KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2013/2629 E., 2013/10363 K.·Maliki 20 Sene Önce Ölmüş Tapulu Taşınmazın Haricen Satımı Kazandırıcı Zamanaşımı Tapunun Hukuki Değerini Yitirmesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Temmuz 2013
Karar Metni
3.958 kelime·20 dk okuma·1 bölüm
TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 713
1982 ANAYASASI (2709) Madde 153
TÜRK KANUNU MEDENİSİ (MÜLGA) (743) Madde 639
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 243
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 244
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 261
"İçtihat Metni"Y.. S.. ve müşterekleri ile H.. K.. ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Akyurt Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 13.11.2012 gün ve 126/217 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 02.07.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti.
Duruşma günü temyiz eden davalılar S.. E.. ve müşterekleri vekili Av. M.. Ç.. ve karşı taraftan davacılar M.. S.. ve müşterekleri vekili Avukat A.. T... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Davacılar vekili 29.06.2010 havale tarihli harcı alınan dava dilekçesinde özetle: vekil edenlerinin murisi S.. S..’in, davalıların miras bırakanı Yaşar Kartal adına tapuda kayıtlı Ankara İli, Akyurt İlçesi, ...Mahallesi'ndeki 195 parsel sayılı 15500 m2'lik taşınmazı mirasçıları H.. K.., N.. K..ve H..
K..’dan tapu dışı yolla 18.6.1966 tarihinde haricen satın aldığını, ölümüne kadar aralıksız nizasız kullandığını, öldükten sonrada mirasçılarının zilyetliğinin devam ettiğini açıklayarak TMK’nun 713/1-2. maddesindeki koşulların, özelliklede kayıt malikinin 20 yıl önce “ölmüş” olması hukuksal sebebinin somut olayda gerçekleştiğinden bahisle davalıların miras bırakanı Mehmet oğlu Y..
K..adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar S.. E.. ve arkadaşları vekili, 20.12.2010 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; TMK.nun 713/1 ve 2. maddesindeki koşulların davacılar yararına gerçekleşmediğini, nizalı taşınmazın müvekkillerinin murisi adına tapuda kayıtlı olduğunu, ölümü ile elbirliği mülkiyet üzere bulunduğunu, mirasçılardan birkaç tanesinin üçüncü kişilere haricen satışının geçerli olmadığını, davacıların bu yerde işgalci olduklarını, açıklayarak davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacıların murisinin dava konusu taşınmazı davalıların miras bırakanı adına tapuda kayıtlı iken bu kişinin ölümü üzerine bir kısım mirasçılarından haricen satın alarak zilyetliğin dava tarihine kadar 40 yılı aşkın süreden beri davacıların murisi ve davacılarda olduğu belirlenmekle TMK.nun 713/1 ve 2. maddesindeki koşulların davacılar yararına gerçekleştiğinden bahisle davanın kabulüne, dava konusu parselin davalıların miras bırakanı adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına payları oranında tesciline karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde davalılar S.. E.. ve 15 arkadaşının vekili tarafından dilekçelerinde yazılı nedenlerle temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; davacıların ve davalıların murislerine ait hasımsız veraset belgeleri dosya içerisindedir. 18.6.1966 tarihli haricen düzenlenen satış senedi fotokopisi dosya kapsamındadır. Yapılan incelemede köyü, mevkii, miktarı yazılı olan 15 dönümlük tarlanın 1600 Lira bedelle H..K.., K.. K..ve H.. K.. tarafından alıcısı S..S..’e tanıklar H..G.. ve H..T.. huzurunda satıldığı, satıcıların parmak izlerinin alındığı, ayrıca, karşısında isim yazılı olmayan ya da senet aslında yazılı ise de, fotokopisinde çıkmayan isimleri karşısında iki ayrı parmak izinin daha bulunduğu görülmüştür.
Nizalı taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının fotokopisi getirilmiştir. Bu yerin Arazi Kadastro Mahkemesi'nin 12.5.1954 tarih ve 1954/142 nolu kesinleşen kararı gereğince Mehmet oğlu Y..K..adına 21.12.1955 tarihinde sicil kaydının oluşturulduğu görülmüştür. Çap kaydı getirilmiştir. 195 parsel sayılı taşınmazın halen tam mülkiyet üzere Mehmet oğlu Y..K..adına tescilli olduğu belirlenmiştir. Çap kayıt maliki 1.7.1903 doğumlu Mehmet ve Ayşeden olma Y..K..5.3.1965 tarihinde ölmüştür. Ölümüyle mirasçıları dosyada mevcut veraset belgeleriyle saptanmıştır. Davacıların miras bırakanı 1.9.1919 doğumlu Ali ve Medine’den olma S..S..in 19.5.2009 tarihinde öldüğü, ölümüyle davacıları mirasçı bıraktığı veraset belgeleriyle sabittir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 27.4.2012 tarihinde keşif yapılmıştır. 1951, 1933, 1957 ve 1956 doğumlu davacı tanıkları ayrı ayrı dinlenmiştir. Beyanlarında özetle; “..kendilerini bildiklerinden beri dava konusu taşınmazın S.. S.. tarafından kullanıldığını, ölümünden itibaren oğullarının kullandığını, davalıların murisi Y.. K..l’ı tanımadıklarını…” söylemişlerdir. Davalı tanıkları 1943 doğumlu H.. .K.. 1937 doğumlu H..M..E..beyanlarında; “…taşınmazın kayıt malikinin Y..
K..olduğunu, bu kişinin erkek çocuğu olmadığı için mirasçılarının ölümünden sonra bu tarlayı ekip biçmediklerini, Y.. K..’ın berber mesleğiyle meşgul olduğunu, çiftçilik yapmadığını, bu yeri davacıların ekip biçtiğini…” beyan etmişlerdir.
1934, 1944 ve 1950 doğumlu yerel bilirkişiler özetle; “..taşınmazın malikinin kim olduğunu bilmediklerini, davacıların bu tarlayı Y..K..’dan satın aldıklarını söylediklerini, bu nedenle 40 – 50 yıldan beri davacıların sahiplendiğini…” açıklamışlardır. Keşifte görevlendirilen teknik bilirkişiler dosyada mevcut kroki ve raporları ile rapor eki olan fotoğrafları sunmuşlardır. Açıklanan olgular tarafların ve mahkemenin bilgisi dahilindedir.
Uyuşmazlık, tapuda kayıtlı taşınmazın haricen satışının geçerli olup olmadığı ve kayıt malikinin ölümüyle tereke malı olan taşınmazın birkaç mirasçı tarafından üçüncü kişiye haricen satışının hukuken korunup korunmayacağı, ayrıca, 4721 sayılı TMK’nun 713/2. maddesindeki “ölüm” sebebine dayalı davanın dinlenip dinlenmeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere ve kural olarak; tapuda kayıtlı ve özellikle çap kaydı oluşmuş taşınmazların TMK.nun 706, 818 sayılı BK.nun 213 (6098 sayılı TBK.nun 234), Tapu Kanununun 26. maddeleri uyarınca haricen satışı yasanın tanıdığı istisnalar dışında hukuken geçerli değildir. Söz konusu istisnalar kat karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle yükleniciye isabet eden bölümlerin noter veya haricen satışı ile mirasçılar arasında miras payının devri vs. gibi nedenlerdir.
Bundan ayrı, tapuda kayıtlı bir taşınmazın kayıt malikinin ölümü üzerine tereke malı ve elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olan taşınmazla ilgili olarak kayıt malikinin mirasçılarından bir veya birkaçının muristen gelen miras paylarını üçüncü kişilere haricen satışı hukuken geçerli bulunmamaktadır.
Tüm bunlardan ayrı olarak, TMK.nun 713/2. maddesindeki “ölüm” sebebine dayalı iddianın aynı Kanunun 713/1. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi halinde iptal ve tescile karar verilip verilemeyeceği konusuna gelince; kural olarak söz konusu hüküm Anayasa Mahkemesi'nin 17.3.2011 tarih, 2009/58 Esas, 2011/15 Karar sayılı kararı uyarınca yasa metninde bulunan ölmüş sözcüğü iptal edilmiştir. Bir başka anlatımla, artık, yasada böyle bir dava sebebi ortadan kaldırılmıştır.
Kanunda olmayan bir nedene dayanılarak aynı Kanunun (713/5) hükmünden bahisle iptal ve tescil kararı verilmesi olanaklı değildir. Çünkü, 713/5. madde, 713/1. maddedeki koşulların gerçekleşmesi durumunda 713/1. maddeyi tamamlar niteliktedir. 713/5. madde, 713/2. madde ile ilgili değildir. Buna karşılık, 713/2. maddedeki 3 hal olarak belirlenen sebeplerden birisi Anayasa Mahkemesinin değinilen iptal kararıyla ortadan kalkmıştır.
Eş anlatımla Yasa metninden “ölüm” sözcüğü çıkarılmıştır. Artık, TMK.nundaki “ölmüş” sebebine dayalı olarak dava açılamayacağı kuşkusuzdur. Eldeki dava ise, söz konusu Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe girmesinden önce veya sonra açılmasının önemi yoktur. Çünkü, TC Anayasası’nın 153/2. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi kararlarının derdest davalara uygulanacağı kuşkusuzdur.
Nitekim, Dairemizin kıyı kenar çizgisiyle ilgili olarak verilen kararlarında Anayasa Mahkemesinin o konuyla ilgili iptal ve tescil davalarının makable şamil olarak derdest davalara uygulanmakta olduğu tartışmasızdır. Bu konuda, Dairemizden verilmiş yüzlerce karar bulunmaktadır.
Hal böyle iken, Dairenin çoğunluğu tarafından TMK.nun 713/2. maddesindeki “ölüm” sebebine dayalı davalarında Anayasa Mahkemesinin iptal kararının derdest davalara uygulanamayacağı, kaldı ki Anayasa Mahkemesi Kararının yayınlandığı tarihten sonra açılan davalara da TMK.nun 713/5. maddesinden bahisle uygulanamayacağına ilişkin açıkça yasal sebebi kalmayan bir durumun zorlanılarak hukuki nedene dayandırılmasının doğru olmadığını düşünüyorum.
Öte yandan, HGK.nun 10.10.2012 tarih 2012/4-441-710 Esas ve Karar sayılı kararında belirtildiği üzere “Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları Resmi Gazete'de yayınlandığı tarihten itibaren ve geleceğe dönük olarak hüküm ve sonuç doğurur. Ancak, bu kuralın istisnası Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının etkisi henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalar yönünden geçerli olduğudur. Anayasa madde 153.
Eldeki davada henüz kesinleşmediğinden Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının eldeki dava yönünden etki doğuracağı ve HMK.nun 3. maddesinin eldeki davada uygulanmayacağı kuşkusuzdur, şeklindedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 23.2.2005 gün ve 2005/21-66-93 Esas, Karar ve 13.6.2012 gün ve 2012/4-173, 379 Esas, Karar sayılı kararlarında da bu ilkenin benimsendiği yazılıdır. Söz konusu kararda Dairemiz üyelerinden iş bu karşı oyu yazan S. Altıngöz’ün ve çoğunluk
görüşünü benimseyen A. Eryılmaz’ın imzaları bulunmaktadır. Yine, Hukuk Genel Kurulu'nun 12.12.2012 tarih, 2012/4-523-1191 Esas ve Karar sayılı bozma kararında da, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının Anayasa'nın 153. maddesi gereğince derdest olan davalara uygulanacağına ilişkindir. Bu kararda da Dairemiz üyelerinden ve konuyla ilgili çoğunluk görüşü tarafında yer alan F. A..’in imzası bulunmaktadır.
Yine, aynı mealde HGK.nun 13.06.2012 tarih ve 2012/4-173-379 esas ve karar sayılı ilamında da Dairemiz Üyelerinden B. .. ve A. T.. Çevikbaş’ın imzaları yer almaktadır. Öyle ise, konuyla ilgili olarak yukarıda isimleri yazılı Daire üyelerinin Hukuk Genel Kurulu Kararlarına attıkları imzalar nedeniyle ölüm sebebine dayalı olarak açılmış olan davalarla ilgili olarak HGK. kararına aykırı biçimde Daire'de karşı yönde oy kullanmaları kendi taktirleridir.
Ancak, kıyı kenar çizgisiyle ilgili tüm kararlardaki muhalefet görüşüne uygun hareket edilmesi Hukuk Genel Kurulu'nda muhalefet görüşüne uygun oy kullanmasına karşın, somut dava nedeniyle Daire çoğunluğunun kararında yazılı olduğu gerekçelerle kullanmalarının kendi taktirleri olmakla birlikte doğru olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki, TMK’nun 178. maddesiyle ilgili HGK.nun 17.4.2013 tarih, 2013/8-375-520 Esas ve Karar sayılı kararı Daire'de de benimsenmiştir.
Görüldüğü üzere Hukuk Genel Kurulu kararlarına Yargıtay Dairelerinin uyma mecburiyeti yoksa da genel olarak benimsenmektedir.
Açıkladığım tüm bu yasal gerekçelerle Hukuk Genel Kurulu'nun tarih ve sayılarını belirttiğim kararları uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin konuyla ilgili iptal kararı nedeniyle ve Daire'nin konuya uygun kıyı kenar çizgisiyle ilgili vermiş olduğu UYAP üzerinden belirlenecek yüzlerce kararların kapsamları dikkate alınarak, bu gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılamıyorum. Eldeki davanın yasal dayanağının kalmadığını düşünüyorum. Bu nedenlerle reddi gerekir kanaatindeyim. 02.07.2013
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/2629, K. 2013/10363, 2 Temmuz 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama