ve Mahkeme'nin bilgisi dahilindedir.
Uyuşmazlık 1961 yılında davalıların kök miras bırakanı 1320 doğumlu ... oğlu...adına tespit gören ve itirazsız olarak 23.08.1963 tarihinde kesinleşen halen bu kişi adına kayıtlı bulanan dava konusu 2194 parsel sayılı taşınmazın haricen satışının geçerli olup olmadığı ve harici satış nedeniyle zilyetliği elinde bulunduran davacı lehine TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm sebebine dayalı iptal ve tescil koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinde toplanmaktadır.
Bilindiği üzere ve kural olarak tapulu taşınmazların haricen satışı Yasada öngörülen istisnalar dışında TMK'nun 706, BK'nun 213, TBK'nun 237 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca geçerli değildir. Öte yandan, kayıt maliki davalıların kök miras bırakanı ... 14.04.1985
tarihinde ölmüştür. Ölümü ile...Sulh Hukuk Mahkemesi'ni 27.10.2011 tarihli yukarıda esas ve karar numarası yazılı mirasçılık belgesinde isimleride yazılı olan kişiler mirasçısı olarak kalmıştır. Yine ...
Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 06.08.1991 tarih 1991/175-191 Esas ve Karar sayılı veraset belgesine göre davalıların kök miras bırakanı ... ’ın 14.04.1985 tarihinde dul olarak ölümü ile mirasçısı olarak evlatları ... ve kendisinden sonra dul olarak 10.09.1985 günü ölen kızı ... ölü eşi ’den olma evlatları .... ile gayri resmi evliliğinden olma çocukları ..., ... ve ...’nın kaldığı belirlenmiş olup haricen taksimin yapıldığı 30.09.1985 tarihine göre taksim sözleşmesi mirasçılardan ... tarafından imzalanmıştır.
Buna göre kök murisin 10.09.1985 tarihinde ölen kızı ... mirasçılarından ... söz konusu taksim senedini imzalamamışlardır. Bu durumda tüm mirasçıların katılımı ile yapılmış bir taksimden söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla harici taksim sonucunda kendisine kaldığı ve bu nedenle 16.02.1986 tarihli harici satış senediyle taşınmazın tamamını satan ... söz konusu taşınmaz yöntemine uygun olarak özgülenmemiştir.
Ancak, bu kişinin terekede elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olarak hissesi bulunmaktadır.
Hal böyle olunca geçerli bir taksim söz konusu değildir. Geçerli bir taksim olmadığından yapılan harici satış hukuken yok hükmündedir. Davacının tutunduğu TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm sebebine gelince: Eldeki dava, 06.12.2010 tarihinde açılmıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 tarih ...Esas, 2011/15 Karar sayılı kararıyla 4721 sayılı TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm sebebi iptal edilmiştir. 02.04.2011 günlü resmi gazetede yayınlanarak yürürlük durdurulmuştur.
Eldeki dava söz konusu Anayasa Mahkemesi'nin kararının yayınlandığı tarihte derdest olan bir davadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 153/2. maddesi uyarınca kural olarak Anayasa Mahkemesi kararları makable şamil değil ise de, derdest davalara Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanacağı Yargıtay 1, 14 ve 20. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanan içtihatları gereğidir. Ayrıca HGK'nun içtihatları da bu yöndedir.
Esasen, Dairemiz'in, Hazine tarafından açılan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle ilgili tapu iptali tescil davalarında Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 gün 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı iptal kararının derdest davalara uygulanacağına ilişkin içtihatlarımız mevcuttur. (örneğin, 15.10.2012 tarih 2012/3171-9245 Esas-Karar, 21.06.2012 tarih 2012/3172-5984, 15.10.2012 tarih 2012/3173 Esas, 9246 Karar, 06.06.2012 tarih 2012/3177-5343 Esas-Karar sayılı içtihatları ile benzer yüzlerce içtihadımız mevcuttur.) Bu durumda, Dairemiz, Hazine'nin açtığı tapu iptali tescil davalarında Anayasa Mahkemesi'nin 12.05.2011 tarih 2009/31 Esas,
2011/77 Karar sayılı iptal kararını makable şamil olarak uygulamakta iken TMK'nun 713/2. maddesiyle ilgili 17.03.2011 tarih 2009/58 Esas, 2011/15 Karar sayılı iptal kararını uygulamaması Daire'nin kendi içerisindeki Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının uygulanması ve uygulanmamasıyla ilgili olarak çelişkisini ortaya koymaktadır.
Eş anlatımla, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının öteki dosyalarda geçmişe yönelik uygulaması ölüm sebebinde dayalı davalarda uygulanmaması tarzındaki yaklaşımı doğru bulmuyorum.
Öte yandan, çoğunluk görüşünde sözü edilen Danıştay’ın 16.12.1966 tarih 1963/386 Esas, 1966/1642 Karar sayılı kararı Danıştay’daki bir davayla ilgili olup, Yargıtay’ın söz konusu kararlarına etkili olamaz ve gerekçe yapılamaz. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerçekten de kamu düzeniyle ilgilidir. Ortada uygulanması gereken bir Yasa maddesi olmadığı halde genel ahlak kuralından bahisle kazanılmış haktan söz edilmesi temeli olmayan ve yasal dayanağı bulunmayan bir konu için kazanılmış hak kuralı ve genel ahlak ilkesi söz konusu olamayacaktır. Kaldı ki, TMK'nun 713/2. maddesindeki iptalden önceki “ölüm” sebebi iptal ile birlikte Yasa metninden çıkarıldığına göre artık TMK'nun 713/1. maddedeki 20 yıllık sürenin bu nedenle kanuni dayanağı kalmamıştır. TMK'nun 713/2.
maddesi ölüm sebebine uygulanması mümkün değildir. Yine TMK'nun 713/5. maddesindeki “mülkiyet birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleşmiş olduğu anda kazanılır” tümcesinin TMK'nun 713/1. maddesindeki sebebe dayalı kazanımlar içindir. Bu cümle 713/2. maddedeki sebeplerle ilgi ve alakası yoktur.
Dolayısıyla, Daire çoğunluğunun Anayasa Mahkemesi'nin konuyla ilgili iptal kararı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girse dahi TMK'nun 713/1. maddesindeki ve 713/5. maddesinin son tümcesinden bahisle Yasada olmayan bir sebeple iptal tarihinden sonra açılacak davalar içinde kazanma koşulları oluştuğu gerekçesiyle iptal ve tescile karar verilmesi gerekir şeklindeki düşünce ve gerekçe Hukuka, Yasanın metnine ve bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararına aykırılık teşkil edeceği izahtan varestedir.
Tapuya güven ilkesini de temelden zedeleyecektir.
Tüm bu açıklamalardan sonra, somut olayda, kayıt malikinin tüm mirasçılarının katılımıyla yapılan bir harici taksim söz konusu değildir. Bu nedenle, harici taksimle kendisine kaldığından bahisle tapulu bir taşınmazın haricen satışı da hukuken ve TMK'nun 706, BK'nun 213, TBK'nun 237 ve TK'nun 26. maddeleri gereğince geçerli olamaz. Ayrıca, TMK'nun 713/2. maddesindeki “ölüm” sebebi işbu dava derdest iken Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilerek Yasa metninden çıkarılmış olup, T.C.
Anayasası'nın 153/2. maddesi uyarınca derdest davalara Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının Yargıtay HGK'nun ve 1, 14 ve 20. Hukuk Daireleri ile Dairemiz'in kıyı kenar çizgisi ve Devlet'in hüküm ve tasarrufu altındaki diğer yerlerle ilgili olarak açılan davalarda Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının geçmişe yönelik olarak derdest davalarında uygulanacağına ilişkin istikrar kazanmış içtihatları dikkate alınarak işbu davada Yerel Mahkeme Hakimi'nin tapu iptal ve tescil davasının reddine ilişkin vermiş olduğu karar Usul ve Yasaya uygun olup bir kısım davalıların temyiz itirazları bu nedenlerle yerindedir.
Mahalli Mahkeme kararının açıkladığım tüm bu gerekçelerle öncelikle tapu iptali ve tescil davası yönünden ONANMASI gerekir. Ancak, taşınmazın haricen satışına ilişkin Yerel Mahkeme hükmünün geçersiz bir harici satış söz konusu olduğundan ve herkes aldığını iade etmekle yükümlü olması nedeniyle haricen satış senedinin tarafı olan ve ölmekle terekesi bir kısım davalılara kalmakla kabul kararı münhasıran o kişilere hasren doğru olduğu inancındayım.
Açıkladığım tüm bu gerekçelerle Mahalli Mahkeme kararının tazminata ilişkin bölümünün de ONANMASI gerektiği düşüncesindeyim.
Netice olarak; Yerel Mahkeme kararı tapu iptal ve tescil ile tazminata ilişkin bölümleri yukarıda açıkladığım gerekçelerle doğrudur. Bu sebeplerle sayın çoğunluğun bozmaya ilişkin görüş ve gerekçelerine katılmam mümkün değildir. Yerel Mahkeme kararının tüm bu nedenlerle tümüyle onanması gerektiği düşüncesindeyim. 12.04.2013
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2012/11129, K. 2013/5608, 12 Nisan 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama