KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2012/13864 E., 2013/6818 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Mayıs 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
- Dava türü
- Tapu ipt... ve tescil
Karar Metni
1.416 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
... ile ... aralarındaki tapu ipt... ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair ... Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi'nden verilen 18.07.2012 gün ve 130/122 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY YAZISI
Dava, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan ve evlilik süresi içerisinde edinilen taşınmazın tapu kaydının ½ oranında ipt... ile tescili isteğine ilişkindir.
Yerel mahkemece, “…dava konusu 400 ada 7 parselde davalı ... oğlu ... payına düşen 1305/2400 pay bakımından tapu kaydının ipt... ile, 435/2400 payın davacı ..., 870/2400 payın ise, davalı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi…” ve hükmün davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Daire çoğunluğunca; “muris muvazaasına dayalı olarak açılan ...
Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 13.06.2011 tarih ve 2011/88 Esas, 2011/144 Karar sayılı dava dosyasının kabulle sonuçlandığını ve hükmün 20.07.2011 tarihinde kesinleştiğini, eldeki dava ile hukuki sebepleri farklı olması nedeni ile kesin hüküm oluşturmuyorsa da, derdest dava bakımından güçlü delil teşkil ettiğini, Yargıtay İnançları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 05.07.1974 tarih ve 20/6 sayılı ilamı ile 07.10.1953 tarih ve 1953/8-7 sayılı ilamına göre mal rejiminin tasfiyesinde iptal ve tescile hükmedilemeyeceğini,
ancak bedel talep edildiğinde yanlar arasında önce görülüp kesinleşen dava dosyası eldeki dava için güçlü delil teşkil edeceği göz önünde bulundurularak ve tarafların tüm delilleri de dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına" karar verilmiştir.
Davacı vekili, “…gerek dava dilekçesinin konu bölümünde ve gerekse sonuç kısmında açık bir biçimde evliliğin ölümle sona erdiğini, buna göre mal rejiminin tasfiyesi ile edinilmiş mal olan 400 ada 7 nolu parselin muristen gelen hissesinin 1/2’sinin müvekkil adına tesciline karar verilmesini…” istemiştir. Görüldüğü gibi herhangi bir katkı payı alacağı ya da katılma alacağı isteği söz konusu değildir. HMK'nun 26. maddesine göre, “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucunda daha azına karar verebilir.” Yerel Mahkemece, söz konusu parselin edinilmiş mal olduğu görüşüyle hareketle davacının hak ettiği pay bakımından tapu kaydının iptal ve tesciline karar verilmiştir.
Kural olarak, gerek 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde ve gerekse 4721 sayılı TMK'nun 202 ve devamı maddeleri gereğince yasal mal rejimi olarak kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu evrede edinilen taşınmazlar bakımından davayı açan eşin ayin (mülkiyet) hakkı isteme olanağı bulunmamaktadır.
Davayı açan eşin isteyebileceği hak, şahsi hak niteliğinde bulunan bir para alacağından ibarettir. Bunun yasal dayanağı 07.10.1953 tarih ve 1953/8 Esas, 1953/7 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Umumi Heyeti kararı oluşturmaktadır.
Sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı'na göre, “Davacının, bir bağıt ilişkisinin varlığı savı ile tapu kaydının kendi adına düzeltilmesini isteyebilmesi için aralarında MK'nun 634. maddesine uygun biçimde bir bağıtın (akdin) var olması gerekir.
Bu biçimde bir bağıtın var olmadığı, davacının beyanında anlaşılırsa kanunun var olmadığını kabul ettiği bir durumun ispatı da mahkemece düşünülemez.”
Bu İçtihadı Birleştirme Kararı öteden beri hiç sapma göstermeksizin gerek uygulamada ve gerekse doktrinde mal rejimleri bakımından uygulanmış ve istikrar kazanmıştır. Bu konuda bir duraksama da söz konusu değildir. Kesin hüküm oluşturmuyor ise de, güçlü delil oluşturur denilen ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen kararı az öncede açıklandığı gibi muris muvazaasına dayalı olarak 818 sayılı BK'nun 18. (6098 sayılı TBK'nun 19.) maddesi gereğince açılan bir davadır. Eldeki dava ise mal rejiminden kaynaklanan ve bu rejimin tasfiyesi nedeni ile açılan tapu ipt... ve tescil davasıdır. Yani, derdest davanın dayandığı hukuki sebebi mal rejiminin tasfiyesi oluşturmaktadır. Her iki davanın da hukuki sebebi farklı olduğu değerli çoğunluk tarafından da kabul edilmektedir.
Derdest dava ile istenen herhangi bir alacak söz konusu olmadığına ve belirtilen 07.10.1953 tarih 8/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince mülkiyette istenemeyeceğine göre, güçlü delil hangi gerekçe ile eldeki dava bakımından kabul edilecektir. Davacı sadece kendisini bir istekte sınırlamış ve alacak istemediğinden bu tür davaların kabulüne olanak zaten bulunmamaktadır. Çoğunluk gerekçesinde yer alan 05.02.1974 tarih ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın da eldeki dava bakımından uygulama olanağı
olmayıp muris muvazaası ile ilgili davalarda uygulanmaktadır. Zaten, değerli çoğunlukta gerekçesinde; “ Bedel talep edildiğinde…” ibaresine yer vermiştir. Somut olguda bedel söz konusu olmadığına göre, söz konusu 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ile güçlü delilin uygulama olanağı olabilir mi? Gerek katkı ve gerekse katılma alacağına ilişkin davalar on yıllık zamanaşımına tabi bulunduğundan davacının zamanaşımı süresi içinde alacak davasını açma olanağı bulunmaktadır (TMK. m. 5 yoluyla, TBK.m. 146 ).
Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında davacının aynı hak niteliğinde bulunan tapu ipt... ve tescil isteğinde bulunamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmek üzere kesin bozma yapılması gerekirken farklı bir gerekçe ile bozma yapılması yönündeki değerli çoğunluğun görüşlerine açıklanan nedenlerle katılmıyorum. 09.05.2013
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2012/13864, K. 2013/6818, 9 Mayıs 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama